AKLIMA TAKILIP DURAN BAZI KONULAR…
Bir din adamı niçin zırhlı araçla gezer anlamıyorum.
Bizim bildiğimiz din adamı herkes tarafından sevilen, sayılan bir kişidir.
Hoşgörülüdür, sevecendir…
Yani öyle olmalıdır.
Toplumca kendisinde aranan “Din adamlığı” dışında başka bir konuyla ilgilenmez.
Öyle olunca da din adamını herkes sever sayar…
Peki o zaman, Diyanet İşleri Başkanımız, niçin zırhlı araçla gezer?
Daha da önemlisi, bu başkan niçin “Alevilik bizim kırmızı çizgimizdir” der.
“Alevi” deyince duracaksın…
Ama, alevi vatandaşımızın ödediği vergilerle alınan zırhlı araca “hooop” bineceksin!
Başka bir konu daha var: Senin tabi olduğunu düşündüğün mezhebin…
“En doğru” mezhep olduğunu kim söyledi?
Bu dünyada herkes “kendi inandığını” en doğru bulmuyor mu?
Bu da normal değil mi?
Siz niçin Alevilik ile aranıza “Kırmızı çizgi” çekiyorsunuz?
Bu işlerin ölçüsü nedir..?
Bu işlerde karar verici merci kimdir, neresidir..?
En doğruyu, en iyiyi kim tayin ediyor?
Hepimiz Tanrı’ da buluşmak için yola çıkmıyor muyuz?
Ama ayrı yollardan gidiyoruz, ne var bunda?
Aldığın maaşta, benim de verdiğim verginin payı var.
Gerçi, Alevi değilim ama, olabilirdim de…
Bir insanın şu veya bu dine, şu mezhebe veya bu ırka mensup olarak dünyaya gelmesi elinde midir?
Alevi vatandaşımızın inancı, dünya görüşü daha doğru olamaz mı mesela..?
Ya da bir başka mezhep grubunun düşüncesi daha doğru olamaz mı?
Esasen ayrı ayrı mezheplere ne gerek varsa..?
Ya da bir inanç sistemi diğerinden niçin daha iyi veya üstün olsun ki?
Sen böyle düşünüyorsun, o veya onlar da öyle düşünüyor.
Varsa bunun bir muhasebesi herkes kendi hesabını verecektir herhalde.
Bir başkası hiçbir inanç sistemine uymuyorsa, o da, onun düşüncesidir.
Sonuçta inanç dünyasının dışında kalmak da “Bir inanmadır”
Herkesin hangi “inancın içinde” bulunduğundan bana ne, sana ne, ona ne?
Diyelim ki vatandaş “inanmıyor da olabilir” kime ne?
**********
Adam bas bas bağırıyor: “Ben Allahtan başka kimseden korkmam.
Kimseye hesap vermem”
Yaaa sevgili vatandaşım; senin kimseden korkmadığından bize ne?
Bize; senin “Kanundan, hukuktan korkup korkmadığın yarar”
Bizi o ilgilendirir… Gerisi boş laftır.
Ayrıca kanundan, hukuktan da korkacaksın…
Vatandaş adına iş yapıyorsan, vatandaşa da hesap vereceksin.
Yok öyle malaka..!
Allahtan korkup korkmamak senin sorunun…
Ama hukuka bağlı kalman beni ilgilendirir.
**********
Cenaze namazına gidiyoruz…
Namazın önünde veya sonunda hoca konuşuyor da konuşuyor.
Yok efendim “Hepimiz bu tabutun içine girmekle mükellefiz”
“Her canlı bir gün ölümü tadacaktır”
Veya benzeri sözler…
Ne demiş şair C.Sıtkı Tarancı:
“Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde nasıl kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında”
Durum bu iken kısa kesmek belki daha doğru…
Arkasından mezarlığa gidiyoruz…
Hocadan bir nutuk da orada…
Yaa, güzel hocam: Oraya kadar gelen adamlar zaten bunları biliyor.
Öleceğimizi biliyoruz…
İşin sakat yanı da o ya…
Niçin söyleyip duruyorsun ki bunları vatandaşa..?
“Korku salarak” din anlatılmaz ki… Din, “Sevgi” ile anlatılır.
Cenaze namazından sonra mevta ile vatandaşı helalleştir, işi bırak…
Mezarlıkta da uygun bir iki dua yap, programı kapat…
Gelenlerin arasında benim gibi yaşlısı var, hastası var, ustası var.
Bu işlerin kısası ve sadesi güzeldir sayın hocam..!
**********
Adam evine çamaşır makinesi almış, halı almış ve saire…
Güle güle kullan, sağlıklı günlerde kullan, dememiz gerekmez mi?
Yok…
“Hayırlı olsun” diyoruz.
Nesi hayırlı olacak ya..!
Adam kullanmak üzere eşya almış…
Hayırlı olsun ne demek!
Ya arkadaşlar! Biz şu güzel Türkçe’ mizin neresindeyiz Tanrı aşkına?
**********
Ömer Hayyam’ dan bir dörtlük ile üzerimizdeki gerilimi atalım:
“Dünya; dediğin, bir bakışımızdır bizim.
Ceyhun Nehri, kanlı göz yaşımızdır bizim.
Cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,
Cennetse, gün ettiğimiz günlerdir bizim”






















