SEÇİMLERE GİDERKEN EĞİTİME DAİR NOTLAR
Prof. Dr. Kemal Kocabaş Türkiye 7 Haziran 2015 tarihinde seçimlere gidiyor. Seçimlere giderken Kürt sorununun çözümüne yönelik karşılıklı güvensizlikler, tartışmalar, iktidar partisindeki erklerin savaşı, başkanlık tartışmaları, çatlamalar, kırılmalar, ana muhalefet partisindeki ön seçim heyecanı, emeklilere bayramlarda çift maaş verme vaatleri gündemi belirliyor. Tüm bu tartışmalar yaşanırken ülkeyi yönetme iddiasında bulunan siyasi partilerin ülkenin geleceği olan eğitim sorunlarına yönelik bir açılım, bir öngörüleri henüz topluma sunulmadı. İçinde yaşadığımız çağın eğitim felsefesi bütün gelişmiş ülkelerde “Eleştirel düşünmeye dayalı öğrenmeye ve laik eğitime” dayanır. Türkiye bunun neresinde? Seçimlere giderken bu sorunun yanıtını aramak boynumuzun borcu… Geçen hafta 2015 yılında YGS sınav sonuçları açıklandı. Bu sınava 2 milyon 126 bin 684 aday başvurdu, sınava giren 1 milyon 987 bin 488 adayın 145 bini 140 puan alamadığı için ön lisans ve açık öğretim fakültelerine de kayıt yapma hakkını kaybetti. 575 bin 768 aday da 180 taban barajını aşamadığı için LYS sınavına girme hakkını kaybetti. Geçen yıl 477 bin kişi 180 puan barajını aşamamıştı, bu yıl bu rakam 575 bine çıkmış durumda. Yani 180 barajına takılan öğrenci sayısı 2014 yılına göre 100 bin kişi daha artmış bulunuyor. Bu sonuçlar gösteriyor ki orta öğretim sisteminde “eğitimdeki nitelik kaybı” hızla artmaktadır. Yani okullarımız programlarındaki akademik bilgileri öğrencilere aktaramamaktadır. Siyasal partiler bu sonuçları takip ediyorlar mı? Bilmiyorum… Buradan seçimlere giderken siyaset kurumuna ilk önerimiz “Seçim süreçlerinizde, programlarınızda topluma eğitimin niteliğini arttıracak önerilerinizi, eğitim reformu tasarımlarınızı” paylaşınız, bunun için oy isteyiniz… YGS sınavlarında öğrencilerin verdikleri doğru yanıt oranlarına bakalım. 1 milyon 944 bin 933 toplam adayın “Türkçe testinden ortalamaları 15.8, sosyal bilimlerden ortalamaları 1.7, temel matematikten ortalamaları 5.2, fen bilimlerinden ortalamaları 3.9.” Son sınıfta okuyan ve puanı hesaplanan 856 bin 159 öğrencinin bu ortalamalarına bakalım. “Türkçe testinden ortalamaları 15.9, sosyal bilimlerden ortalamaları 10.4, temel matematikten ortalamaları 5.4, fen bilimlerinden ortalamaları 4.6”. Sonuçlara dikkatlice bakıldığında son sınıf öğrencileri ile mezun öğrencilerin ortalamaları arasında belirgin bir fark yok. Her alandan 40’ar sorunun sorulduğu bu sınavlarda ortalamalar bunlar. Görüleceği gibi siyasal iktidarın eğitimi “nasıl dinselleştirebiliriz” şeklindeki politikaları eğitimin nitelik kaybını arttırmaktadır ve çocuklarımızın ve ülkemizin geleceğini karartmaktadır. Her yıl üniversiteye gelen öğrencilerin akademik bilgi, kültürel düzeylerini, kendilerini ifade etme yetilerini, özgüvenlerindeki olumsuz değişimi gözlemleyen bir öğretim üyesi olarak öğrencilerimizin büyük çoğunluğunun her yıl edinmesi arzulanan bu kazanımların çok gerilerine düştüklerini görebilmekteyiz. Tüm bu veriler, ortaöğretim sisteminin eğitilmiş, nitelikli bilgi birikimi olan bireyler yetiştiremediğinin somut bir göstergesidir. Eğitimdeki bu nitelik kaybı “öğrenmek” ve “ezberlemek” gibi iki kavramı tartışmamızı öngörüyor. Dr. Erdal Atabek 23 Mart 2015 tarihli köşe yazısında “Öğrenmek, bir konuyu, nedenlerinden başlayarak süreci kavramak, eklemlenen bilgilerle sonuca ulaşmaktır. Bu yol, öğrenen kişinin “anlamasına” ve süreci “kavramasına” dayanır. Böyle öğrenilen konu unutulmaz ve öğrenen kişinin kültürüne katılır. Ezberlemek, süreci anlamaya gerek kalmadan kalıp bilgileri belleğe yerleştirmektir. Bu bilgiler sorulduğu zaman