SANKİ HİSSTETMİŞ GİBİ!
2010 Yılından bu yana Ömer Özyer Anadolu Öğretmen Lisesi’nde okul müdürü olarak görev yapan Mehmet UÇAR, başarılı çalışmalarının yanı sıra her dönem sonu öğrencilerine karneleriyle birlikte mektup yazmasıyla da farklılığını hissettiren bir yöneticiydi. Son mektubunda kurumundaki 4 yılını değerlendiren UÇAR’ın tespit, tahlil ve önerileri her eğitimcinin üzerinde ciddiyetle durması gereken hususları ihtiva ediyor. Bir yandan geçmişin muhasebesinin yapıldığı mektupta bir yandan da birçok sahada geleceğe ilişkin öngörülerde bulunuluyor. Şahsiyetli insan yetiştirmeyi eğitimin merkezine alan UÇAR, mektubunda bir nevi SWOT analizi yaparak kurumda geçen hizmet süresinin tüm yönlerini de edebi bir dille eğitimin tüm paydaşlarıyla paylaşmayı tercih ediyor. Onurlu bir hayat yürüyüşünün izdüşümleri olarak da değerlendirilebilecek bu metni, eğitim öğretime başladığımız bugün Fethiye Gazetesi farkıyla yayınlamayı uygun gördük. (F.G.)
13.06.2014 Cuma
FÖÖAÖL/Fethiye
VEDA MEKTUBU(Ayrılık sevdaya dâhildir)
Ey İnsanlar,
2010 yılında yağmurlu bir kış günü, şubat soğuğunun iliklerimize kadar kendini gösterdiği bir günde adım atmıştım bu okula. Hissettiğim duyguların başında “Bir mum, diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.” inancı var idi ve bu dört yılı biraz aşan süre içerisinde burada cömertçe tutuşturabileceğim yeni mumlar aradım hep. Zaman bir değirmen ve bizler değirmenci rolünde işimizi yaparken unun hasını, taşlısını, çöplüsünü ayıklama çabasındayken bir de bakıyoruz ki epey tecrübelenmişiz. Peki, geçen zaman içinde burada yaşadıklarının, gözlemlediklerinin, hâsılı görüp gördüğünün özetini bir cümle ile ifade et deseler cevabım yine Mevlana’dan alacağım şu ödünç cümle olurdu: “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbisesi yok; nice elbiseler gördüm, içinde insan yok. … ”
Sevgili Gençler,
Vazifede olduğum bu dört yıllık süre içerisinde gerçekleşmesinden dolayı Hz. Allah’a hamd ü senalar ettiğim bazı hadiseleri paylaşmak istiyorum sizlerle: Mümkün olduğunca büyük düşünmeye dair söylem ve eylemler içinde olduk. Yapılan yanlışlara adam aldırma da geç git demedik, aldırdık; ha keza kim yaparsa yapsın yapılan her güzelliğin ve elde edilen başarının da tebrikçisi, ödüllendiricisi olduk. Bir taraftan tarih şuuruna vurgu yaparken diğer yandan günümüzün ve geleceğin meselelerini bu süzgeçte ele almaktan korkmadık. Sizlerin çok yönlü yetişmeniz için gayret sarf ettik. Okulumuzu ve evlatlarımızı asla ideolojik yapılanmaların tekeline terk etmedik. Bilakis soğuk savaş dönemi katı ideolojilerin takipçisi olmaktan başka elinde oyuncağı kalmayanları uyandırmak için kimisinin elinden oyuncağını aldık; kimilerini de kendine gelmesi