Hoşgeldiniz  
--------------------- ------------------- ------------------ ------------------

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 22 Nisan 2021 | Genel, Güncel, gundem, Kültür A- A+

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Sara’nın Gözleri” kitabıyla tanıdığımız gazeteci ve yazar  “Türkan TURAN” var.

Merhabalar Türkan Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Ben Türkan Turan. Azerbaycanlı gazeteci ve yazarım. İki kitabım var. Onlardan biri Azerbaycanda basılan “O” adlı denemeler kitabı, ikincisi ise Türkiye’de Doğan Yayında iki ay önce çıkan “Sara’nın Gözleri” adlı roman. Hayatım okumak, yazmak, araştırmak üzerine geçiyor.

“Sara’nın Gözleri” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

Biliyorsunuz, dünyada ilk sıralarda gelen üç dev cinayet ağı var; kadın, uyuşturucu ve organ. “Sara’nın Gözleri” bu üç ağdan biri olan organ mafyasından bahseden polisiye bir roman. Hiçbir şekilde çökertilemeyen, süper güçlerin çözüm için bir araya gelmediği, üzerinden milyar dolarların döndüğü organize suç örgütü bu. Romanda ağın içerisinde dönen insanlık dışı bir pazar olan kaçak organ piyasası utanç dolu bir vahşetin örneği olarak okurlarla buluşuyor. Milyonlarca insanın öldüğü, binlerce insanın sakat kaldığı bu pazarda çarklar acayip şekilde dönüyor. Yoksul insanlardan mafya aracılığı ile temin edilen sağlıklı organlar, fantastik meblağa zengin insanlara satılıyor. Sonunda mağdurlar ellerine tutuşturulan biraz para ve yarım kalmış bir bedenle hayatlarına devam ediyorlar. Çoğu kişi bunu şehir efsanesi olarak görüyor. Roman mafyaya dair kalıplaşmış fikirleri, akıl almaz cinayetleri gerçek olaylarla anlatarak, okurları bu karanlık dünyanın merkezine sürüklüyor.

 

Kitabınızı yazmanızda en büyük etken neydi?

Üç yıl önce Büyük Usta Zülfü Livaneli ile röportaj için bir araya geldik. Söyleşi bittikten sonra Azerbaycan’da gazeteciliğin nasıl gittiğini sordu. Söhbet döndü dolaştı benim gazeteci olarak yaptığım araştırma esasında organ mafyasına karışmama ve bunun dünyanın birçok ülkesinde nasıl bir yankı uyandırdığına geldi. Konu birçok insan gibi Zülfü Bey’in de dikkatini çekti. Ama diğerlerinden farklı olarak o, meseleye edebi yönden Usta gözüyle baktı ve  “Bu roman olmalı.” dedi. Ne zamandır araştırma tarzında bir kitap gibi bastırmayı düşünüyordum. Ama Üstadın konuya olan merakı ve roman olabileceğine inanması beni yazmaya teşvik etti.

Roman yazmak ustalık gerektiren bir tür olarak karşımıza çıkıyor. Siz romanınızı yazarken daha çok kurgusal unsurlardan mı yola çıktınız yoksa yaşanmış gerçek olaylar mı ağır basıyor?

