Hoşgeldiniz  
................................................ ..........................................................

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

Erkan Ilik | 08 Eylül 2022 | Eğitim, Genel, Güncel, Kültür A- A+

YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR

KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR

www.hakanbirol.com

Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Düşüş” kitabıyla tanıdığımız “Seda ÜNSAR” var.

Merhabalar Seda Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Merhabalar, teklifiniz için ben teşekkür ederim. Koç Üniversitesi burslu Uluslararası İlişkiler bölümü mezunuyum. Mezuniyetimden sonra Los Angeles’ta Claremont Graduate University’de Uluslararası İlişkiler yüksek lisansı ve University of Southern California’da Siyaset Bilimi yüksek lisansı ve doktorası yaptım. London School of Economics’te bir dönem ziyaretçi akademisyen olarak bulundum. Akabinde, Floransa’da bulunan European University Institute’ta Max Weber Programı’nda postdoktora yaptım. Los Angeles’a dönerek USC’de ders verdikten sonra Türkiye’ye dönüş yaptım.

Aslında çocukluğumdan beri edebiyatla iç içeydim. Bu iç içeliği şöyle anlatmaya çalışayım. Örneğin, aynı anda iki, üç roman, senede kırk, elli kitap okurdum; büyük çizgili bir deftere sürekli bir şeyler yazardım; kafamda farklı hikâyeler hayal ederdim; okulda İngilizce ve Türkçe piyesler yazardım; hatta İngiltere’de bir kompozisyon yarışması kazanmıştım; 200-250 sayfalık karakterleri yabancı olan bir roman yazmıştım. Fakat içimden gelen bağlılığım edebiyata yönelik olsa da, çok yönlü bir öğrenme isteğiyle diğer derslerde de başarılı bir öğrenci olduğumdan, “sonuna kadar okuma” ve “yurt dışında yaşama” arzusuyla kendimi Amerika’da akademik hayatın içinde buldum. Amerika’da akademik hayat başka bir uğraşa zaman ve fırsat tanımadığından, hiçbir zaman “hayatın anlamı” anlamında kopmasam da, edebiyattan günlük hayat anlamında koptum; yani senede kırk, elli roman okuyamadım veya yazamadım çünkü günler haftalık binlerce sayfalık akademik okumalarla ve bilimsel katkı çabalarıyla geçiyordu. Benim için edebiyattan sonra gelen bir tutku da sinemaydı. Romanımda bu tutkunun izleri de var.

 “Düşüş” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?

“Düşüş” ya da uzun adıyla “Düşüş: siyaset ve felsefe odasında aşk hikayeleri” benim için bir bilinçaltı boşalması gibi, bir anda yazılmış bir roman oldu.

Romanın ana teması sanırım “gerçeğin peşine düşme” ve “kayıp zaman”. Aslında roman “gerçeğin peşine düşme” eylemini bilinçsizce yapan, çocukluk arkadaşı iki ana karakterin (S ve Ali), İstanbul’dan San Fransisko’ya ve Los Angeles’a uzanan hayatlarında, hayatın anlamı ya da anlamsızlığını keşfetme serüvenlerini anlatıyor. Bu serüven aynı zamanda bir içsel yolculuk.

Romanın hikayesine özgürlük, erdem, bilgi gibi birbiriyle bağlantılı metaforlar, ölümsüzlük, onurlu bir yaşam için ödenecek bedel, sıradanlık, hayal ve gerçek, hayal kırıklığı, aşk, “mutlu olma baskısı”, yalnızlık gibi içe içe geçmiş yan temalar hakim. Tüm bunlara, karakterler arası diyaloglarla eşlik eden felsefi ve politik düşünceler ekleniyor. Romanda, aynı zamanda, yine ana karakterlerin yazdığı iki alt hikâye var. Bunlardan biri, S karakterinin kapitalizm ve emperyalizm kritiği olarak yazdığı hikâye; diğeri Ali karakterinin yazdığı bir 19. yüzyıl Rus hikâyesi. Ayrıca romandaki aşklarda, fikir diyalog ve monologlarında bir Batı-Doğu karşılaşması hakim.

Roman, tüm bunların kesişiminde, okuyucuya hem akademik, teorik bilgi, hem hayata dair varoluşçu bir sorgulama vaat ediyor. Bu konuyla ilgili olarak, Birgün Gazetesi’nde yayınlanan Dr. Erdem Ünal Demirci’nin analizinden bir alıntı yapmak isterim: “Bir çelişki gibi gelebilir belki ama kayıp zamanın peşine düşenler, onu gerçekten ellerinde tutmayı deneyenler değil midir? Yahut S. Beckett yorumuyla “daha iyi yenilenler” ısrarla deneyenler değil midir? Romanda “gerçeğin hapishanesinden kaçmak” diyor buna Ali. Gerçeğin hapishanesinden bilimle, sanatla dünyayı güzelleştirerek kaçılabilir ancak, erdem ve adaletle kurulabilir yeni bir dünya … Hayatı anlamak, yeniden kurmak için güvenli limanları terk etme cesaretine sahip olmak gerekir. Düşüş yola düşenlerin, yolda düşenlerin hikâyesini entelektüel bir arka planla ve büyük bir başarıyla anlatıyor”. Ayrıca, Litera Edebiyat Dergisi’nde yayınlanan Hakan Tarman’ın analizini de referans verebilirim.

