Yanlarında köpekleri ile gezenler, diğer ellerinde neden sopa taşırlar? Sokak köpekleri, aynı sıcak ilgiye sokulup yaklaştığında uzaklaştırmak, daha vahşî bir ifade ile vurmak için. Zavallı köpek, sahipsizliğini hatırlar, kuyruğunu kıstırır ve kadersiz yaşamına geri döner.
Kendi köpek veya kedilerine verdikleri mamadan nasiplenmek için sokulan sokak hayvanlarını tekme ile kovanların hayvan severliğini nereye sığdıracağız.
Sanırım 2003 yılıydı, Budapeşte’de ünlü Zincirli Köprüden geçiyordum, yanlarında köpekleri ile gezenlerin çokluğu dikkatimi çekti. Elte Üniversitesi Türkoloji Bölümünde okuyan bir Macar gencine bunun nedenini sormuştum.
Aldığım cevap ilginçti; artan küresel sorunların insanları izolasyona ittiğini, kurulacak dostluklar ve insan ilişkileri yerine mamalarını verdiği müddetçe kendilerine sadık kalacak ve ilgi gösterecek hayvanlarla birlikte olmayı tercih ettiklerini ve böylece aidiyet duygusu geliştirdikleri anlatıyordu.
Takip eden var mıdır bilmem; Worldwatch Enstitüsü uzun yıllar Tema Vakfı işbirliği ile her yıl “Dünyanın Durumu “ adında istatistiki kitap çıkarır. 1995 yılından beri takip ettiğim bu yayın son zamanlarda İş Bankası Yayınlarında ve ekonomik sayılacak bir fiyata yayınlanıyor ve çevre, sosyal ve ekonomik konular üzerine analizler yapan ve en önemlisi sürdürülebilir bir dünyaya ulaşabilmek için çözümler öneriyor.
Worldwatch Enstitüsü, ilginç bilgiler paylaşıyor insanların izolasyonu ve hayvanlara yönelimi hakkında, aynen aktarıyorum; “ İnsanlar hayatlarındaki boşlukları doldurmak için kedi-köpeğe sığınıyorlar. Hayvanların insanlara yoldaş yapılması ve hayvanların insan yerine ikâme edilmesi yönünde maksatlı çalışmalar yapan dev bir sektör var. Aile bağları koparıldığı için yalnızlaşan batılıların kedi-köpekle avunduğu ve toplumdan koptuğu kaydediliyor. Batıda insanlardan koparak hayvanlarla kurulan “arkadaşlık” ilişkisinin genç neslin psikolojisini bozduğu gibi batı için en büyük tehlike evlilik hayatının sona ermesi. Karşı cinsle ilişki yaşayamayan bazı batılıların ise hayvanlara tecavüz ettiği kaydediliyor. “
Biliyorum, gerek kent merkezinde gerekse kırsalda köpek ve kedi besleyen dostlarımı kızdıracağım ama, karşıma çıkan istatistikler de beni kızdırıyor açıkçası. Sermayenin cenneti Amerika’da geçen yıl, evcil hayvan mamasına 50 milyon dolar harcanmış. 50 milyon kişinin sokaklarda yaşadığı Amerika’nın yardım kuruluşları bu zavallı insanlar için 20 milyar dolarlık bir bütçe oluşturabilmişler.
Dünyada 1 milyardan fazla insan açlık sınırında yaşıyor, sokaklarda yatan insanlar ve savaşlar nedeniyle yurtlarından olan göçmenlerin sayısı çığ gibi artıyor ve sermayenin ahlâksız saltanatının üzerine yürüyorlar. Görünen o ki, önümüzdeki yılların gündemi göçmenlerin protestoları olacak.
Ülkemizde, kayıt altına alınabilmiş sokak çocuğu sayısı 42 bin, ancak, hayatın pratiği bu sayının mevcudun ancak yarısı olduğunu söylüyor.
FEFSAD ( Fethiye Fotoğraf ve Sinema Derneği’nin geçenlerde bu konuya neredeyse ömrünü adamış bir misafiri vardı. Şevket Şahintaş, fotoğrafçı değil, fotoğraf eğitimi almamış, iyi fotoğraf çekmek için bir kaygı da taşımıyor.
