Hoşgeldiniz  
................................................ ..........................................................

Sait Çelik’in Kaleminden, “VARLIK O’NU SESLENDİRİYOR”

Erkan Ilik | 01 Nisan 2014 | Genel A- A+

VARLIK O’NU SESLENDİRİYOR

           Kara toprağın altında kendine yollar açıp yuva yapan minik karıncadan toprağın üstünde meleşen kuzuya, gökyüzünde özgürce kanat açıp süzülen kartaldan daha Öte âlemdeki galaksilere kadar bütün varlık lisan-ı halleriyle O’nu gösteriyor. O’na işaret ediyor, “Bizler O’nun ayetleriyiz.” Diyorlar. Çünkü bütün varlık O’nun sayesinde bir anlam kazanıp değer buluyor.

Bundan dolayı insanlık tarihinde iz bırakan mütefekkirler, edipler, Hak dostları hep O’nu seslendiriyor, O’nun varlığına, birliğine işaret ediyor.

İşte 20. Yüzyıl roman anlayışı üzerine derin ve evrensel bir tesir bırakan büyük Rus romancısı Dostoyevski: “Yıldızlı, sakin, ılık bir temmuz gecesiydi. Geniş ırmaktan yükselen sis serinletiyordu bizi. Gecenin sessizliğinde bir balık, hafif bir şırıltıya sudan dışarıya atlıyor, gene derine dalıyordu. O delikanlı ile ben, oturmuş, Allah’ın dünyasının güzelliğinden, yüce sırrından söz ediyorduk. Bütün otlar, böcekler, karıncalar, arılar, akılları olmadığı halde, insanı şaşırtacak bir mükemmellikle yollarını biliyorlardı, ilahi sırrın en yüce deliliydi bu.”

İşte büyük dava adamı, düşünce ve aksiyon insanı.! Bediüzzaman Hazretleri: “Bir bahar mevsiminde, garibane, mütefekkirane, seyahate gidiyordum. Bir tepeciğin eteğinden geçerken parlak bir sarıçiçek, nazarıma ilişti. Eskiden vatanımda ve sair memleketlerde gördüğüm o cins sarıçiçeği hatırıma getirdi. Şöyle bir mana ile kalbe geldi ki; Bu çiçek kimin turrası, kimin mührü ve kimin nakşı ise, elbette bütün yeryüzündeki o nevi çiçekler onun mühürleridir. Şu mühür tahayyülünden şöyle bir tasavvur geldi ki, nasıl bir mühür ile mühürlenmiş bir mektupta, o mühür, o mektubun sahibini gösterir. Öylede şu manidar nebatat satırları ile yazılan şu tepecik de, bu çiçeği Yaratan’ın mektubudur. Hem şu tepecik de mühürdür. Şu sahra ve ova Rahmani bir mektup şeklini aldı.”

İşte evrensel boyutlara ulaşmış ünüyle dünya edebiyatının en etkili ve en büyük yazarlarından biri olan Jonh Wolgan von Goethe: “Biz hem kendi ruhumuzda hem de tabiatta Allah’ın varlığını seziyoruz. Künhünü bilmememizin ne ehemmiyeti var? Evet, mahiyeti-i ulûhiyete dair ne biliyoruz. Allah hakkındaki sınırlı ve dar sezimiz kati olarak ne ifade eder? O’nu yüzlerce isim ve bir sürü sıfatlarla yâd etsem de yine hakikatin pek çok aşağısında olacağız! Mademki ulûhiyet dediğimiz yüce varlık, yalnız insanda değil, âlemin büyük küçük bilcümle hadiselerinde, tabiatın zengin ve kudretli sinesinde her suretle tecelli etmektedir. Böyle bir Zat-ı Ekmel hakkında beşeri vasıflara göre edinebileceğimiz fikir kâfi ve hatalı olabilir mi? İşte büyük aşk ustası, gönüller sultanı Mevlana Hazretleri:

“Mademki değirmen taşının hareketini görüyorsun. Daha dikkatli bak da onu harekete geçiren derenin suyunu da gör! Toprağı, tozu havada gördün. Onları havaya kaldıran rüzgâra da bak! Fikir çömleğini kaynar görmedesin. Onu kaynatan ateşe de basiretle nazar eyle! Şu köşkleri, sarayları ve nice haneleri bir yapanın olması mı makuldür, yoksa olmaması mı, ey akılsız! Şu gördüğün yazıyı yazan bir kâtibin olması mı makuldür, yoksa duvarları süsleyen ve sayfaları satır satır dolduran yazılar kâtipsiz midir ey oğul! Ey kişi! Bu âlemden kendi kendine meydana gelen bir şey gösterebilir misin? Kendi kendine çimlenip büyüyen bir bitkiyi toprağından ayır da gör bakalım kendi kendine mi bitmiş!…

İşte, insanın da göz alabildiğine muhteşemliğin sergilendiği bu yeryüzü açık hava müzesine Kur’an’ın “İbret alın akıl sahipleri!” hitabı penceresinden bakıp Rabbi’nin bin bir isminin nakışlarını bir kitap gibi okuyup anlaması ve “Ancak Sana kulluk eder; ancak Sen’den yardım isteriz.” (Fatiha suresi 5) diyerek O Yüce Sanatkâra her dem kulluğunu takdim etmesi gerekmez mi?

Bu dünya hayatında sahip olabileceğimiz en büyük müjde, Allah’ın varlığıdır. İnsanların birbirlerine taşıyabilecekleri en büyük müjde budur. Allah’ın varlığı müjdesini taşımak, var oluşumuzun anlamını taşımak demektir. Niçin yaratıldığımızın anlamına ancak o ışık tutacaktır.

Allah’a inanmanın müjdesini taşımak, bu dünyanın dar ufuklarında boğulan insanlara başka dünyaların da varlığını müjdelemek demektir. Evet, bu dünyada hakkı verilmeyen, öteki dünyada hakkını alacaktır. Bu dünyada zulme uğrayan, öteki dünyada zalimin nasıl cezalandırıldığını gözleriyle görecektir. Allah’a inanmanın müjdesini taşımak, öyleyse zulme boyun eğmemeğe çağrıdır. Allah’a inanmaya çağrı, insan ruhunun ve gönlünün pak ve tertemiz hale gelmesi için bir müjde ve gönül karanlıklarının giderilmesi için bir ışık tutuşturmaya çağrıdır.

Allah’a inanmaya ve O’ndan başkasının önünde eğilmemeye çağrı, insanlık şerefine, insanlık onuruna, insanlık şanına, insanlık haysiyetine bir çağrı ve bir müjdedir.

Allah’ın Selam’ı, Rahmeti, Mağfireti ve bereketi üzerinize olsun…

 

 

483 Kez Görüntülendi.
Etiketler:
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2022 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle
Reklamı Gizle