Az önce de belirttiğim gibi “Sara’nın Gözleri” gerçek hikâye esasında yazılan bir kurgu roman. Gerçek hikâye organ mafyası olduğu için buradan yola çıktım. Tabii gazeteciliğin kazandırdığı deneyimleri de unutmamak lazım. Gazetecilerin hayatları değirmen taşı gibidir. O taşlar hiç durmuyor, sürekli hadiseler, türlü olaylar, akıl almayacak yaşanmışlıkları öğütüp duruyor. Her türlü insanla karşılaşıyor, diyaloğa giriyor, başına gelen en kritik durumdan bile çıkmaya çalışıyorlar. Bunları gazetede yazmakla işleri bitmiyor. Her birini ütüleyerek, beyinlerindeki dolabın çekmecelerinde saklıyorlar. Zamanı geldikçe çekmeceler açılıyor, katlar bozuluyor, kullanım başlıyor. Benimki de bir nevi böyledir. Gerçekler ve kurgu aynı ilerliyor.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Bana değer katacak tüm kitapları okumaya çalışıyorum. Ama illa türe ayıracak olursak bilim, felsefe, polisiye, roman, öykü okuyorum. Bu aralar tarihe de merak sardım. Lev Troçki’nin (Trotsky) kitaplarını okuyorum. Bu büyük devrimcinin hayatı ve bin dokuz yüzüncü yılların Rusyası’nın metastaz gibi dünyaya yayılan karmakarışık siyaset beni aşırı heyecanlandırıyor. Schopenhauer, Nietzsche, Montesquieu da son zamanlar okuma listemin başında geliyorlar. Stefan Zweig vazgeçilmezlerimden. Yazarları sıralama konusunda hep zorlanıyorum. Çünkü olağanüstü kitaplar yazan o kadar yazar var ki hepsinin adını söylemek imkânsız. Yerli yazarlardan takip ettiklerim tabi Üstadım Zülfü Livaneli, Orhan Pamuk, Yaşar Kemaldir. Nazım Hikmet sevgimin çocukluktan beri devam ettiğini ise sanırım çevremde bilmeyen yok. Hatta kitapta kalmasın diye fırsat buldukça hala şiirlerini ezberliyorum.

Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?

Şu veya bu şekilde yazın diye bir öneride bulunamam. Çünkü romancılık parmak izi gibidir, her yazarın kendisine özgü bir özelliktir. Ama gerekli olan nedir diye sorarsanız bu şekilde özetleyebilirim: öncelikle yazmak isteyen edebiyata heyecan duymalı. Çünkü romancılıkta sadece yetenekli olmak yeterli değil. Ben edebiyat denince kalbi kulağında atanlardanım. Bu yüzden “Sara’nın Gözleri”ni yazarken hiç bocalanmadım. Birde hikâyen olmalı. İlgi çeken, anlattığında herkesin can kulağı ile dinlediği bir hikâyen yoksa o romanın yazılması zaman kaybı, kâğıt israfı olacaktır. Zaten anlatacak bir hikâyen olduktan sonra roman kendisini yazdırıyor.

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Edebiyat güzeldir. Tabii, seviyorsanız… Sevmiyorsanız ne kaybettiğinizi, nasıl bir zenginliğin, keyfin ve hazzın dışında kaldığınızı da anlatmak boş çabadır. Bu, bir yemeği yerken lezzettinin tadına doyamamak, bir şarkı dinlerken anıların derinliklerine dalmak, tuvale fırçayla hafif bir şekilde dokunurken, olmayanı var etmenin zevkini yaşamak gibidir. Ne mutlu ki her yıl bu zevkin tadına varanların sayı artıyor. Okuma oranları durmadan çoğalıyor. Birçok edebiyatçıların kitapları çıktığı anda çok satan listesine giriyor, insanlar bekliyor “acaba, şimdi ne yazmış” diye. Sürekli kitap blogları açılıyor. Oysa önceleri  daha çok makyaj, giyim tarzında blogları sık sık görüyorduk. Yayınevleri de bu bloglara önem veriyor, beğendiklerini ve beğenmediklerini dikkate alıyorlar. Tüm bunlar ülkede edebiyatın canlı bir organizma gibi büyüdüğünü, beslendiğini gösteriyor. Çoğu zaman Amerikada, Avrupada kitaba verilen önemi gözümüzde fazla büyütüyoruz. Ama Türkiyenin edebiyat konusunda onlardan geri kalır yanı yok.

Değerli Türkan Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

Sevgili Hakan, benim için zevkli, keyifli ve çok güzel bir sohbet oldu. Size ve ekibinize teşekkür ediyor ve başarılar diliyorum.

                                                                                                                          www.hakanbirol.com

 

 

241 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 8,2364
EURO 10,0327
BIST 11,5532
ALTIN 484,91

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2021 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle