Politikaya kadın eli değince neler oluyor?
Kadın eli değen örgütler, kadınların etkili ve yetkili olduğu örgütler; Kasaba Politikasından uzak, delege hesaplarının yapılmadığı, tek amacın örgütün başarısı ve kitlelerle daha içten, daha doğru bağlantıların kurulduğu örgütler durumuna gelir.
56 yıldır politikayı yakından izlemiş, aktif politika yapmış biri olarak deneyimim odur ki; Kadınların ön plana çıktığı partiler her zaman iktidar oldular. Ecevit’in KARAOĞLAN efsanesiyle ortaya çıktığında partinin en etkili organları kadın kolları ve Gençlik kollarıydı. Şu andaki İktidar AKP’nin de seçimlerde en etkili organı kadın kollarıdır.
Darbeci Kenan Paşa’nın darbe sonrası yaptığı ilk iş partilerin kadın ve Gençlik kollarını kapatmak olmuştu. Çünkü kadınlar ve gençler delege hesabına göre, önseçim pazarlığına göre davranmazlar. Onlar inandıkları partinin başarısı için temiz duygularla ve coşkuyla, heyecanla görevlerini yaparlar parti içinde.
Geriye doğru arşivleri taradığınızda partilerde birkaç dönem ilçe Başkanlığı yapan, daha sonra Belediye Başkanlığı için, ya da Milletvekilliği için aday olduklarını seçilemeyince partilerin kapısından içeri adım atmadıklarını görürsünüz. Politikayı bir inancın gereği, halka hizmetin gereği değil de; bir makama seçilmek için araç olarak görenler haritadan silinip giderler. Geçmiş önseçimlerden birinde seçilebilir bir sıraya gelemeyen eski milletvekillerinden birine, sıralamaya giremediği seçim çalışmaları sırasında telefon açıp; ‘’….Sayın Milletvekilim, il yönetimi sana Fethiye ve Kemer köylerinde gezi programı yapmış, seni göremedim’’ dediğimde; ‘’…Beni sıralamaya sokmayan parti için bir kuruş para harcamam, bir dakika zaman ayırmam artık’’ dedi… Aradan kısa bir zaman geçti, Büyükşehir Belediye Başkan adaylığı için soyunan bu eski milletvekili delege olduğum için benden oy istediğinde de kendisine ‘’ Senin parana da, zamanına da yazık olmasın diye sana oy vermeyeceğim!’’ dedim.
Yazıya ‘Kadın Eli değen ve kadınların etjkin olduğu örgütler daha başarılı olur’ diye başlamıştım. Genelde alışılan şuydu; Özel günlerde, örneğin Analar gününde partilerin kadın kolları bir çay düzenler, vur patlasın çal oynasın kendi aralarında eğlenirler, birbirlerine partilerinin propogandalarını yaparlardı… Zaman zaman bu geleneğin dışına çıkan eylemler de oluyor ve iz bırakıyor.Eylemlerinizle iz bırakırsanız seçim zamanlarında oy istemeye yüzünüz olur.
Geçtiğimiz Pazar günü CHP Parti okulunun ‘’ Farklı Değiliz’ projesi kapsamında örnek bir eyleme tanık oldum. CHP İlçe Eğitim Sekreteri Devrim DEMİR ÖZTÜRK ve CHP’li arkadaşları Down sendromlu çocuklarımızı ve ailelerini, katrancı koyunda düzenledikleri piknikde bir araya getirdiler…Çocuklar ve aileleri hep birlikte Analar gününü kutladılar.Unutulmaz bir gün yaşadılar.
Çocukların mutluluklarını izlerken Katrancı Koyu ile ilgili anılarım canlandı. Şimdi aramızda olmayan Canbolat GÜRBÜZ ve arkadaşlarının 1960’lı yıllarda, daha ülkede Turizm Bakanlığı kurulmamışken Rodos’dan Fethiye’ye her Perşembe günü PANOROMİTİS gemisiyle getirdikleri turistleri iskelede karşılayan kadınları, genç kızları, delikanlıları düşündüm. Pazar günü, piknikde çocuklara mangalda yiyecek pişirenler arasında 1960 yılında birlikte okuduğumuz Ortaokul sınıf arkadaşım Aysel SARIKAYA da vardı. Partide hiçbir yere aday olmadan yıllardır inancının gereği partisi için çalışan ve coşkusunu hiç yitirmeyen Aysel’i izlerken, Katrancı koyunda Canbolat GÜRBÜZ, Ediz HUN, Kameraman Ali UĞUR’un jüri üyeliği yaptığı yarışmada Festival Kraliçesi seçilen Zühre ÖZÜTOK ve Kral seçilen Hakkı ÖZÜTOK’u anımsadım.Hakkı ve Zühre Kral ve Kraliçe yarışmasından sonra üniversitelerini bitirdiklerinde evlendiler. Hakkımızı genç yaşta yitirdik.
