ZAMANIN BOYUTUNDAN YOLA ÇIKARAK
“ Zamanın iki boyutu var. Uzunluğu güneşe, derinliği tutkulara bağlı.” der Emin Maluf (Amin Maalouf ).
Akdeniz, tutkuların coğrafyasıdır. Lübnanlı filozof-yazar, bu toprakların evladı olarak, bölgedeki geri kalmışlığın nedenlerini irdeler durur. Afrikalı Leo 1986’da yayınlandığında, Osmanlı tarihine oldukça hassas göndermeler yapmış, 2009 tarihli Çivisi Çıkmış Dünya isimli kitabı, Küreselleşme adına dayatılan politikaların panzehirinin “hoşgörü” olduğunu ne güzel anlatmıştı bizlere.
Işık Doğudan Yükselir. Bakmayın, Batı’nın lineer yaşam felsefesine, Doğu’nun kadim düşünceleri insanın özüne yönelen sarmal düşünce yapısı ile aslında Batı Medeniyeti’nin ısrarla öykündüğü, sevgi, şefkat, vicdan ve merhamet kavramlarını barındırır sinesinde.
Amacım; bir başka Akdeniz’li yazarı, tutkuların filozofu Nikos Kazancakis’i anlatmak bu hafta. Maluf’u da anarız bir başka yazımızda, zira, ülkemize ve tarihimize dair söylediği çok şeyler var. Hayır, kısa keseceğim, bizi kuşatan bu sıcakların yüzü-suyu hürmetine.
Yunanistan’ın Pire limanından hareket eden feribot ok gibi ilerlemeye başlayınca anladım yunus balıklarını seyredemeyeceğimi. Zorba’nın sözleri düştü aklıma, gülümsedim; “O güzelim yunus balıklarını görünce, yüreği dellenmeyen insan insan mıdır?” Denizi karmakarış eden hızlı feribot arkasında katran karası gazlar bırakarak ilerlerken romantizmi de yerle bir ediyordu, doğallığı da.
Ege’yi bir baştan bir başa geçişimin en önemli nedeni, gençliğimin idolü Girit’li yazar Nikos Kazancakis’i ziyaret etmek. Bugünlere getiren düşünsel yapımın tuğlalarından birisi olan yazara bir vefa borcu olduğumu hissediyorum gençliğimden bu yana. Sade bir mezar taşında yazılı olan, kırk yıldır dilimden düşmeyen üç satırı gözlerimle görmek, bir demet çiçek koymak için bunca yola katlanışım.
“Hiçbir şey ummuyorum,
hiçbir şeyden korkmuyorum,
özgürüm.”
Varoluşçuluk akımının öncüsü Jean Paul Sartre’a inat, Akdeniz güneşinde pişmiş, bu iklimin yetiştirdiği biri olarak Kazancakis, varoluşçuluğun güler yüzüdür, hayatı kutsayan Doğu temsilcisidir bence.
Girit’in en büyük kentlerinden olan Kandiye’deki (İraklion) mezarını bulmam kolay olmuyor. Kenti çevreleyen Venedik Surları boyunca yürüyorum kan ter içinde. Her yere hakim Martinego Burcunda, efsanevi Yuktas Dağına karşı, zakkumların arasında, sade mi sade, yalın mı yalın bir parkın içinde buluyorum Kazancakis’i. Tek başına yatıyor. Tek başına yatıyor çünkü cezalı, yaşamı boyunca Hıristiyanlığa getirdiği eleştiriler nedeni ile Ortodoks Kilisesi tarafından aforoz edildi, bu nedenle böyle yapayalnız bir tepede mezarı.
O’nun Tanrısı; papazların ve manastırların bulunduğu bölgelere uğramadı. O’nun Tanrısı; “insanın kalbine sığacak kadar küçük, ama; evrenden daha büyük bir Tanrıdır. ” Aleksi Zorba romanında, yaşlı bir Türk vasıtası ile bu bilince nasıl eriştiğini anlatır;
“Komşumuz Hüseyin Ağa çok yoksuldu, hanımı, çocukları da yoktu. Akşam eve geldi mi, avluda diğer ihtiyarlarla oturur, çorap örerdi. Ermiş bir adamdı Hüseyin Ağa. Bir gün beni dizlerine aldı; hayır duası eder gibi elini başıma koydu; ‘Aleksi’ dedi, ‘Bak sana bir şey söyleyeceğim, küçük olduğun için anlamayacaksın, büyüyünce anlarsın. Dinle oğlum, Tanrı’yı yedi kat gökler ve yedi kat yerler almaz; ama insanın kalbi alır, onun için aklını başına topla Aleksi, hiçbir zaman insan yüreğini yaralama. ”
Blok taşlardan oluşan mezarın başına konmuş, ağaç dallarından bir haç, Kazancakis’in mücadelesi ile garip bir ironi oluşturuyor, Kazancakis’in başına geleni düşünüyor, gülüyorum. Sonra, Pembe zakkumlardan koparıp, kocaman bir demet yapıyor mezarın üzerine bırakıyorum.
Yüreklerin en evrensel lisanı ile rahmetler diliyorum ve dilimde yine O’nun cümleleri ile ayrılıyorum Martinego Burcundan; “hayat acılara, güzelliklere ve yalnızlıklarımıza sahip çıkmaktır. ”
Çok geçmeden Hanya yollarında olacağım, başka bir Girit kentinde yani. Nikos Kazancakis’in kült romanı Aleksi Zorba’nın uyarlandığı filmin çekildiği yerleri dolaşacağım. 1964 yılında Michael Cacoyannis’in yönettiği filmde, Zorba’nın çılgınca Sirtaki yaptığı Stavros Köyü sahillerini dolaşacağım.



