Şevket Şahintaş, taksi şoförü ve sokaklarda gördükleri karşısında, sokak çocuklarının fotoğraflarını çeken, aracında müşterisi varken dahi, kenara çekip fotoğraflayan, sonunda bir çok kez başı belaya girmesine rağmen giderek çoğu sokak çocuğu ile dostluk kuran, an be an onları izleyen vicdanı donmamış yiğit bir insan.
Sokak çocuklarının eline kamera verip, kendi hayatlarını belgelemelerini isteyecek kadar bu sorunların çözümüne gönül vermiş, Tarlabaşında, Maçka Parkında, Gezide kaldırımlarda hayat sürdüren, arkadaşlarının telkiniyle bonzai, tiner ve bally alışkanlığı edinerek hayatlarını mahveden Okan, Cino, Recep, Kadir ve Muhammed’in manevî ağabeyleri, zavallı Eşref’in yoldaşı olmuş yürek taşıyan bir insan Şevket Şahintaş.
Sokak çocuklarının evlerinden ve özellikle yetiştirme yurtlarından kaçma nedeninin ensest ve tecavüz ilişkileri olduğunu görüp öneriyor; Yurtlarda, farklı yaş grubundaki çocukları bir arada barındırmayın.
Elbette, bunlar bildiğimiz, aşina olduğumuz şeylerdi, umursamadan geçip gitmeyi tercih ediyorduk. Taksim’de görev yaptığım yıllarda, menfezlerin üzerinde, gazete kağıtlarının altında donarak ölmüş çok çocuk görmüştüm. Belki, bir iki kez sigara parası verip uzaklaşmıştık pis kokulu vücutlarından.
Ama, Şevket Şahintaş canımızı acıttı bu kez. Düşüncelere, adaletsizliğe, sermayenin ahlâksızlığını sorgulamaya yönlendirdi bizleri. Yukarıda saydığı isimlerin tümünün şu anda kayıp ya da hapiste olduğunu söylerken, kendini tutamadı, onlarla diyalogları geldi hatırına. Elinde bally torbası ile poz veren Muhammed için; “ o bir kedi gibidir, itirazsız her yere götürebilirsin, öylesine sevgi ve ilgiye aç “ dediğinde de ben koptum hayattan.
Sokak çocuklarının da sokak hayvanlarının da çözümü elbette bireysel çabalarla yetersiz kalacaktır. Bence, asıl çözüm başta Kamu’nun yeterli bütçe ve önlemlere, gönüllü kuruluş ve kişilerin elbirliği ile rehabilite ve onarma faaliyetlerinin yürütülmesi gerekmektedir.
Sorun, üzerinde ahkâm kesmek değil, elini taşın altına koyacak kurumlara el uzatmaktan geçiyor. Daha önceleri olduğu gibi, Şevket Şahintaş’ın, “ Gecenin Öteki Yüzü “, “ Sokak Çocukları “ gibi belgeselleri izlenir, yürek kanatır ve sonra unutulur gider. Daha nice sefalet içeren yapıtlar izleyeceğiz, üzülüp kahrolacağız.
Yeryüzünde ve ülkemizde sokaklarda sefil ve aç gezen çocuklar, göçmenler ve hayvanlar olduğu müddetçe Mutlu Azınlık vicdanını müsterih tutmaya gayret etse de, hiçbir zaman huzur ve güven içinde hissedemeyecektir kendini.
- Fethiye’de görece olarak sokak çocuğu yok bildiğim kadarıyla. Duyarlı aileler, bildikleri insanlar vasıtası ile ihtiyaç sahibi insanlara ulaşıp, yardımcı oluyor. Bunlar, münferit çözümler tabii, ancak, görünmeyen bir sefalet de sürüp gidiyor. Asıl sorun, metropollerin kaosunda yitip gidenler.
- Yaşam kılavuzlarımdan Georgi Gürciyev; ” Varoluşun hikmetlerini anlamak istiyorsanız sokak hayvanlarının gözlerine bakın “ der. Sahipli köpek ile, sokak köpeğinin gözlerinden yansıyanları çözebildiğimizde Varoluş’a aykırı sapmalarımızı anlayıp kendimizi sorgularız belki.
Köşe Yazarı: Metin Denizmen




















