DAVUT FEN – Seçim Sonuçlarında Başat Etkenler
Geçmişten günümüze hep görüldü ki, halk yığınlarının seçim çalışmalarında ilgilenip etkilendiği başat konu, temel sorun olan geçim olmuştur. Gelişmekte olan ülkeler sınıfında olan ülkemizde de ancak böylesi bir sonuç alınabileceğinden, seçimlere asılan merkez partilerinin birbirlerinden ayrışabilmek için özellikle üzerinde durdukları belli başlı açıklamaları hep bu yöndedir.
Gelişmiş ülke seçimlerinde, bizimkilere benzer temel toplumsal belirleyici etkenlerden, bunalım süreçleri dışında pek söz verildiğine tanık olunmaz. Tersi durumunda zaten gelişmişlikle bağdaşmaz. Gidişatın, yeni bir ivmeyle birlikte bir başka boyuta evrilmesinin istenmesi amacıyla halka fırsat tanındığında ki, bu lütuf değil, yasayla da belirlenmiş haktır, seçim sandıklarında, o günlere de yansımış, geçmiş sıkıntılı haftaların, ayların, yılların, faturası yönetime kesilir. Yeni umutlara, beklentilere yelken açılarak, köklü bir değişime bel bağlanır ki, kırılıp dökülmeler, toplumsal patlamalar yaşanmasın.
Hani hep söylenir, dillere de artık pelesenk olmuştur; bir GDO’lu(*) gıda ürünleridir tutturulur. Öteden beri günlük yaşamımızda vardır da zararları, etkileri yeni yeni anlaşılmıştır. Ben, artık halk yığınlarının da benzer bir değişikliğe uradığını düşünenlerdenim. Şöyleki; yürütme-yönetim, -bundan öncekiler de başka benzerlerini uygulamaya sokmuşlardı- bazı mağdur ailelerin, yıllardır yaşaya geldikleri ve özellikle de çevrelerine pek de belli etmemeğe çalıştıkları sıkıntılarına çözüm amaçlı ödemelerde bulunuyor. Bilirsiniz; artık duymayanımız da kalmamıştır; hem kusurlu-özürlü kişiye hem de onun bakıcısı olan aile üyesine, bu hallerini belgelemeleri ve başvuruda bulunmalarıyla, kabul edilebilir bir oranda para ödemesi yapılıyor. Bu uygulama da gösterdi ki, yıllardır kıyıda köşede gizli-saklı, örtülü ne kadar o türden aile vardıysa artık bir bir gün yüzüne çıkıverdi. Hastane kuyruklarında o türden yakınları için belge peşine düşenleri, hemen her oralara yolum düştüğünde görür oldum. Aynı aileden, birden çok kişi için, sözü edilen haktan yararlanıldığını da biliyoruz. Uzağa gitmeme gerek bile yok; kendi yakın çevremden de bu haktan yararlananlar var. Bu olgunun başlarında, yakınlarımız, kendileri için, bu hakkın elde edilmesinde benim de önayak olmamı istemişlerse de, ben, “geri durun, siz mağdur değilsiniz.” deyip olumsuz tavır sergilemiştim. Daha sonra ise o hakkı kullanmaktan geri durmadıklarını anlaşılmıştı. Aynı konumda olan, tutucu, yakın çevremizden başka birileri de var.
Altı çocuğa sahip rahmetli babam da, ağabeyim ve benim gibi iki aslan parçası(!) kamu görevlisi oğlu ve de dişe dokunur malı mülkü varken, gitmiş kendisine ogünün koşullarında “Yaşlılık Aylığı” bağlatmışmış. Bundan da epey bir burukluk hissetmiş, incinmiştik. Biz, o aylık ödeme belgesini, yaşamını kaybettiğinde cebinde bulmuş ve çok üzülmüştük. Tutucu dava arkadaşları(!) ona bu yönde omuz vermiş olmalıydılar.
O söz konusu benzer haklar, şimdi sıkıntıların giderilmesinde değil, sanki sıkıntıların göz ardı edilmesinde etken olup çıkmışlar gibi; boş, gereksiz harcamalara gidiyor; ben öyle düşünüyorum. Daha açıkçasını söyleyeyim; o ödemeler sayesinde, ailelerin yaptığı harcamalar, savurganlık-şımarıklık ölçülerinde; oturma gruplarına; oğullara, kızlara, torunlara alınan akıllı telefonlara gidiyor. Araç alımlarını da siz, ekleyip söyleyin!
Bir de şöyle boyut var; yaşanılan yerin; kasabanın, kentin mahallerine özgü yaşam biçimleri de bu sayıp döktüğüm nitelemelere has oluyor. Kentimizin Karagözler Mahallesinde, İstabul’un Bağdat Caddesi’nde ya da Levent Semti’nde, “ben mağdurum, benim param kalmadı” türü yakınmaları duyamazsınız.
Nerede duyarsınız; sizler de bilirsiniz; bu artık gizli saklı da değildir; zaten oralarda kim seçimlere ilişkin kapı çalsa umduğunu bulma yerine, ummadığı bir tablo ile karşılaşır.
Bizimkiler de(!), mahalle mahalle, sokak sokak gezerken, mağdurluklarını dile getiren, yokluklarını saklamayan bir aileye denk geliyorlar. Ben de destek verilmesi aşamasında işin içinde yer alacağım ya, daha ilgili yere gitmeden, tabloyu aklım sıra hayalimde canlandırmaya çalışıyorum; benim için hiç de yabancısı olmadığım, hayal edemeyeceğim bir gerçeklik(!) değil… İçimden diyorum, şimdi gideceğiz, o “mağduruz, sıkıntılarımız var, hiç paramız kalmadı” diyen ailenin, önce akıllı telefon kullandığını göreceğiz. Evlerinin içi de bizden bile zevkli döşenmiş çıkacak. Yanılmak isterim ama asıl önemlisi bir de sosyal güvenlikleri vardır.
Gittik. Gördüm. Gerekli desteğimizi de yaptık.
Gelin görün ki, yukarıda dile getirdiğim öngörüm aynısıyla çıktı. Hatta ev içi döşemesi benim hayal ettiğimin de ötesindeydi. Üstelik, yürütmenin-yönetimin, o ünlü, yandaş TV kanallarından birini(!) plazmalarında açıktı. Haneye, onların düşünce doğrultusundaki örgütsel yapıdan destek de yapılmaktaymış.
Dedim ya, yaşanılan semt, yaşamın da göstergesidir.
Günümüz gıdaları gibi seçmenlerimiz de GDO’lu olup gitti; onurlu olmak, sade bir yaşam sürmek hak getire…
Ben, zaten o tür çözümlerden çoktan koptum; biliçli olmayı önemsiyorum. Şu aşamada üzülmekten öte yapabileceğim de yok.
İyi haftalar…
__________
(*) GDO Genetiği ile oynanmış bitkisel ürün.
DAVUT FEN





