Roman yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?

Hem kurgu hem yaşanmışlık var. Benim Amerika’daki, Avrupa’daki yıllarımdan kalan gözlemler, bazı karakterler, hikâyeler olduğu gibi kurgu olan pek çok nokta var.

Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?

Okumaya nasıl ve neden bu kadar meraklıydım diye düşünüyorum … Mesela üç yaşındayken, anneannemin bana okuduğu masalları veya hikayeleri ezberleyip eve gelen misafirlere kitabı kucağıma koyarak ve satır satır parmağımla takip ederek okuyormuş gibi yapıp insanların okuduğumu sanmalarını sağlarmışım ya da annemin evde yazılarını bulup bir kağıdın üstüne koyup harflerin üstünden gidip yazmayı öğrendiğimi iddia edermişim …Ya da mesela öğleden sonraları uyumam için yatırıldığımda uyumaz, kafamda hikayeler yazardım ki bu hikayelerin bazılarının genel hatlarını sisli bir biçimde de olsa hatırlıyorum. Sanırım çocukken hayata karşı derin bir merakım ve bu meraktan kaynaklanan bir can sıkıntım vardı ve hayal gücüm bu sebeple çok genişti. Merakımı ve can sıkıntımı ancak kitaplarla geçirebiliyordum ve kitaplarda hayal ettiğim gibi dünyalar buluyordum. Okumak gibi yazmak da bu durumun parçasıydı; bu nedenle, içten gelen bir varoluş eylemi olarak ifade edebilirim. Şöyle bir örnek vereyim. Bir müzisyen notaları duyduğu zaman tanır. Ben de küçükken bir dönem org çalmıştım fakat mesela babam gibi (hiçbir müzik eğitimi almadığı halde) notayı duyduğum zaman do veya mi diye tanıyarak, dinlediğim bir şarkıyı, notalarını görmeden, bir müzik aletinde çalmaya başlayamazdım. Belki bunun gibi yazan kişi de, yani yazar olan değil, yazma eylemi içinde olan kişi de, kelimeleri duyduğu için yazar diyebiliriz.

En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?

Edebiyat zevkimde oldukça klasiğim; yani Avrupa’dan İran’a, Amerika’dan ve Güney Amerika’dan Doğu Asya’ya klasik dünya edebiyatı diyebilirim.

Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?

Cumhuriyet Devrimi, Batı’daki laikleşme sürecinin tetikçisi olan İbn-i Rüşd’ün çifte hakikat teoremini eyleme geçirerek, İslam dünyasında önü Gazali’yle kesilmiş olan akılcı akıma ses vermiş ve böylece Batı’ya ait olduğu düşünülegelmiş olan bilimsel düşünceyi (laikliği) hayata geçirmiştir. Bu anlamda, çok büyük bir kültür devrimi yapmış ve evrensel uygarlık değerlerini yakalamıştır. (Romanda tartışma konularından biri de bu). Fakat (yine romanda karakterlerin tartıştığı gibi) birçok sebepten ötürü şu anki Türkiye bu evrenselliğin çok gerisine düşmüş durumda. Seksen milyonluk nüfusta okuyan kesim

bir (veya iki?) milyon. Avrupa, Amerika veya Japonya’ya baktığımızda nüfusun neredeyse tamamı okuyor.  Felsefe toplumu olmayan toplumlar kültürlü olduklarında dahi kültürlü değiller. Cumhuriyetin atılımına sahip çıkamadığımız için biz bu kültürel dönüşümün ivmesini kaybettik. Şimdi bir de neoliberal kapitalizm ve dijital çağın etkileri bu resme eklendi. Neoliberal kapitalizm sosyal-toplumsal olanı piyasa mantığına tabii tuttuğu için sanata, özelde edebiyata verdiği hasar büyük. Edebi değeri olan eserler değil, pazarlaması sosyal medyada trol hesaplarla yapılan “kişisel gelişim kitapları” satıyor ve satması arzulanıyor. Çünkü bu bir kısır döngü, sorgulayan değil, saçma içeriklerle aptallaşan yığınlar tercih ediliyor. Hâlbuki bir insanın kişisel olarak gelişimi zaten ancak edebiyat, felsefe ve sanatla olur. Öte yandan, dijital çağ da her şeyi görselleştirerek ve sosyal medya aracılığıyla zamana el koyarak, okuma alışkanlığına darbe vuruyor. Oysaki edebiyat insanlığın varoluşunun tanığıdır ve çağ ne olursa olsun, bu böyle olacaktır. Genç neslin bu bilinç ve merakla hayata, sanata ve edebiyata bağlanmasını diliyorum.

Değerli Seda Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…

 

 

54 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2022 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle