Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Tutsak Yürekler Vadisi” romanıyla tanıdığımız “Neslihan DEMİRBAŞ” var.
Merhabalar Neslihan Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Nazik davetiniz için ben çok teşekkür ederim. Ben Karadeniz Teknik Üniversitesi Kimya Bölümünde profesör olarak görev yapıyorum ve yaptığım işi çok seviyorum. Bu güne kadar, diğer ortak yazarlarla birlikte uluslararası bilimsel dergilerde yayınlanmış 60’a yakın bilimsel yayınımız bulunmaktadır. Ayrıca bir kitap bölümü, bir de organik kimya üzerine kitabımız bulunmaktadır. Bugüne kadar çok sayıda araştırma projesinde görev yaptım ve bunları yaptığım için mutluyum. Ayrıca roman okumayı çok seviyorum. Akşamları roman okumadan uykuya geçmem mümkün olmuyor.
“Tutsak Yürekler Vadisi” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Tutsak Yürekler Vadisi başlıklı romanımda bol duygu yanında bol aksiyon var. Bu kitapla insanların kalbine dokunmak istediğim kadar beyinlerine de seslenmek istedim. Okudukları hakkında düşünsünler, yorum yapsınlar, sonuç çıkarsınlar istedim. Hayatımızdaki dengelerin, elimizde olmayan, ailesel, çevresel nedenler dışında, karşımıza çıkan tesadüfleri nasıl değerlendireceğimiz ve bu konuda vereceğimiz kararlar üzerine oturduğunu, aldığımız kararların hayatımızı nasıl güzelleştireceğini ya da nasıl ziyan edeceğini vurgulamak istedim. Bu romanla, Gül Naz ve Doğu ile birlikte çok mutlu bir çocukluk dönemi geçirecek, Müjde gibi aşkı için akıl almaz zorluklara katlanacaksınız. Berivan gibi çocuk denecek yaşta dağa çıkarılıp terör kamplarına alınacak, Doğu gibi seçtiği yol ile ölüm makinesine dönüşeceksiniz. Ya da Gül Naz gibi anne babasının yolundan giderek bir bilim insanı olacaksınız.
Akademik bir kimliğiniz var ve yayınlarınızın hepsi de bu yönde. Bir roman yazmak düşüncesi sizde nasıl oluştu? Bunu bizimle paylaşır mısınız?
Roman yazmak lise çağlarımdan beri içimde var olan bir istekti. Ancak zamanla araya başka şeyler girdi. Kimya öğrenimi görüp bu alanda doktora yaptım. Akademik çakışmalar bütün zamanımı aldı zaten. Lisans öğrencileri yanında çok sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisi yetiştirdim. Her şeyden önemlisi çok güzel iki çocuk yetiştirdim. Belki de düşüncelerimin olgunlaşması ve belli bir hayat tecrübesi edinebilmem için bu sürenin geçmesi gerekiyordu. Akademik hayatın birçok gereğini yerine getirdikten sonra roman gibi kimyanın çok dışında bir alana da dokunmak istedim. Bugüne kadar kitabımı okuyanlardan çok güzel yorumlar aldım. Ve bu beni motive etti, ikinci romanımı da bitirdim, basım aşamasına getirdim.
Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?
Kurgu ve kişilerin hiç biri gerçek değil ama hayatın içinde var olan olaylar ve neredeyse tanıdığımız, yolda izde, işte, mahallede, okulda karşımıza çıkabilecek kişiler. İyi bir gözlem yapıp gözlemlerimi doğru şekilde birleştirince ve içine biraz duygu katınca bu roman ortaya çıktı. Şunu da söylemek isterim, edebiyat alanında eğitim almadım ve bu bakımdan romanımda hatalar bulunabilir. Çok iyi bir eser ortaya çıkardım demiyorum ama beğenilen bir eser olduğunu okuyucu yorumlarından anlıyorum. Kurgu, zamanla kendi içinde gelişip evrimleşti. İşin başlangıcında birçok olay şu an kitapta olduğu şekilde beynimde oluşmamıştı, zamanla olgunlaştı. Kurgu ve kişiler ne kadar hayal ürünü ise de bazı mekanlar tanıdık ve en azından benim bildiğim yerler. Çünkü bildiğim bir yeri ve öğretim üyeliği gibi bildiğim bir mesleği okuyucuya anlatmak, tanımlamak daha kolay. Örneğin kitapta öğretim üyesi bir anne-baba çift var. Çoğu kişi ben ve eşimi kast ederek “onlar siz misiniz?” diye sordu, hayır, onlar biz değiliz. “kitabı okuyunca neden biz olmadığımızı anlayacaksınız” diyorum.
Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Bu romanı yazmak, hiç tahmin edemeyeceğim bir şekilde ve tahmin edemeyeceğim kadar beni dinlendirdi, huzur verdi ve mutlu etti. Bazı yerlerde olan bitenden etkilendim, içim ezildi. Sonra bu olayın kurgu olduğu hatta benim kurgum olduğu konusunda kendimi ikna edip sakinleştim. Bu romanın yazılma süreci de ilginçtir. Tam pandemi sürecinin başlarıydı. Laboratuvarda çalışamıyorduk. Chembridge Scholars Publishing adlı yayınevinin teklifini değerlendirip İngilizce bir organik kimya kitabı yazmaya başladık, ben, eşim ve doktora öğrencim Arif Mermer. Ama o kitabın yazılma aşaması çok zorlayıcıydı, çok yoruluyorduk. Gün içinde yorulduğum zamanlar ona ara verip “Tutsak Yürekler Vadisi”ni yazmaya başlıyor, yeterince dinlenip onun da belli bölümlerini bitirdikten sonra onu bırakıp organik kimya kitabına geçiyordum. Böylelikle her iki kitap da eş zamanlı olarak tamamlanmış oldu.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Kimya dışında en çok roman okumayı seviyorum, bilmediğimiz bir yerlerde başka hayatları gözlerimizin önüne serdiği için. Okuduğum romanın hem duygu hem aksiyon içermesini istiyorum. Çünkü gerçek hayatta her ikisi de var. Khaled Hosseini’nin “Uçurtma Avcısı” ve “Bin Mutlu Güneş” adlı iki eseri bu bakımdan benim beklentilerimi karşılayan iki kitap olmuştur. Duygusal romanlar dışında polisiye de seviyorum. Canan Tan, Kristin Hannah, Sarah Jio, Kimberley Freeman, Jane Casey ve Chris Carter romanlarını okumayı seviyorum.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Roman alanında bugüne kadar bir tek kitabım basıldı. Bu konuda deneyim sahibi değilim. Hatta kendimi yazar olarak kabul edersem diğer yazarlara haksızlık etmiş olur muyum bilmiyorum. O nedenle söyleyeceklerim ancak naçizane öneriler olabilir. Yazmadan önce çok iyi bir gözlemci ya da dinleyici olunması gerektiğine inanıyorum. Buna şöyle bir örnek vermek istiyorum. Benim kitabımda olayların bir kısmı bir terör kampında geçiyor. Ben hiç terör kampı görmek istemedim ve görmedim. Medyadan öğrendiklerimizi kendi hayal gücümle birleştirdim ve en azından gerçeğe yakın bir şeyin ortaya çıktını düşünüyorum.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Ülkemizde okuma oranının, maalesef üniversite öğrencileri arasında bile çok az olduğunu üzülerek fark ettim. Her öğrenim dönemi başında derse ilk girdiğimde kendimi tanıtıp ders ile ilgili bilgi veriyorum. Bu, her dönem için rutin bir uygulamadır benim için. Son iki yıldır yani romanım yayınlandıktan sonra “size ilk ve son kez bir şey söyleyeceğim” deyip romanımı tanıttığımda inanılmaz bir şey fark ediyorum, üniversite öğrencileri bana, okuma yazma bilmeyen insanlar gibi bakıyor. Lisans öğrencilerim içinde bugüne kadar romanımı alıp okuyan olmadı. Üniversite öğrencileri içinden bile, “Bu hoca ne yazmış acaba?” diye merak eden çıkmıyor. Bu gençlerin bir kısmı ise –ki bunlara benim oğlum da dahil- okuduklarını kitaptan değil, internetten, telefonların o küçük ve yorucu dijital ekranından okumayı tercih ediyor.
Değerli Neslihan Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben çok teşekkür ediyorum. Kitaplarda buluşmak dileklerimle,