Sonra Katrancı koyunun tarihini düşündüm. Tansu Çiller’in sürekli Muğladan kontenjan adayı gösterdiği Bursaspor başkanlarından İbrahim YAZICI’ya otel yapması için tahsis edilen ve zincirle kapatılarak halkın girişi yasaklanan KATRANCI koyuna; Erdal İNÖNÜ Genel Başkan Deniz BAYKAL Genel Sekreterken, BAYKAL’ın Fethiye’ye gelip zincirleri kırdığı ve Koylar, Kıyılar halk’a aittir, kapatılamaz dediği günü ve daha sonra tahsisin iptal edilerek KATRANCI koyunun halka açıldığını hatırladım…
Ne acı ki: Fethiyespor Teknik Direktörlerinden Mustafa ceviz ile gittiğimiz Katrancı koyuna girerken kapıdan kesilen bilette özel bir şirketin adını gördüm ve orasının da rant için halka kapatıldığını görünce içim cız etti. Oysa hem Anayasa, hem de Kıyı kanunu değişmedi. Her ikisinde de ‘…Kıyılar çitle çevrilemez, halka kapatılamaz ‘ yazıyor. Halk sesini yükseltmezse yasalar yerine ‘…Ben yaptım oldu’ mantığı öne geçer.
Pazar günü Down sendromlu çocukların ve ailelerinin mutluluklarını izlerken piknik alanında Devrim hanımı izledim. Oradan oraya koşturuyor, çocuklarla kurduğu iletişimin mutluluğuyla onlarla haşır neşir analar gününü doyasıya yaşıyordu. Kendi anası da, Kayınvalidesi de piknik yerindeydi. Belki de ömrünce yaşayacağı en güzel zenginliği yaşıyordu…Ben Devrim Demir ÖZTÜRK’ü Behice BORAN’ın gençliğine benzetiyorum. Behice BORAN Türkiyenin ilk kadın Genel Başkanıydı. Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanıydı. 18 yaşımda üye olduğum TİP’nin 12 Mart 1971 darbesinde kapatılmasından sonra Behice BORAN ile birlikte Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılandık.Birlikte ceza aldık. Sıkıyönetim mahkemelerindeki direnişiyle destan yazan Behice BORAN gençliğinde Kore savaşına karşı çıkmış, Zeytinburnunda bildiri dağıtırken yakalanıp Sultanahmet cezaevine konulduğunda hamile olduğu oğlu Dursun’u cezaevinde doğurmuştu. BARIŞ davasında yargılanırken; ‘’Amerikan emperyalizmin çıkarları için Dünyanın öbür ucundaki Korede Mehmetçiklerimizin ölmesini istemiyoruz’’ diye savunma yapmıştı.
Bu Ülkede kim Amerikan Emperyalizmine karşı çıkarsa iktidardaysa düşürülür, Deniz Gezmiş gibi militansa asılır, Behice BORAN gibi Dil Tarih Coğrafya Fakültesinde Doçent ise Üniversiteden atılır.Uğur Mumcu gibi bombayla parçalanır.
Behice BORAN’ın gençliğindeki eylemlerini, birlikte çıktığımız yurt gezilerinde halk ile kurduğu dialogları anımsadığımda Devrim hanımın eylem anlayışını ona benzettim.
CHP Fethiye örgütünün bu eyleminde katkısı olan herkesi kutlarken Devrim hanıma bir önerim var;
14 MAYIS Cumartesi günü SOMA’da hesap sorma mitingi var. Behice BORAN yaşasaydı Fethiye’den kadınları otobüse bindirip SOMA’daki; , partilerin, sendikaların, kitle örgütlerinin, aydınların, gençlerin, ülkenin tüm emekçilerinin katılacağı mitinge götürürdü. Fethiyedeki insanların da insan onuruna, insan emeğine verdiği değeri tüm dünyaya haykırmak için orada olduğu mitinge götürürdü… ‘Hayde bakalım kızlar!…Soma’ya gideyruk’ mu?




















