ZURNAZEN FESTİVALİ’NDEN ERMENİSTAN’A
“ Müzik; Allah’ın dilidir. ( Suren Asaduryan ) “
Dün akşam ( 05102018 ) 4. Uluslararası Zurnazen Festivalindeydim. Teke Yarımadasında yetişmiş nice halk ozanı ( ki çoğu köylerinde kendi imkânları ile ata yadigârı bu enstrümanı çalmakta daha da geliştirmişlerdi kendilerini ) gurur veren ezgilerle yüreğimizi kabarttılar.
Sahne öncesi, doğruyu söylemek gerekirse yabancı ülkelerden pek çok katılımcı içinde Ermenistan’dan Suren Asaduryan’ı merak ediyordum. Dünyaya mal olmuş “ duduk “ resitalleri, ülkemizde çıkan pek çok CD’si ve ömrünün çoğunu geçirdiği ülkemizde halkların kardeşliğini vurgulayan sanat yaşamı ile yakından takip ettiğim Asaduryan’a, kentimizin en güzel yerinde Asala canilerinin katlettiği diplomatlarımız için yapılan anıt yükselirken, halkımızın tavrını görmek istiyordum.
Dünyanın tanıdığı bir sanatçıyı, Festival Yönetimi’nin uvertür sanatçı olarak sahneye çıkardığı Suret Asaduryan, saz ekibinin kendisine ( ne hikmetse ) bir türlü giriş yapmasına imkân vermeyen beceriksizliklerine sabırla tahammül etti, güler yüzle bekledi ve izleyicilerin ne olup bittiğini hissedemediği bir garip iklimin soğukluğunda icra-i sanatından sonra sahneyi terk etti.
Temennim, bir türlü anlayamadığım Muğla1Bir gibi bir yaklaşımla, güzelim bir festivale verilen Zurna(Z)en gibi absürd ifadelerin Türk Kültürünün ve dilinin pratiğinden uzak yaklaşımlarından vazgeçilmesi.
Katılımcı halkların zurna sanatçılarının finalde birlikte seslendirdikleri yöresel ezgilerle tekrar tekrar gönlümüzü coşturmaları, halkların ezgilerine adil yaklaşımla yer verilmesi ne kadar anlamlı olur.
Neyse, Zurnazen Festivali’nden, Ermenistan’dan konuğumuz Suren Asaduryan’dan söz açılmışken aklıma düşen Ermenistan gezisi izlenimlerimden bir kısmını paylaşayım istedim.
26.07.2010 ( TİFLİS – ERİVAN )
Bugün, Ermenistan’ın başkenti Erivan’a geçeceğim. Bir yandan Azerbeycan gezim esnasında, Azeriler’in olumsuz konuşmaları ( ki, Türk olduğunu anlasınlar, kafanı keserler diyordu hemen hepsi ), diğer yandan, 1 Ağustos’ta İran sınırından Ermenistan’a girecek olan Fatih-Melek çiftinin, bana gönderdikleri mail’de; arkadaşlarından, Ermenistan’da güvenlik içinde olamayacaklarına dair bilgiler aldıklarını bildirmeleri, oldukça tedirgin etti beni. Allahtan, dün Gori-Tiflis- Mtskheta – Tiflis hattında yorgunluktan harman olmuşum, Natakhtari birası da devreye girince, güzel uyudum.
Sabah, 06.15’ de, herkes derin uykulardayken, çantalarımı, sessizce toparlayıp ayrılıyorum, Dodos’un bahçe kapısından. Marjanishvili Meydanında, bu saatte çöpçü kadınlar bile yok. Sadece, içki veya uyuşturucudan duman olmuş, dekolte kıyafetli birkaç fahişe, boş gözlerle, sendeleyerek dolaşıyor. Karşıda bir polis arabası, içindekiler fahişeye değil, bana bakıyorlar pür dikkat.
Ortakale otobüs terminaline gideceğim, Erivan’a giden araçlara binmek için. Ama, önceden tahmin ettiğim gibi, bırak minibüsü, taksi bile yok görünürlerde. İki berduş, göbeklerini kaşıyarak gelip, karşımda duruyorlar, içki parası isteyecekler besbelli. Karşıdaki polis arabasını gösteriyorum, anında kayboluyorlar.
