KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Mor Delilik, O.Ç. ve Dördü Çeyrek Geçe Hayatlar” kitaplarıyla tanıdığımız “Buket KONUR” var.
Merhabalar Buket Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Açık iletişim tutkunu biriyim. Buna karşın kendini anlatmak konusunda çekimser kalabiliyorum. 7 yıldır yayın dünyasında olmanın; hatta oldukça yoğunluğu olan bir yayınevinde çalışmanın keyfini sürüyorum. En büyük ilgi alanım hep kitaplar olmuştur. Sonunda sadece kitapların içerisinde olduğumdan ilgi alanlarımı genişletebilme fırsatı buldum. 1985’te İzmir’de doğdum. 2015’te ise İzmir’deki kitaplardan bağımsız işimi bırakıp İstanbul’a taşındım. Ailemi, hayvanları ve kitapları diğer her şeyden daha fazla önemsiyorum.

“Dördü Çeyrek Geçe Hayatlar” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Bir kapı pek çok kişi için yalnızca bir kapıdır; geliriz, gideriz, önünden geçeriz ancak önemsemeyiz. “Dördü Çeyrek Geçe Hayatlar” bunun tam da böyle olmadığını okuyucuya gösteriyor aslında. İkamet edenleri, gelenleri, gidenleri ve yaşanılanları, tanıklıklarını filtresizce bize sıradan -olmayan- bir kapı aktarıyor. Kitapta kurgudan, olaylardan çok anlara, duygulara yer veriliyor. Okuyucuyu bir olay örgüsünden ziyade duyguların peşinden sürüklüyor diyebilirim.
Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserlerinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?
Novellamın tamamı kurgu. Karakterleri oluştururken tabii ki en yakınlarımdan ya da tanık olduğum ilişkilerden oldukça destek aldım. Bazı anlar elbette yaşandı; yaşandığı biçimde değil, o zamanda, orada, onlara baktığım gözle ve hatırlandığı kadarıyla varlar. Zaten olay örgüsü ile ilgili büyük bir iddiam yok; bir kapının gözünden -kendim de dâhil- fark etmemiz gereken detaylara odaklanmayı yeğledim.
Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Bazen yalnızlaşmayı, her şeyden uzaklaşıp kendime dönmeyi çok isterim. Böyle zamanlarda yazmak eylemi devreye girer. Bölünmekten, alıkonulmaktan çok uzakta; yazmak, sığındığım evim olur. Sınırsızca iletişimsizliğin en kuvvetli iletişime dönüştüğü an diyebilirim.
Kısacası benim için biraz ‘kaçış’ yazmak; dünyadan, kaostan, hissettiğim boşluklardan… Kendime itiraf etmekte zorlandığım durumlarda bile bir yerlerde bana o duyguyu hatırlatması adına üstü kapalı notlar alırım; bir yandan da o duygunun, yazdıkça etkisinin güçlendiğini ama bana durumu güçleştirmediğini hissederim. Bir kurgu oluşturmak ise benim için oldukça yeni bir yazma süreci. Çok heyecanlı ve zorlayıcı…
Peki, bu kitap yazma serüveni nasıl başladı?
Birçok kişi gibi ben de günlük yazarak başladım. Sonrasında blog yazıları, şiirler vs takip etti. Daha çok yaşadıklarımı güzel bir özet hâline getirmeyi seçiyordum. Zamanla her şeyi ve her şeye dair yazmaya başladım. Yazdıkça rahatladığımı fark etmemle de yazmak artık rutinim oldu.
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Yedi yıldır ağırlıklı psikoloji kitapları basan bir yayınevinde olduğumdan en çok okuduğum tür psikoloji diyebilirim. İlgi alanı olarak da felsefe ve düzyazıya yakınım. Şiire ise her zaman ayrı bir yakınlığım oldu. Takip ettiğim, saygı duyduğum ve derin bir sevgi duyduğum birçok yazar var. İsim verdiğimde hep sonradan atladıklarıma üzülüyorum. Bu nedenle sadece yazım sürecinde en destek aldığım yazarları sıralamak isterim: Umay Umay, Bilge Karasu, Oruç Aruoba, Mine Söğüt, Jonice Webb, Irvin Yalom, Herman Hesse, Salah Birsel, Mehmet Eroğlu, Latife Tekin…
Yazmak ve okumak dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz?
Kulaklığımı takar sevdiğim müzikler eşliğinde uzun yürüyüşler yaparım. Yoga yaparım. Yemek yapmayı, sevdiklerimle sohbet etmeyi, sergi gezmeyi, konserlere gitmeyi ve -yeni yeni başladı bu- seyahat etmeyi severim. Pandemi süreci boş zaman algımı biraz değiştirdiğinden artık fazla boşluk bırakmıyorum hayatımda.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Herkesin önerisi kendi tecrübesiyle paralel oluyor. Yazmak istemek bence başlı başına yeterli; gerçekten isteyen yolunu mutlaka bulacaktır. Benim tek önerim çok çok okumaları ve “Nasıl başlarım?”a düşmeden akıllarına gelen her şeyi not etmeleri.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Genç nesli bilgiye erişme ve bilgiyi alma konusunda kendimden ve daha önceki nesillerden avantajlı buluyorum. Çok fazla dikkat dağıtıcı unsur var ve buna karşın okumak konusunda bence iyiler. Bilgiye kolay erişebiliyor olmalarından dolayı; o ulaştıkları bilginin detaylarını araştırmalarını ve gerektiğinde kitaba yönelmiş olmalarını gerçekçi buluyorum. Kişisel gelişim ve psikoloji türlerinin; teknoloji ile alakalı kitapların ve dergilerin daha fazla okunduğunu gözlemleyebiliyorum. Kısacası kendilerine fayda sağlayacağına daha emin oldukları araçlara ve vakitlerini daha verimli harcamaya odaklılar.
Değerli Buket Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben teşekkür ederim. Sevgiler…






