için sarstık. İnsan olmanın merkezinden haberler veren konuşmalar yaptık; bazen sıkılsanız da bu hatırlatmalarımızdan kesinlikle taviz vermedik. En zor iş olan eşrefi mahlûkat insanın, bencillikten kurtulması için azami duyarlılık göstererek bu durumda olan herkesle çekinmeden ve kıvırmadan mücadele ettik. Hz. Allah’tan başka hiçbir gücün kontrolüne girmeden, kendinden emin bir şekilde kararlarımızı alarak yolculuğumuzu bu güne kadar sürdürdük. Okulun ekonomik imkânlarını, asla ve kat’a kendi özel işlerimiz için kullanmadan, nasıl daha verimli kullanabilirim kaygısıyla hareket ettik. Kalbi katılaşmışlara yardım etmek kastı ile kendine gelmeleri, durup düşünmeleri için onları kırmaktan hiçbir zaman bıkıp usanmadık. Söyleyecek sözü olan herkese söz verdik; eleştirilmekten gocunmadık. Amacı ve niyeti ne olursa olsun, benim de okulumuz için şu projem var diyen herkesin önünü açmaya çalıştık. Hâsılı uzun bir yola çıkmaya hüküm giydiğimiz şuurunu terk etmemeye çalıştık. İnsanlara şirin görünmek adına eyyamcılığa sapmadan, bazılarının bizi kötü olarak bellemelerine aldırmadan hakkın mücadelesini vermeye çalıştık. Bazen sizin için daha iyisi olsun diye üstlerimizle, yöneticilerle, öğretmenlerle, velilerinizle, dış paydaşlarla yeri geldiğinde kendimizle bile tartışmaktan yüksünmedik. İş yapmak için yola çıktığımızdan, iş yaparken çeşitli hatalar da yaptık ve hatalarımızdan özür de diledik; özür dileme erdemini gösterenleri de, kamu hakkı hariç, bir çırpıda affettik.
Değerli Arkadaşlar,
Tüm çabalarımıza rağmen mani olamadığımız ve bizi üzen birtakım gelişmeler de olmadı değil geçen zaman zarfında: Mesela, en başta daha sabırlı bir insan olarak yöneticilik yapmak isterdim. Elimden gelseydi daha ağır devir bir ruh haleti içinde olmayı çok isterdim. Demek ki hep acele edişlerimin bir nedeni varmış… Ayrıca Hz. Allah’ın rızasından başka bir menfaat beklemeden sevdiğimiz tüm insanların da aynı ile mukabele etmelerini sağlamak isterdim. Yüzümüze gülen insanların arkadan çevrilen ve tarafımızdan yakinen bilinen kimi filmlerin içinde olmamalarını görmeyi de çok ama çok arzu ederdim. Tüm insanları kıskançlıktan kurtarabilmeyi, herkesin dostunu ve düşmanını fark edebilmesine şahitlik etmeyi murad ederdim. Allah’a açıktan düşmanlık etme cüretkârlığını gösterenlerin asla kullarına dost olamayacağının artık herkesçe fark edilmesini hayal ederdim. Kimi yanlışları uyarı ile yetinip zamana bırakmak yerine radikal müdahalelerde bulunmayı isterdim. Anadolu öğretmen liselerinin kurumsal kimliğini inşa etmede öğretmen ve öğrencilere gece gündüz daha çok rehberlik etmek isterdim. Bizi harama ve kolaycılığa alıştıran özel ders furyasından öğretmen ve öğrencilerimi kurtarmak isterdim.
