Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “İste ve Ara Kendini Bul” kitaplarıyla tanıdığımız “Öznil Özgüç ERDEM” var.
Merhabalar Öznil Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhabalar, davetiniz için ben size teşekkür ederim. Kendimi “Bir bilgi oburu, kitap kurdu” olarak ifade edebilirim. Yaşamla karşılaştığım zorluklarla mücadele ediş şeklimde yaklaşımım: “Bu durum bana bendeki neyi göstermek istiyor?”, “Bu durumun üstesinden gelmek için hangi yeni bakış açılarına ihtiyacım var?” “Hangi konuda kendimi geliştirmeliyim?” şeklindedir. Bunun içindir ki Nefes ve Meditasyon, NLP Teknikleri, Matrix Arındırma Tekniği, Theta Healing, Aile Dizilimi, Astroloji gibi eğitimlere yöneldim. Ve bu yolculuğum da hala devam etmekte…
“Ara Kendini Bul” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Ara Kendini Bul kitabımda Bilinç Seviyeleri, Frekans Kavramı, Ana Odaklanmak, Çi Yaşam Enerjisi ve Doğru Nefes Teknikleri ile yaşam enerjisini yükseltmek, Bilinçaltı ile yüzleşmek, Bilinçaltımızda içine doğduğumuz ailemizin önemi, ruhsal gelişimimiz için affetmenin önemi, sevginin gücü, düşüncenin gücü ve bedenimizin bilgeliği ile hayatın temel yasalarından bahsederek aslında “Kişisel Gelişim” alanında bilinmesi gerekenleri, kendisini bu yolculuğa hazırlayanların hangi konulara dair ufkunu genişletmesi gerektiğini; tamamen kişiye özel bu yolculuğun hangi ortak durakları barındırdığını aktardığım bir kitap oldu.
“İste!”Ne kadar muhteşem bir kelime. Çok doğru bir noktaya değinmişsiniz. Sizce insanların istemeyi mi bilmiyor yoksa istedikleri şeyleri kendileri için çok mu yüksek görüyorlar?
Maalesef genellikle her iki durum da geçerli. İstemenin önemi, istemenin gücünü kavramakla başlıyor. Ve aslında daha gözlerimizi yeni güne ilk açtığımız andan, adımımızı evden dışarı attığımız ilk dakikadan itibaren yani güne başlarken dahi aslında o güne dair beklentilerimiz, zihnimizden geçirdiklerimiz, yaşama yönelik sorularımız, İlahi sistem tarafından bir şekilde “istek, niyet” olarak algılanıyor bu sebeple olumlu olana odaklanmak hayatımızı bu bilinçle yaşamak çok değerli. Aksi halde olumsuza odaklı zihinler, olumsuz söylemler, özgüven ve öz değer sorunları hayatımızda “istemediğimiz yaşam deneyimlerini çekmek” olarak yansıyor.
“ İçindeki kalabalıktan özgürleşip kalbindeki kaynağa eriştiğinde kendi öz varlığına dokunacaksın ve Senin varlığın, bu yaşama gerekli! ” Çok güzel ifade etmişsiniz. Sizce insanlar kendi öz varlıklarını nasıl keşfedebilirler?
Dışarıda gördüğümüz ne varsa iyisiyle, kötüsüyle iç dünyamızın bir yansıması. Biz, olan biteni o pencereden o şekilde değerlendirmeyi tercih ettiğimiz için bazı olaylar veya durumlar bize çok kötü ve çok mükemmel gelmekte. Yaşama “hangi pencereden baktığımız” ise içine doğduğumuz ailemizden, atalarımızdan, toplumdan, çevremizden öğrendiğimiz bilinçaltımıza işleyen “inanç” halini almış durumlara bağlı şekillenmekte. Bu sebeple kendi öz varlığımıza ulaştığımızda bize dayatılan veya bize yararı olmayan düşünce bağımlılıklarımızdan arınmış olacağız. Veya başka bir değişle kendi öz varlığımızın keşfi içimizde tekrar eden ama bize bir yararı olmayan, zarar veren ve aslında özünde bağımlılık dolu düşünce alışkanlıklarımızı ardımızda bırakmamızı gerektiriyor.
Şu ana kadar 2 kitap yazmışsınız. Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Yaşamı yorumlayabilmek, hayata dair daha geniş pencereler açabilmek, zihnimle kalbimi doğru bir kanalda uyumlayabilmek adına yazmaya başladım. Bilgileri, deneyimlerimi, gözlemlerimi yaşam için doğru şekilde nasıl kullanabilirim sorusuyla bu kitaplar ortaya çıktı.
Peki, bu kitap yazma serüveni nasıl başladı?
Aslında çocukluğumdan itibaren küçük hikâyeler, tiyatro metinleri hatta şiirler yazan biriydim. Okuma alışkanlığımın bana bir zaman sonra “yazarın gözünden olaylara bakma” yetisi kazandırdığı andan itibaren “yazmak” hayatımın bir parçası haline geldi.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Uzun yıllar romanlar, öyküler elimden düşmeyen kitaplardı. Ancak zamanla mitler, ezoterik metinler, kişisel gelişim alanında okumak en büyük zevkim halini aldı. O kadar çok yazar var ki inanın bu soruya nasıl cevap vereceğimi bilemiyorum. Oğuz Atay, Ahmet Ümit, Paulo Coelho, İrvin D. Yalom, Osho, Drunvalo Melchizek, Serhat Yabancı, Deepak Chopra sadece birkaçı.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Her şey gibi “yazmak” da işin içine girdikçe, deneme yanılma yollarından geçtikçe gelişen bir durum. Yazmak, zihnimizdeki düşünceleri, anıları, olayları, görüntüleri kelimelerin dünyasına aktarmak olduğu için iç dünyamızı bir anda tam ve doğru şekilde satırlara aktarabilmek tek seferde bir çırpıda olmayabiliyor. Bu sebeple asla pes etmeden yetenekleri doğrultusunda ilerlemelerini öneririm.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Sinemalar, dizi filmler, sosyal medya maalesef günümüzde kitaplara tercih ediliyor. Bunu bu alanları kötülemek için söylemiyorum, ancak kitapların insana kattıklarını da başka hiçbir şey kazandıramaz; kitapların yerini başka hiçbir şey dolduramaz. Kelime hazinesinin gelişmesini sağlaması, yaşama dair farklı hayat deneyimlerini sunması, bambaşka kültürlerin iç dünyasını aktarması gibi nice unsur en güzel, en keyifli haliyle kitapların dünyasında var. Bir şekilde bana göre kitap okumak beynin de kendisini “güncellemelerle” aktif ve zinde tutmasını sağlamakta. Açıkçası, bunun bilincinde olan gençlerle henüz bu durumun bilincine varmamış gençlerin aralarındaki farkın her geçen gün daha da belirginleşeceği bir nesil görüyorum.
Değerli Öznil Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
İlginiz, sıcak sohbetiniz ve davetiniz için ben teşekkür ederim.




















