RENKLERİN SEÇİMİ
“ İnsanın kendini muhakeme edebilme yeteneğine sahip olabilmesi muhteşem bir armağan… “
Bir Memed askere alınır. Haki er elbiseleri içinde kavruk yüzü daha bir ince, gözler daha feri kaçmış görünmektedir. İlk derste asteğmen elinde beyaz bir kağıdı sallayarak girer içeri ve sorar. “ Bu ne renk ? “ Hep bir ağızdan bağırır Memed’ler; beyaz diye.
Asteğmen diğer elindeki sopayı kaldırır “ hayır, beyaz değil bu, kara “ der. Ardından tekrar sorar; “ bu ne renk ? . “ Mehmed’ler komutanın elindeki sopaya bakarak, hep bir ağızdan cevap verirler. “ Karadır komutanım “.
Askerlik anılarımızı süsleyen ak-kara dayatmaları nizamiyenin gerisinde kalsa iyi de, yaşam boyu peşimizi bırakmıyor ne yazık ki. Çocukluğumuzun en masum günlerinden, olgun bir başak sapı gibi eğildiğimiz hazan dönemine kadar, ak – kara sarmalı içinde hemhal olur gideriz.
Günümüzün kaotik yapısında, yaşamımızı sarmalayan ak ve kara tonları üzerine kafa yormak için şu sorular birebir bence;
Ahlaksızlık nerede başlar ?
Satılmışlık nerede biter ?
Yalancılık nerede başlar ?
Doğruluk nerede biter ?
Alçaklık nerede başlar ?
Namus kavramı nerede biter ?
Korkaklık nerede başlar ?
Önümüzden akıp giden geçmişin enkazları, gövdelerimize, beynimize, haysiyetimize çarparken, bu sorulara cevap aramak müşkül iş olsa gerek !
Yine de, insanın kendini muhakeme edebilme yeteneğine sahip olabilmesi muhteşem bir armağan…
Aynen, tutarlı bir vicdanın peşinde yürümek gibi…
7 Haziran; zekâ, kurnazlık ve vicdan kavramlarının belirlediği, hayırlara vesile bir gün olsun.



