Neden sonra, bir taksi geliyor ( 5 GEL ), bomboş yollardan, çok geçmeden Ortakale’ye varıyor ve dün öğrendiğim peronda, önünde Erivan yazan marşrutkaya binerek, dolmasını beklemeye başlıyorum. Şoför yolculara, pasaport ve vize konularını hatırlatan bir konuşma yapıyor Ermeni’ce. Arkamda oturan aile telaşlanıyor, pasaportlarını almamışlar, böylesini de ilk defa görüyorum. Neyse, yine de; çabuk doluyor, 07.40 ‘ da hareket ederek, yine yemyeşil ağaçlar, seyrek yerleşimlerden geçerek, Sadakhlo sınır kapısına geliyoruz.
Gürcü pasaport polisinin önünde, sırada beklerken, bir polis geliyor, elimdeki pasaportu alıp, “ vizen var mı “ diye soruyor. “ Elektronik vizem var. “ deyince, onu da isteyip, içeri, karakola giriyor. İstanbul’da iken, yaptığım araştırmalarda, Ermenistan’ın normal pasaportlara sınırda, ancak, yeşil pasaportlara, ( Türkiye Cumhuriyetine hizmet etmiş olmanın cezası olsa gerek ) temsilciliklerinde, Tiflis’te vize verdiğini, bunun da bir haftayı bulduğunu öğrendiğimden, Ermenistan Dış İşleri bakanlığının sitesindeki formu doldurup, 15 $ göndermiştim, iki gün sonra da, vize oluru, e-mail’le gönderilmişti.
Önümdeki kuyruk bitiyor, ben, polisi, pasaportumu bekliyorum. Suriye’den, Lübnan’a geçerken de böyle takılmıştım gümrük polisine, sırt çantalarımın da içinde bulunduğu otobüs hareket ederken, son anda yetişmiştim. Bu, bana ders olduğundan, gümrük kapılarında, çantalarımı hep yanıma alıyorum. Pek tanınmadığı için, yeşil pasaportun polise takılma oranı, normal pasaportlara göre daha fazla. İtalya hariç, sorgusuz sualsiz girebildiğimi pek hatırlamıyorum. Neden sonra polis geliyor, tamam diyerek, pasaportumu gümrük polisine veriyor.
Fotoğrafımı alan polis, bilgisayara girdikten sonra uzatıyor pasaportu, tampon bölgeyi geçerken tedirginim. İşin ilginci, Gürcistan değil Ermenistan vizesine kafayı takmış olması. Herhalde, Ermenistan sınırından çevirirler, bize gene iş düşer, baştan sınırdan çıkarmayalım diye düşünmüş olabilirler.
Bagradesh Ermenistan sınır kapısında, Ermeni polisin önünde sıradayım bu kez. Pasaportun üzerindeki ay yıldızı görünce, dikkatle yüzüme bakan gözleriyle delip geçiyor beni. Bilgisayara girerken, bir hata oluştu. Sinirlendi, tekrar tekrar giriyor pasaportumu, ancak, bilgisayar hata veriyor anladığım kadarıyla. Nerede hata yaptığını tahmin ediyorum, ikaz etsem, gurur meselesi yapacak belki. Türk pasaportlarındaki TR harflerini kabul etmiyor bilgisayar, bunu Ermenistan e-vizesi müracaatında da yaşamış, doğrudan pasaport no’sunu girdiğimde kabul etmişti. Neden sonra, hâtâ kalkıyor, adamın yüzü gevşiyor,
Azerbeycan giriş- çıkış damgalarının yanına giriş damgasını basıyor. Sanırım, çok az kişinin pasaportunda Azerbeycan ve Ermenistan damgaları vardır. Tabii, bu damga, benim bundan sonra, Azerbeycan’a girme imkanımı da ortadan kaldırıyor.
Minibüsün önünde herkes beni bekliyor, önce, bol su içip rahatlıyorum.
Debed nehri ile yan yana ilerledikten sonra Debed kanyonuna giriyoruz. İki tarafta yüksek tepeler arasında ilerliyoruz, o kadar çok trafik polisi var ki; karşıdan gelen araçlar, sürekli selektör yaparak, ilerideki radar veya polisin varlığını müjdeliyor !Akhtala’yı geçiyor, yol boyunca, Gürcistan’da olduğu gibi, Sovyetler Birliği’nin entegrasyonundan mahrum kalındığı için, harabeye dönmüş, pek çok fabrika görüyorum.
Aklıma, Tiflis’te Saakashvili’nin görkemli Cumhurbaşkanlığı Sarayı ile Marjanishvili Meydanında, geçinebilmek için, önüne dizdiği 3-5 hıyarı satmaya çalışan Gürcü kadınlar geliyor. Bu çelişkiler, ne yazık ki; insanlık var olduğu sürece devam edecek.
