YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta Doğan Kitap Satış Müdürü ve Yazar kimliğiyle tanıdığımız “Ah Be Alexander” kitabının yazarı “Hakan KONAKÇI” var.
Merhabalar Hakan Bey. Öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
1969 yılında Van gölünün kıyısında bulunan Tatvan’da doğdum, çocukluk yıllarımın ilk yaşları Tatvan’da geçti, 1980 olayları nedeni ile ailemin İstanbul’a taşınma kararı ile İstanbul’a taşındık. Hakan Konakçı önce babadır, umut eden, dua eden bir baba. Çalışandır, emekçidir, hayat mücadelesinde bir yolcudur, yoldaştır, evine götürdüğü lokmanın helal olmasına dikkat eder, duygusaldır, lise mezunudur, yol hikâyelerini sever, yollarda gördüğü tarihi mekânları mutlaka görmek ister, sanat tarihi ve uzak tarihe meraklıdır, kara kalem resim yapmayı, dağ köylerinde çay içmeyi, gezmeyi, fantastik kitapları okumayı sever, Fenerbahçelidir.
“Ah Be Alexander” kitabınızdan bahsedecek olursak eseriniz konusu itibariyle birçok okuyucunun bilgi sahibi olmadığı bir alandan bahsediyor. Alexander hastalığını, sizin bakış açınızdan bize kısaca anlatabilir misiniz?
Hakan bey bildiğiniz gibi 2020 Ocak ayı itibarı ile önce Çin’de başlayan sonra da tüm dünyaya yayılan ve bugün ölü sayısının bir milyonu geçtiği covid-19 salgını nedeni ile birçok insan tedirgin ve kaygılı, salgını yenecek aşının bulunması için umut içindeler. Oysa biz ve bizim gibi nadir hastalıklarla savaşan aileler ise her gün, her an bu korku ve tedirginliği yaşıyoruz. Bakış açım ise zift karası bir gecede ufacık bir aydınlığı arayıp çare bulmayı umut ediyoruz.
Alexander, dünyada çok nadir görülen bir hastalık olması sebebiyle bilinirliği inanılmaz az düzeyde. Sizin bu hastalık ile tanışma süreciniz nasıl gerçekleşti?
Oğlum, sağlıklı bir çocuk olarak doğdu ama 11 yaşında yürüme ve dengede durma problemleriyle karşılaştık. Sorunun skolyoz (omur eğriliği) hastalığından kaynaklanabileceğini düşünüp bir araştırma hastanesinin ortopedi servisine giderek muayene olduk. Muayeneyi gerçekleştiren doktor oğlumuzda skolyoz olmadığını ancak bir çocuk nöroloji doktoruna görünmemizi önerdi. Endişelendik ve aynı gün, aynı hastanede çocuk nöroloji servisinde görev yapan bir profesör doktor ile görüşmek için randevu aldık. Böylece bizim için geri dönülmez olan süreç başladı, yapılan tetkikler neticesinde oğlumuzda dünyada ender görülen Alexander hastalığı olduğu tarafımıza bildirildi ve Alexander hastalığı ile tanıştık. Teşhis yaklaşık olarak 2 yıl içinde konuldu.
“Ah Be Alexander” kitabını yazma düşüncesi nasıl oluştu?
Doğrusunu isterseniz kitap yazmak aklımda hiç yoktu, acılarımı, sıkıntılarımı bir deftere dökerek kimseyle paylaşamadığım duygularımı kalem ve sayfalarla paylaşarak rahatlamayı düşünmüştüm. Tek amacım korkularımdan kurtularak, ruhumu esir almaya çalışan umutsuzluktan uzaklaşmak istemekti. Sonra bir gün acaba sorusu aklıma takıldı ve tüm notlarımı yayın direktörümüze emanet ettim. Aynı gün beni arayarak fikrini iletti böylece kitap basıldı. Ayrıca şunu belirtmek isterim ki kitap yayın kurulumuzun onayına sunulduğunda bu metinlerin bana ait olduğu kurula katılan hiçbir arkadaşıma söylenmemiş olup genel çoğunluk kararı ile baskı kararı verilmiştir.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Aslında bu konuda pek fazla söz sahibi olduğumu söyleyemem ancak ülkemizin birçok değerli yazarı ile geçirdiğim zamanlar içerisinde öğrendiklerimi harmanlayıp aktara bilirim. Yazar adaylarının zihinlerinde işledikleri konuyu sürekli not almaları, tekrar tekrar okuyup düzeltmeler yaparak ilerlemeleri, gözlem, araştırma, konuya hâkimiyet, hayal gücü ile duyguların desteklenmesi, karakterlerin seçilmesi ve asla acele edilmemesi, bir de zihne düşen duygunun anında kayıt altına alınması böylece gerçekte yazmaya başlanmış olunur. (Bu benim düşüncem.)
Mesleğiniz gereği birçok fuarda bulunuyorsunuz. Kitaplarla dost olan binlerce okurla karşı karşıya kalıyorsunuz. Ülkemizdeki kitap fuarları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Bu müthiş bir soru. Teşekkür ederim. 23 yıldır kitap fuarlarına aktif olarak katılan biri olarak sizinle bir anımı paylaşarak cevap vermek isterim: 1982 yılında henüz ortaokul ikinci sınıfa gidiyordum okuldaydım ve dersimiz Türkçe idi. Öğretmenimiz Sayın Ahmet KÖKLÜGİLLER dersin sonunda çocuklar yarın Taksimde bulunan Marmara Etap Oteli’nde kitap fuarı var kimler benimle gelmek ister diye sınıfa sordu sanırım tüm sınıf el kaldırmıştık. 1982 yılında bir otelin salonlarından birinde planlanan kitap fuarı bugün neredeyse 80 ilimizde her yıl düzenli olarak organize edilmeye başlandı. Ülkemizde okuma alışkanlığının gelişmesi, büyümesi ve gelecek nesillerde sağlıklı, saygılı, eğitimli, ön görülü bireyler yetiştirebilmemiz için kitap fuarlarının gerekliliğine inanan tarafta yer aldığımı rahatlıkla ifade edebilirim.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Kitap fuarlarının birçok şehirde yapılması ile kitabevlerinin sayısının artması okuma oranlarının az da olsa arttığını bu yönde bilinçli kesimler yetiştirmeye başladığımızı söyleyebilirim. Ancak nüfusa orantılı olarak ilerlersek henüz istenilen seviyede olmadığımızı da düşünüyorum. Sabah işe giderken, akşam işten dönerken bir otobüste, bir vapurda, bir metro ya da tramvayda. Bir kahvehanenin önünde, bir otobüs durağında çoğunluğun elinde ne zaman kitap görürsem işte o zaman biz bu işi başarmışız diyeceğim. Maalesef birçok nedenden ötürü ülkemizde kitap okuma oranının düşük olduğu aşikârdır fikrimce hiçbir bahane kitap okumanın önüne geçmemelidir. Ben okumazsam oğlum okumaz, oğlum okumazsa kızı okumaz…
Değerli Hakan Bey, bize vakit ayırdığın için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Asıl ben siz ve okurlarınıza teşekkür eder saygılarımı sunarım.






