Kıymetli Mesai Arkadaşlarım,
Yaşadıklarımdan öğrendiğim birçok şey oldu burada. Müsaadenizle biraz da o fasıldan bahsedeyim isterseniz: Her şeyden evvel ne olursa olsun iyilik yapmaya devam etmeli insan. Balık bilmezse Halik biliyor. İyi insanlar istese de iyilikten başka bir şey yapamıyor esasen; çünkü hamuru iyilikle karılmış. Anne ve babanın evladına helalinden süt emzirmesi çok önemli. Birçok şeyin temelinde bu helal-haram dengesi yatıyor. İnsan davası için mücadele ederse canlı konumundan insan mertebesine yükseliyor; elbette dava uhrevi olursa. Çoğu kez ağacın köküne fütursuzca inen baltanın sapı da aynı ağacın dalından oluyor; neylersin Takdir- İlahi… Tavuk her gün yumurta yapar ama kimsenin ruhu duymazken kimi kart horozların 3-5 yılda bir yaptığı yumurtadan tüm mahalle haberdar. Eskiden çok eşlilik hâkimken bu gün bunun yerini çok kişiliklilik almış yürümüş. Kişinin namazı ve orucu sizi yanıltmamalı; ben adamım diyenin büyük ve küçük menfaatler söz konusu olduğu zamanki duruşuna bakmalı. İnsan hiç tanımadığı gariplerin dualarıyla ayakta kalıyor; duaya devam etmeli o vakit… En güzel duygulardan birisi de zamanın hakemliğinde olayların tartılmasına yakinen tanıklık etmektir. Çoğu kez cahile verilecek en asil cevap susmakmış, bildirene hamdolsun. Gecenin bir vaktinde bir eskimez öğrenciniz tarafından aranmak tüm yorgunluğunuzu alan ilaçmış, amenna. Herkese hak ettiği kadarını vermeğe gayret gösterip hakkı olamayanı fütursuzca isteyenlere de haddini bildirmekten imtina etmemek erdemlerin zirvesiymiş. Bu mana da had bilmeze haddini bildirmenin de bir mesuliyet olduğuna vakıf oldum. İyi niyetle yola çıkıldığı zamanki yanlışların art niyetle yapılan doğrulardan daha evla olduğunu da öğrendim. Çözümün parçası olamayanların aslında sorunun ana kaynağı olduklarına da şahit oldum. İnsana dost olarak Allah yeter! Araplar haklı, zaman su gibi bir şey; akıp gitti…
Sevgili Evlatlarımız,
Hamd, âlemlerin rabbi olan Allah’adır. Salât ve selam Resulünün üzerine olsun. En evvel Hasan Bey’in şahsında Özyer ailesine teşekkür etmeliyim. Çünkü onlar böyle bir okul yapmasalardı bu kadar insan bir araya asla gelemeyecek ve iyi kötü bir yığın hatıra hiç yaşanmayacaktı( Hz Allah cc. Özyer ailesinin her bir ferdine sağlıklı ve huzurlu uzun ömürler versin. Âmin!) Ardından en yakınımdakinden en yukarıdakine kadar tüm sıralı amirlerime de teşekkür etmeliyim. Çünkü bana güvenip önümü açmasalardı sizinle buluşamazdık. Sonra sizler bu ülkenin geleceğine en donanımlı bir şekilde yürüyesiniz diye gecesini gündüzüne katarak her türlü alt yapıyı hazırlayan başta tüm yardımcı personelimize, sağlıklı bedenlere sahip olasınız diye en güzel yemekleri hazırlayan yemekhane görevlilerimize, şu an bir kısmımız anlayamasak da fedakârlıkları ile yolumuzu aydınlatan çoğu çilekeş yönetici ve öğretmenlerimize, sizi en değerli varlıkları telakki edip her türlü ihtiyacınıza gece gündüz koşan ailelerinize, elbette sadece kendisinden ibaret olmayan geleceğin Büyük Türkiye’sinin mimarları olan sizlere teşekkür ediyorum. Ve tabii ki, benim yetişmemde ve bu günlere gelmemde emeği olan başta anne ve babam ile herkese, son olarak 120 günlük izin hakkıma rağmen sadece 20 gününü kullandığım ve kendilerini ihmal ettiğim, benim yüzümden nice zorlukları göğüslemek zorunda kalan eşim ile sizlerden ayırt etmediğim iki kızıma sonsuz şükranlarımı sunuyorum.