gene kalıp olarak bellekten çıkarılır. Neden-sonuç ilişkisi sürecini kavramak gerekmez” bu iki kavramı açıklamaktadır. Tüm bu sorunların çözümü konusunda üniversiteler siyasal iktidara bir öneri sunabiliyor mu? Kesinlikle hayır… Siyasal iktidarın arka bahçesi haline getirilen üniversitelerin, eğitim fakültelerinin bu konuda toplumsal işlevlerini yerine getiremedikleri acı bir gerçektir. Siyasal partilerin de eğitim sorunları üzerinde yeterince duyarlılık üretmediklerini de gözlemliyoruz. Ama bu durum mutlaka aşılmalıdır. Bu duyarsızlık giderilmelidir… Cumhuriyeti kuran kadrolar 1923-1946 arası hep eğitimi ve kültürü konuşmuşlardır. Nasıl bir yurttaş, nasıl bir öğretmen? Nasıl bir üniversite? Nasıl bir eğitim? sorularının yanıtlarını aramışlar ve 17 Nisan 1940 tarihinde de ülkemizin evrensel dünyaya, pedagojiye armağanı olan Köy Enstitüleri kazanımını üretmişlerdir. Yukarıda verilen YGS sonuçları öğrencilerimizin ancak %5’inin üniversite okuyabilecek düzeyde bir birikime sahip olduğunu gösteriyor. Bu çok önemli bir kaynak, zaman ve insan kaybıdır. Rasyonel de değildir. YGS sınav sonuçları PISA 2003-2006-2009-2012 sınav sonuçları arasında ciddi bir paralellik vardır. İlköğretim düzeyinde eğitimin niteliğini ölçen uluslararası her PISA yarışmasında Türkiye hep gerilerde, ilerleme hiç yok denecek kadar az… Sonuçlar ülkemiz eğitim düzeyinin çok ciddi oranda sorunlu olduğunu ve öğrencilerin okuduğunu anlayamadığı, özellikle fen ve matematik alanlarında öğrendikleri arasında ilişki kuramadığı, hayattaki karşılığını yapılandıramadığı, yani ezberci yapısını işaret etmektedir. Laik, demokratik bilimsel eğitim süreçlerinde öğrenciler her tür olguyu nedensiz kabul etmezler, nedeni olmayan sonuçların da yanlış olabileceğini düşünürler, çünkü eleştirel akıl devrededir. Öğrenen ve ezberleyen öğrencilerin farkı fen ve matematik gibi alanlarda hemen ortaya çıkar. Türkiye, son on üç yılda uyguladığı din merkezli eğitim politikalarıyla “öğrenen öğrenciyi değil, ezberleyen öğrenciyi” yetiştirmeyi amaçlıyor. Sürecin sonuçları ortada… Tüm bu tartışmaların sonunda YGS-2015 ve PISA yarışmaları sonuçları eğitim sistemimize yönelik alarm işaretleri verdiği uyarısını yapmak durumundayız. Ne yapmalıyız? Önerilerimiz ne olmalıdır? Milli Eğitim Bakanlığı ulusaldan evrensel bir anlayışla yeniden yapılandırılmalıdır. Son on üç yılda yapılan yandaş ve siyasal dinci bir örgütlenmeyle yönetilen Milli Eğitim Bakanlığı “laik, demokratik, bilimsel” eğitim felsefesini temel alması sağlanmalıdır. Bu yapılandırmayla eğitimde bilime, sanata ve felsefeye yönelme yollarını mutlaka üretmeliyiz. Temel bilimleri olmayan, matematik bilmeyen okuduğunu anlamayan, tarih bilmeyen hiçbir toplum bilim ve teknoloji geliştiremez. Soyut düşünceden yoksun, analitik düşünmeyen, güzel sanatları gelişmemiş hiçbir toplum bilimsel buluş yapamaz. Fizik bilmeyen hiçbir toplum teknoloji geliştiremez. Prof.Dr. İbrahim Ortaş da çözüm olarak konuyla ilgili yazısında “Kuşun nasıl uçtuğunu öğrenmeyen hiçbir ülke uçak yapamaz. Üniversiteleri özerk olmayan, bilimsel mali ve idari özgürlüğü olmayan ülkemizin beklenilen gelişmeyi göstermesi beklenmez. Dünyanın biricik tecrübesi bilime önem veren ve teknoloji yaratan ülkeler gelişmiş ülkelerdir. Bu ülkelerin temel özelliği öğrencileri temel bilimler yönünden iyi eğitilmiş, okullarının ve üniversitelerinin bilime, sanata, felsefeye önem vermesidir” diyerek önerilerini sunmaktadır. Ne dersiniz?, seçimlere giderken biraz eğitim adına düşünmek, bir şeyler yapmak, siyaset kurumundan eğitime dair reform önerileri, çözüm önerileri talep etmemiz, sıkıştırmamız gerekmez mi?

