Görebildiğim kadarıyla, etraf, fakirlik, yoksulluk ve eziklik kokuyor. Evler bakımsız, bahçeler tarûmar. Sovyet döneminin mirası, sarı otobüsler burada da var.
Erivan’a 119 km. var, prefabrik evlerden yapılmış mahalleler uzanıyor, bir ara yol kenarında. Ermenistan depremi, 7 Aralık 1988 yılında, Sovyet Ermenistan’ının Spitak bölgesinde meydana gelmiş, 6.9 şiddetindeki depremde 50000 kişi ölmüştü. Spitak, sınırdan bu yana ilk büyük yerleşim. Araçta çalan radyoda, tanıdık müzikler geliyor, çoğu da Kürt müziğine benziyor. Giderek yükseliyoruz, 1700 m. lere çıkmış olmalıyız, ağaçlar bitti artık.
Tarlalarda biçerdöverler, Anadolu’daki gibi harman kaldırıyor, daha yüksek yerleşimlerde, köylüler kosa ile hayvanlarına ot biçiyorlar. Sağda, 4090 m.lik karlı zirvesiyle Aragat dağı görünmeye başlıyor. Arıcılar, karavanlarının yanına kovanlarını dizmişler.
Ashtarak’a 35km. , Erivan’a 60 km. kaldı. Allahtan, araç, VW Volt, fazla sarsmıyor, şu ana kadar, dünya standartlarında bir karayolu görmedim. Ashtarak’tan sonra, bina yoğunluğu başlıyor, ne var ki, kayda değer sanayi tesisi görmedim şimdiye dek. omuzuna çapraz asılmış fişeklikleri ile bir komitacı fotoğrafının bulunduğu büyük bilboard’un yanından geçiyoruz.
Kamboçya geçirdiği kötü savaşlardan sonra, bu tip bilboardlarda, ucu düğümlenmiş silah resimleri ile, savaşa hayır diyordu. Ermenistan, komitacı fotoğrafları ile geçmişinden kopmak istemiyor anlaşılan.
Saat 13.30’da, komitacılar değil ama, geniş bulvarın sağlı sollu Chivas reklam panoları ile donatılmış takların arasından Erivan’a giriyorum. Erivan’da neyle karşılaşacağımı bilemediğim için, hostelsword’den, Erivan’daki, TheatreHostel’e 26-27-28 Temmuz için, rezeryasyon yaptırmıştım. Burası da, Tiflis’ten gelen minibüslerin son durağı Rossia adlı garaja yakın olmalıydı. Bir otogarda duruyor minibüs. Rossia garajını kime sorduysam, elleriyle, aşağıları, uzakları gösteriyorlar. Anlaşılan, koordinatları kestiremediğim için, taksiye bineceğim. Yanımda, henüz Ermenistan Dramı yok. Döviz bozduracağım, derbeder bir otogar binasının içinde, derbeder bir kadına gidiyor sorularımın cevabı. 20 $ bozduruyorum, 1 $ = 367 AMD ( Ermenistan Dramı ) ama, her yerde olduğu gibi, burada da, ilk tecrübede 350 AMD’den çakıyor kadın. İki şişe su parası kadar fazla almış, topu topu.
Bir taksi çağırıyor, genç şoföre, elimdeki adresi gösteriyorum, epey düşündükten sonra hareket ediyor. TigranMets caddesini çabuk buluyor ama 2. giriş’tehostel. İleri geri gidiyor ama kimseler bilmiyor, Bir ara sokağa giriyoruz, şimdi, burada in, az ileride diyecek, her taksi maceram bu şekilde kavgayla bittiği için, ” beni otelin önünde indir diye ısrar ediyorum. “. Hiç akla gelmeyecek bir yerde, TigranMets caddesinin hemen arkasındaki tenha sokakta, “ TheatreHostel “ levhasını görüyorum.
En az iki misli bir bedel olduğunu bilerek, 1000 AMD ( 1 $ = 485 AMD / Ermenistan Dramı ) verip, çantalarımla, hostel’in, demir kapısın üzerindeki zile basıyorum. İnternetten de hatırladığım üzere, hostel, 13-15 saatleri arası temizlik nedeniyle kapalı. Telaşlı bir kadın kapıyı açıyor, yatağımı gösteriyor, çantalarımı bırakıp, Erivan’ı keşfe çıkıyorum.




















