TOPRAK KADIN
O, ismi ile hitap edilmesinden çok Toprak Kadın olarak anılmayı yeğliyor. Kentimize, daha doğru Yeşil Üzümlü Mahallesine yerleşeli çok yeni.
Ama, hemen herkes tanıyor Nalân Babaoğlu’nu. Beldenin Toprak Kadını olarak anılıyor şimdilerde. Köylülerin, mahsul alamadığı tarlaları kiralayıp, ıslah ederek Anadolu’muzun onbin yıllık mirası, Hititler’in sofralarının baş tacıSiyezBuğdayı’na bu topraklarda can veriyor. Ekiyor, biçiyor, taş değirmenlerde öğüterek elde ettiği Siyez buğdayından ekmekler yapıp, dostları ile paylaşıyor.
Genetiği ile oynanmamış buğday tohumlarının, ne denli dirençli ve doğurgan olduğunu anlatıyor, geçen yılın hasadıyla dolu çuvalların önünde. Sermayenin ülkemizde oynadığı pis oyunların, tohum yasalarının, istenirse Anadolu topraklarında sökmeyeceğini, sistemin dayatmalarının sökülüp atılabileceğini söylüyor. Bir şartı var, gönül seferberliği ilan edilecek, önce herkes kendi evinin önünü temiz tutacak, yani, herkes elverdiğince doğal gıda ve ürün üretecek ve tüketecek.
Akdağlar’ın serin esen rüzgârında Anadolu’yu buldum ve bu bölgede dilediğimce üretebileceğimi hissettim diyerek başladığı üretim halkalarına yeni yeni projeler ekliyor.
İstanbul’da büyük bir endüstri tesisindeki görevinden ayrıldıktan sonra, otuz yıl boyunca topladığı notlarını, birikimlerini hayata geçirmek üzere kolları sıvamış ve tek başına mucizeler yaratıyor.
Onbeş yaşımda iken, arkadaşlarım, kozmetik ürünler kullanırken, ben bardağın içinde mayaladığım hamur ile yüz maskeleri yapar yüzüme sürerdim derken, doğal ürünlere olan aşkını dile getiriyor.
Sağlıklı yaşam benim yaşam biçimimdir derken, hayatının anlamını ifade ediyor bu sözlerle.Köylülerin bahçelerindeki fırınları yıktığını, içinde yüzlerce katkı bulunan ekmekleri aldığını anlatırken, gözleri dalıp gidiyor ve ekliyor; kurtarıcımız toprak, biz ekmezsek başkaları ekecek.
Sevecen yüzünde zaman zaman öfke bulutlarının dolaştığını hissediyorum. En çok, annelere, kadınlara kırgın olduğunu, asıl direnmesi gereken kadınların sistemin dayattığı üretim ve tüketim metalarına teslim olmak yerine, sağlıklı gıdaları araştırma geliştirme ve hattâ ulaştırma konusunda dayanışma içerisinde olmalarının gerekliliğini vurguluyor.
Hüzünlü prensesler yerine bilge kadınların ve annelerin sesleri yükselmeli Anadolu’muzun her köşesinden diyor haykıran sesiyle. Aile içerisinde oluşturulacak sağlıklı gıda bilinci giderek toplumsal bilince ve toplumsal sağlığa dönüşecek, yaralanmış bedenler ve ruhlar iyileşecek, ülkemizin geçmişine lâyık, geleceğine umutlu zeminler hazırlayacak. Böyle başlayacak büyük Toprak Devrimi diyor ışıltılı gözleri ile.
Sohbetimiz, bereketli ve mücevher değerindeki topraklarımıza sahip çıkma bilinci üzerine sürüp gidiyor.
Ailece misafiri olduğumuz evinin, yemyeşil ovaya bakan balkonunda, küçük kavanozlar içinde tohumlar diziyor masanın üzerine. Bunlar üretime girerse, aş olursa, hastalıktan kıvranan insanları sağaltacağını, bağırsak florasının düzeleceğini ve buna bağlı olarak sağlıklı nesiller yetişeceğini müjdeliyor.
Küçük bütçesi ile büyük mucizeler yaratmaya aday Toprak Kadın’ın yüzündeki kararlı ifadeyi izliyorum, anlattıklarını dinlerken. Defne yaprağından bile mükemmel sirkeler, varlığından haberdar olmadığımız pek çok ottan muhteşem salatalar ve yemekler ikram ediyor, haklı bir gurur ile beğenimize sunuyor.
Toprak Kadın, bağışıklık sistemini güçlendiren bağırsak florasındaki mikro organizmaların, dayatılan gıda ürünlerindeki glüten ve lektin ile fonksiyonlarını yitirdiğini, toksin kaynağı haline dönüşerek metabolizmayı etkilediğini ve hastalıkları arttırdığını anlatıyor heyecanla.
O anda benim aklıma geliyor; Japonya’da klozetler bildiğimiz tersine imal edilir, insanlar dışkısını gözle kontrol eder, hastalık veya sorun kontrolü yaparlar. Bizler, arkamızı dönmeden rezervuarı çeker, sağlığımızın en önemli parametresini uzaklara göndeririz.
Baharın serin rüzgârları ürpertiyor tenlerimizi, Toprak Kadın konuştukça içimiz ısınıyor. Gözlerim dağların henüz erimemiş karlı zirvelerinde, Anadolu ve Orta Doğu halklarının bereket tanrıçalarını düşünüyorum. Anadolu’nun Kibele’si, Babil’in İştar’ı, yöremizin Artemis’i yitip gideli, bu kutsal topraklar giderek verimsizleşti.
Oligarşinin kanlı saltanatı ve parası türlü oyunlarla Anadolu insanının binlerce yıllık geleneğini dümûra uğrattı. Emeğe verilen değer unutuldu, üretimin verdiği hazzın yeri, kolay ve haksız para kazanma hayalleri doldurdu.
Toprak Kadın; Kuvayı Milliye yıllarından günümüze uzanan ve dağlarda tek tek yanan çoban ateşlerinden olmalı; paylaşan, eğiten ve öğreten.
Yüzündeki çizgilere bakarken, Kibele’yi, İştar’ı, Artemis’i anıyorum, Anadolu’muzu doyuran, bilgeler, şairler, dürüst askerler yetiştiren bolluk ve bereket idollerini düşlüyorum.
O, bizim Fethiye’mizin Toprak Kadın’ı, elinde meşale bizi aydınlatmak, yaşamını adadığı en kutsal davayı bizlere hatırlatmak, öğretmek için koşturuyor.



















