TARİH, İNKÂRLA DOKUNMUŞ BİR KUMAŞTIR
Gezi virüsünün enfekte etmesi ile yine bir başka âlemde, Baltık ülkelerinde bulmuştum kendimi. Litvanya’dan başlayarak Letonya ve Estonya’ya dokunan, sonrasında hızını alamayıp Rusya’nın Finlandiya Körfezi kıyılarından Moskova’ya uzanan bu gezide evlerinde konuk olduğum Baltık insanlarının sevecen, duyarlı ve farkındalık dolu dostlukları ile iç içe günler yaşamıştım.
Avrupa ile Rusya ana karası arasında köprü olduğu için bu ülke halkları; yüzyıllardır savaş ve katliamla yaşamış, son olarak Alman Faşizmi ve Sovyet despotluğunun çizmeleri altında inlemiş, tüyler ürperten onurlu sivil direnişlerde yüz binlerce can vermiş. Birkaç yazımda, Baltık halklarının, Kızılordu’yu pes ettiren Mu Isamaa ( Vatanım ) şarkısını söyleyerek oluşturdukları 600 kilometre uzunluğundaki insan zincirini, Parnerai ormanının derinliklerinde Nazi kurbanlarının kemiklerinin makinelerde öğütülerek toz haline getirildiğini yazmıştım, okurlarım hatırlayacaklardır.
Bitmez tükenmez katliam mezarlıklarından bunaldığım bir gün, Litvanya’nın merkezi Vilnius’tan, yaklaşık 30 kilometre ilerideki Trakai’ya gidiyorum. Burası, Ortaçağ’ın en güçlü devletlerinden Litvanya Dükalığı’nın merkezi imiş. Trakai Kalesi de Ortaçağ masal kitaplarından çıkıp hayat bulmuş bir serap güzelliğinde. Güzel; zira, üç gölün orta yerinde kurulmuş, göl sularına eğilen ağaçlarla çevrelenmiş, masmavi sularında rengarenk kayıkların, küçük yelkenli teknelerin seyrettiği, doğal güzelliklerin içerisinde bir hayâl beldesi.
Trakai’ın bir başka özelliği; Türk asıllı Yahudilerin yurdu olması. Litvanya dükü, Altınordu seferinden dönerken, Karadeniz bölgesinde Hazar Kağanlığı içerisinde yaşayan Musevi ve Müslüman Tatarları da getirdi. Müslüman Tatarlar, tarih tünelinde ilerledikçe kısmen de olsa varlıklarını koruyabildiler. Vilnius yakınlarındaki Kırktatar köyünde sayıları azalarak yaşam savaşı veriyorlar. Ancak, sayıları sadece 380 olan Musevi Kırım Tatarları hızla çoğaldılar. Orta Asya’dan başlayan göç dalgasında Hazar Bölgesine yerleşen Türk boylarından olan Karaylar ( Karaimler de denir ) Yahudiliğin Talmud inancına bir alternatif olarak kurulmuş. Vilnius ve Trakai’de görme imkanı bulduğum Knessa denilen ibadethaneleri, kubbe ve iç figürleri ile İslami detaylar içerir.
Güneşin insafsızlaştığı, fotoğraf çekimine ara verdiğim saatlerde Trakai Kalesi’nin karşısında bir kafenin gölgesine sığınıyor ve “ Kıbın “ siparişi veriyorum. Kıbın; Karay Türkleri’nin geleneksel yemeği, Kafkas halklarının da favorisi. Sandviç büyüklüğünde bir hamurun içine bol soğanlı, yağlı kuzu eti parçaları konularak servis ediliyor.
Karaimu caddesi boyunca yürüyor, her biri farklı renklerde, dik çatılı, iki katlı ve mimarileri birbirine benzeyen Karay ( Karaim ) evlerini seyrediyor, ahşap Knessa cephelerinde Türk ve İslam motifleri arıyor, fotoğraf çekiyorum. Eskiden ana caddedeki hangi evde Karayların yaşadığını öğrenmek çok kolaymış: evin caddeye bakan yüzünde üç pencere varsa; ev sahibi Karay ( Karaim ) olurmuş muhakkak. Günümüzde, Litvanya’da yaşayan Karaim ( Karay ) sayısı 300 civarındadır ve sadece 60 kadarı Trakai’da yaşamakta.
Gölün durgun sularında, kale burçlarının ve yelkenlilerin yansımasını izlerken, tarihin girdaplarına girip çıkıyor, sonunda 1683 yılında takılıp kalıyorum. Tarihin cilvesine bakınız ki; hüsranla sonuçlanan Viyana Kuşatmasında, Osmanlı İmparatorluğunun yanında Kırım Tatarları savaşırken, Avusturya Habsburg İmparatorluğunun yardımına koşan Litvanya-Polonya Krallığı ordusunun en vurucu kanadını Lipka Tatarları da denilen Karay Türkleri oluşturuyordu.
Sıcağın bastırdığı kimsesiz sokaklarda yürürken aklıma bir düşünürün sözleri düşüyor; “ tarih; inkârla dokunmuş bir kumaştır. “
Varoluştan bu yana birbirlerini yok eden insanlar, ne adına neyi inkâr ediyorlar. Neden, her ulusun kendi gururunu okşayan resmî tarihi var. Dünyanın nereye akıp gittiği belli.
Belli olmayan; insanoğlunun kendini formatlayıp, fabrika ayarlarına geri dönme konusunda ne denli istekli olduğu.



















