ÖZELLEŞTİK… NE OLDU? EBRU OĞUZHAN YETER
Özelleştirmeler yıllarca “verimlilik” ve “modernleşme” söylemiyle savunuldu. Ancak özellikle tarım ve hayvancılık alanında yapılan özelleştirmelerin sonuçları hâlâ tartışılıyor. Çünkü tarımsal KİT’ler yalnızca üretim yapan kurumlar değildi; kırsal kalkınmanın, üretim planlamasının ve gıda güvencesinin temel taşlarıydı.SEK özelleştirildi; süt piyasası özel sektörün kontrolüne geçti, üretici fiyat baskısıyla karşı karşıya kaldı.
Et ve Balık Kurumu etkisizleşti; hayvancılıkta düzenleyici rol zayıfladı.
YEMSAN özelleştirildi; yem fiyatları arttı, üretici maliyet baskısı altında kaldı.
TEKEL özelleştirildi; tütün üreticisi güç kaybetti, piyasada yabancı şirketlerin ağırlığı arttı.
Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü kapatıldı; kırsal altyapı hizmetleri zayıfladı.
Zirai Donatım Kurumu tasfiye edildi; tarımsal girdiler pahalandı.
Yerel Tohumun satışı yasaklandı, Hibrit tohuma mecbur bırakılan üreticinin eli kolu bağlandı.
Bununla birlikte her yıl yeniden tohum almak zorunda kalan üretici yanında kimyasal ilaç, kimyasal gübre de almak zorunda bırakıldı. Hem toprağın hem kendinin hem de toplumun yavaş yavaş zehirlenmesine seyirci kaldı.
Ziraat Bankası ve Tarım Kredi Kooperatifleri üzerindeki dönüşümlerle çiftçinin desteklere erişimi zorlaştı. Çiftçi yerine “topçular” daha çok destek gördüler.
Toprak Mahsulleri Ofisi ve Devlet Su İşleri gibi kurumların işlevi tartışmalı hâle geldi; üretim planlaması ve destekleme politikaları zayıfladı.
Türkşeker bünyesindeki şeker fabrikalarının satışıyla pancar üreticisi darbe aldı. Bu süreçte Cargill gibi çok uluslu şirketlerin etkisi arttı; nişasta bazlı şeker tartışmaları gündeme geldi. Şeker fabrikalarının satılmasına/kapatılmasına karşı verilen toplumsal mücadele, toplanan imzalar ses getirmedi.
Doğrudan Gelir Desteği modeli ise üretime değil arazi sahipliğine dayalı bir yaklaşım getirdi. Bu da birçok küçük üreticinin üretimden kopmasına ve kırsaldan kente göçün hızlanmasına yol açtı. Tarım alanları hızla betona teslim oldu.
Bugün geldiğimiz noktada; tohumdan gübreye, yemden planlamaya kadar pek çok alanda dışa bağımlıyız. Üretim maliyetleri artarken çiftçinin geliri aynı oranda yükselmedi ve üretici hayatta kalmak için direniyor. Kırsal nüfus azaldı, gençler tarımdan uzaklaştı.
Ancak bütün bu tabloya rağmen üretim potansiyelimiz hâlâ var. Zengin topraklarımız, Ulus bilincimiz, yeniden ayağa kalkacak gücümüz var. Atıl kalan fabrikalar yeniden çalıştırılabilir, planlı üretim modeli yeniden kurulabilir, kooperatifçilik güçlendirilebilir. 5553 sayılı yasa yerel tohumu korumak, desteklemek üzere yeniden düzenlenebilir. Özelleştirilen kurumlar geri gelebilir. Kaybettiğimiz her şeyi yeniden kazanabiliriz.
Yeter ki “Milli Bilincimiz” özelleşmesin
Ebru Oğuzhan Yeter






