Değerli Gençler,
Sizlerden bazı beklentilerimi de zikretmek, burada kayda geçirmek isterim: Öncelikle ümidinizi kaybetmeyin. Hz. Allah’ın bizi insan olarak yaratmış olması bile tek başına ümitli olmak için yeter. Çok, ama çok çalışın; çalışan insan dinlenir ve dinç olur. Unutmayın bu ülkenin yeniden kuruluşunun harcını sizler karacaksınız. Adamı olmayan insanlara adamı olanlardan daha önce hizmet götürün. Hafızanızı canlı tutun. Bunun için kitap okuyun düzenli olarak. Tarihinizi mutlaka iyi bilin ki özgüveniniz artsın. Cenab-ı Allah’ın uygun göreceği bir hayatı kendiniz için inşa edin; Rabbinizle irtibatınızı her hal ve şartta kesmeyin. İnsanlara, onlar kadrini bilmese de, Allah rızası için iyilik yapmaya devam edin; selamı yayın. Seyahat edin ve sıhhat bulun, huzur bulun. Geçmişinize vefalı evlatlar olmaya özen gösterin. Mutlaka büyüklerinizin hayır dualarını almaya çalışın… Kıyamet kopuyor da olsa elinizdeki fidanı dikin. Özellikle kimsenin görmediği zaman ve mekânlarda ihtiyaçlıları bulun ve hem yüzündeki tebessümü görmek hem de en darda olduğunuz anlarda Rabbimizin bizi unutmaması için onlara yardımcı olun. Bir ayağınız kendi inanç ve kültürünüzde olmak kayd u şartıyla tüm kültürleri tanımaya çalışın; ama taklit etmeyin. Eleştirin, eleştiriye tahammül edip ondan beslenmesini de bilin. Her konuda kendinize güvenin; ancak kibirli olmayın. Her daim öğrenen ve öğrendiklerini başkalarına öğretici kişi olun. Sağlığınıza dikkat edin; çünkü en önemli üç nimet ve emanet sağlık, akıl ve imandır. Başta sigara, alkol ve uyuşturucu olmak koşulu ile her türlü kötü alışkanlıktan bünyenizi ve dedikodu, haset, kıskançlık, cimrilik, kibir, boş vermişlik ve adamsendecilik gibi manevi hastalıklardan ruhunuzu kesinlikle muhafaza edin.
Ey Allah’ın Kulları,
Sözlerimi, aynı yolu birlikte yürümenin keyfine doyamadan aramızdan ayrılan bir büyüğümün vefatından kısa bir süre önce bir dost meclisinde paylaştığı şu sözleri ile bitirmek istiyorum: “Şimdi bakın yoldan geldik, yine yola gideceğiz. Hiç birimizin garantisi yok. Şurada ayakta duranın da, oturanın da garantisi yok. Yani, ruh bir saniyeliktir. Küf dedi mi gitti. Bunun da nereden geleceği, nasıl geleceği, ne şekilde yakalayacağı belli değil. Bir saniyenize bile hâkim değilsiniz. Bir saniyesine bile hâkim olamadığımız, hükmedemediğimiz bir hayat için, bir dünya için, bu kadar fırıldak olmanın anlamı yoktur. Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz. Allah’ın izniyle hayatım boyunca hep böyle gittim. Allah’ın izniyle, olsak da milletle olacağız; olmasak da milletle olmayacağız. Yarın Ahirette Allah bize ‘Niye iktidar olmadın?’ diye sormayacak. Sorsa da ‘Vermediniz Ya Rabbi!’ diyeceğiz…”
Yolu muhabbetten geçen herkesle bir gün bir yerlerde ki bu yer bu dünya olmazsa ahiret olacak inşallah, mutlaka ama mutlaka karşılaşacağız… Hak şerleri hayır eyler/ Zannetme ki gayr eyler/Mevla görelim neyler/Ne eylerse güzel eyler… Hepimizi Cenab-ı Allah’a havale ediyorum… Hazreti Yezdan cümlemizin yar ve yardımcısı olsun. İşte geldik, gidiyoruz; şen olasın Ömer Özyer Anadolu Öğretmen Lisesi… Kalın sağlıcakla… Selam ve dua ile…
Mehmet UÇAR
FÖÖAÖL Müdürü






















