Hadi iyisiniz yine iyisiniz. Bu yıl iyisiniz! Ürün bol. Yüzünüz gülüyor! Geçen yıl yüzünüzden düşen bin parça idi. Zeytinde hasat sezonu başladı. Gözünüz aydın, yağınız berrak olsun! Gerçi; memlekette “Yağcı” bol olmasına karşın yağ para kazandırmıyor ama…
Marmara Bölgesinin “Gemlik” zeytinini, sonunda Fethiye’mize kadar getirdik…
Getirdik de; bu işi daha bilinçli yapan Balıkesirli bir üretici bakınız ne diyor: Zeytin işinin ne şekilde ve nasıl yapıldığını yerinde görmek, incelemek için İtalya’ ya gittim. Adamlar, zeytin hasadına herkesi almıyorlar. Bahçeye aldığı ziyaretçiden de önce 500-600 avro arasında giriş parası alıyorlar. Meyveleri elle veya makine ile tek tek topluyorlar. Gübre çuvalına değil kasalara koyuyorlar. Ağacı sırıkla dövüp durmuyorlar. Topladıkları zeytini aynı gün yani 8 saat içinde fabrikaya götürüp sıktırıyorlar. Zeytin, ağacın dibinde veya çuvallarda günlerce bekletilmiyor. Zeytini fabrikada sıcak suda değil soğuk suda sıkıyorlar. Yağı ağzı açık plastik kaplarda bekletmiyorlar. Yağı, ağzı kapalı olan krom tanklarda bekletip özel kokusunu koruyorlar” diyor.
Paylaşmak istedik o kadar…
İKTİDAR OLURSUN ARTIK!
Emine Deniz Ülker; ilk genel seçimde iktidar olursun artık. Beş yüz olmasa da en az dört yüz milletvekili ile meclise gelir hükümeti kurarsın. Herkes seni bekliyordu. Bir parti kursa da oy versek diyordu. Sizi çok beklemiş seçmenler, çok. Sakın ola ki ittifak yapalım falan diyen olursa kabul etme. Siz tek başınıza işi götürürsünüz!
Sokakta siyaset yapmadan, cumburlop meclise giren adamların çoğu bir alem oluyor ha. Emine Deniz; parti nedir, seçim nedir, seçmen kimdir, partili kimdir, delege kimdir öğrenseydi böyle yapmazdı herhalde.
Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Şöyle sağlıklı bir üye kayıt yapısı getirilsin. Parti adına kamuoyu önüne çıkacak her kademedeki adayı kayıtlı üye seçsin. Hatta genel başkanı dahi üye seçsin. Ne var bunda? Koyarsın sandığı ortaya. Üye gelir yargı denetiminde oyunu kullanır. Oyun fazlasını alan aday genel başkan seçilmiş olur. Üstelik bu işi öyle bir şölen haline getirirsin ki, halkta, CHP bu gün genel başkanını seçiyor algısını yaratırsın. Böylece üyeyi adam yerine koyarsın ki, üye de partiyi adam yerine… Partiyi ve adayı sahiplenir. Seçilen de üç gün sonra ayrı bir parti kurmaya gitmez…
Emine Deniz Ülker’ e CHP’ nin nesi ağır geldi acaba? Laik ve bağımsız bir cumhuriyeti benimsemesi mi? Halkçılığı mı? Taşıyamadığı ilke hangisidir?
Kendileri hangi iddia ile yola çıkıyorlar acaba? Bir iddiasını duyamadık ta…
BU KAFAYLAN GİDERSEK ASKERE…
Gazetede bir haber: İspanyol ressam bilmem kimin 1639 yılında yaptığı “Üç Güzeller” tablosunu CNN Türk televizyonu ekrana getirmiş. Getirmiş ama, resimdeki kadınların kalçalarını sislendirip gizleyerek . Tablonun içine ederek yani…
Bir başka haber de şöyle: Radyo ve Televizyon Üst Kurulu, bir dizide senaryo gereği Roma sokaklarında öpüşen Ömer ve Elif’ in sahnesini sakıncalı bulmuş. TV kanalına ceza vermeye kalkışmış.
Gerekçesi şu: Bu tür sahneler; çocuk ve gençlerin fiziksel, zihinsel veya ahlaki gelişimine zarar verebilir…
RTÜK; iyi ki bizi böyle açık saçık yayınlardan, sahnelerden koruyor. Yoksa bizim çocuklarda ve gençlerde ne ahlak kalırdı ne zihin..!
RTÜK, böyle yaptığı için bizim gençler ne sevişiyor, ne aşk yapıyor artık. Fiziksel ve ahlaki yapıları da demir gibi oluyor!
RTÜK sayesinde Türk toplumu olarak sevişmiyoruz, seks yapmıyoruz. Öpüşmüyoruz. Koklaşmıyoruz. Aman RTÜK; tanrı seni başımızdan eksik etmesin. Yoksa bizde ahlak diye bir şey kalmaz… Koru bizi koru.
Sanki senin verdiğin akla gençlerin ihtiyacı varmış gibi…
Ey RTÜK! Bu senin karartmaya çalıştığın sahneler, gençlerin ahlakını bozmuyor. Tam tersine düzeltiyor. Sen bu kafayla bir yere varamazsın! Varıldığı da görülmemiştir. Gençlerin ahlakını çalıp çırpmaların bozduğunu çok iyi biliyorsun ama, ne diyeyim.
KİM DAHA AĞIR?
Aile üyelerinin toplu bulunduğu bir akşam yemeğinde baba, beş yaşındaki küçük kızını kucağına almıştı. Küçük kız, yüksek sesle:
– Babacığım, ben mi daha ağırım, yoksa hizmetçi abla mı? der…
BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU
Bu Fethiye var ya bu Fethiye… Bir Hamdi Özbay yetiştirmiş ki, ustalık bu kadar olur… TRT’de yıllarca anons edilen adını dinlemiştim. Meğerse Fethiyeliymiş. Gün gelecek “Kuyumcu titizliği” ile çalıştırıp yetiştirdiği korosundan türküler dinleyecekmişiz.
Ne mutlu Fethiyelilere!
Hele o 60. Sanat Yılında kendisini yalnız bırakmayan sanatçı arkadaşları, dostları ile FKM’ de yaptıkları program… Tadı halen damağımızda.
Fethiye Güzel Sanatlar ve Kültür Derneğine, koro emekçilerine bir kez daha teşekkür…
Hepsi güzeldi… Bu 10 Kasım’da da Atayı onlarla bir kez daha andık. Ama Ata’ nın sevdiği parça sayısı daha çok olabilirdi…
Hasan Kalkan derseniz; okuduğu türkünün içinde kaybolup gidiyor. O, türküyü değil de türkü sanki O’nu söylüyor…
Edebiyatçı Sami Gökmen abimizi sorarsanız yine her zamanki gibi döktürdü. O kısa ve güzel konuşmasından sonra bir Nazım Hikmet ve arkasından da bir Bedri Rahmi Eyüboğlu okudu ki, neyse o..!
İşte o, BU ANADOLU VAR YA BU ANADOLU şiirinden kısa bir bölüm. Lütfen sindire sindire okuyalım:
………… …………………
Kırmızı gülün alı var kolay kolay gelir miydi bir Mustafa Kemal bir Mustafa Kemal yetmedi bre şahin aman bir Mustafa Kemal daha. Bu Anadolu var ya bu Anadolu bu misli menendi görülmemiş cömert ana bu her yanı meme, bu her yanı dudak, bu her yanı gül bu zırnık almadan veren habire veren yediveren gül bu Anadolu var ya bu Anadolu bu üç yosma denizde üç defa ıslanan gürbüz ırmaklar ortasında susuzluktan çatlayan bu Anadolu var ya bu Anadolu bu sapsarı sıtma, bu masmavi gurur ne tosunlar doğurmuş ne tosunlar bak daha neler doğurur.
………… ………………….
KAZAK ABDAL’a devam edelim… Ne demiş?
……….. …………
Derince kazın kuyusun
İnim inim inilesin
Kefen dikmeye iğnesin
Verenin de avradını






















