OLDU OLACAK, SİZ VARIN, BİRAZ DA MELEKLERİN CİNSİYETİNİ TARTIŞIN…
Bisikletimle evden çıkıp çarşıda büyük oğlumun yanına da uğradıktan sonra günün kalan bölümünde arkadaşlarla birlikte olmak için kahvehanemize vardım. Siyaseten aynı doğrultuda olduğumuz bir arkadaşımız, ben, onun yanından geçerken, elinde tuttuğu ‘basınımızın amiral gemisi’ olarak nitelenen gazetemizden bir haberi benim yanında durmamı da umarak ille de okuyu vermek istiyordu. Bu, yönetime yandaş olarak bilenen kesimden birinin, “Dünya, yuvarlak değil, düzdür.” diye ortaya attığı saçmalıktan söz eden bir haberdi bu. Bugün, aklı başında, günlük, haftalık gidişattan haberdar herkesin, artık böylesi bir saçmalığa pabuç bırakmayacağı çok açıkken, arada bir bilimsel dayanağı olmayan zırva açıklamalar yapan tutucu kesimin önde gidenlerini, hiç gündemlerine bile almayıp yüceltmemeyi yeğleyenleri daha akılcı bulurum.
O yüzden arkadaşımızın o habere değer verip okumaya kalkışmasına dönülüp kulak verilemezdi. Yalnızca bir o değil ki, birçok boş inanç, onların dillerinde akide şekeri gibi dini gün söz konusu edilip durulmakta.
Halkın o türden konulara ilgisini boşa çıkarabilmek için kişisel, örgütsel çabalar önemli olmakla birlikte, kesin çözüm yönetimin güçlü bir biçimde ele geçirilmesindedir. O önemli eşik aşılamadan köklü bir çözüm gerçekleştirilemez. Bize düşen tutucu kesimin önde gidenlerinin uluorta zırva açıklamalarının boş yere üzerinde durmamak olmalıdır. Yoksa onların tutarsız zırvalamalarının gündem oluşturmasına bizler de omuz vermiş oluruz. O kesimin, zırva görüş ve düşüncelerini eleştiriceğiz derken, durduk yerde onları önemli kılma yanlışına düşülür. Bunu da düşüncesizlik ederek ne yazık ki sıklıkla yapmaktayız. O yüzden bu haberle ilgilenmenin bile doğru olmayacağı tutumunu takınmadan edemedim; o arkadaşımızın pek de uzağında olmayan masadaki arkadaş grubuna iliştim. Haber okuyan arkadaşımız, yine seslice elindeki gazeteden bir başka hoş olmayan haber başlığını okumadan edememişti. “Bir imamın yeğenini gebe bıraktığına” değinen habere geçmişti. Ben de, o arkadaşımızdan çok uzak olmadığımdan, sesli okuduğu her haberi yakınındaki diğerleri gibi duyuyordum.
Arkadaşımızın o hoş olmayan haberleri sesli okumaktaki niyeti, zaman zaman pek çoğumuzun da yaptığı gibi yakınlarındakilerden hemen o anda bir tepki almaktı; bu açıkça belli oluyordu. Ben de bu hareketini onaylamıyor için için bozum oluyordum. Çünkü o türden haberlerin yalnızca başlıklarına göz atmak bile, bizler için, temel sorunlarımızı atlayarak olmadık konulara takılı kalmak sayılmalıydı. Ben, o konuda, işin sulandırılarak asıl amaç doğrultusundan uzaklaşılmasını hiç hoş bulmam.
Zaten ana akım basın-yayında haber bültenleri de, gazete sayfaları da temel konuların dışında, birçok memleket haberi yer alır. İlgilenseniz de ilgilenmeseniz de bu böyledir.
Kendimden örnek vermem gerekirse, gençliğimden başlayarak elime geçen kıt paralarla hep genel gidişata ilişkin, derli toplu yayınları alıp bilgi edinmeye bakmışımdır. Onların içinde burç, fal köşesi olmamasına da ayrıca önem verirdim. Hatta bulmaca köşesinin olması bile bana çok gelir, o köşeyi bile gereksiz bulurdum. O türden süreli yayınlar kolay reklam da alamadıklarından uzun ömürlü olamazlarsa da içerikleri bence çok değerli ve eğitici, bilgiyle donatıcı oluyorlardı.
Daha iyice bilinçlenmediğim bir dönemde bayağı bir uzunca sayılacak süre spor dergisi de edinip durmuştum. Sonrasında da edebiyata duyduğum yoğun ilginin de etkisiyle Cumhuriyet’imizle yaşıt olan gazetemizi alıp okumaya yönelmiştim. Memleketimdeki tutucu kesimler beni o zaman “Cumhuriyet Çocuğu” diye adlandırmışlar, o gözle bakar olmuşlardı. Kendileri devletin fabrikasında işçi-emekçi oldukları halde karşıt duruş sergilemekten çok uzaktılar. Kamu görevim sırasında da o günlerin önde gelen haftalık haber-yorum dergisi “Yankı”yı alıp okumayı sürdürüyordum. El değiştirinceye kadar da ekonomi-politika ağırlıklı yeni çıkan “Yeni Ortam” adlı bir gazeteyi merakla ve ilgiyle alıp okudum. Okuduğum dergi yayınını sürdüremez olunca yeni çıkan “2000’e Doğru” ve “Nokta” adlarındaki dergilere yöneldim. Ülkemiz gündemini sürekli yazılı olarak izleye geldim. “Sol” diye bir gazete de alıp okuyordum ki, yayın yaşamına türlü engeller çıkartıldığından basılıp dağıtılamaz oldu.
Anlayacağınız, temel konulara parmak basmayan yazılı ve görsel basınla başım hiç hoş olmamıştır. Bugün de izleye geldiğim tv. yayınları içinde de benzer tutumum vardır; tutarlı içerikleri, kabul görmüş nitelikleri olanlarına yönelmeye bakarım. Dünyada neler oluyor diye de merak eder, o yönde yayınları olan tv. kanallarını arar bulurum.
Tuzu kuru olanlarımız neyse ne de, borç-harç içindeki bazı tanıdıklarımızın evlerinde pembe dizilere takılı kalmalarını hiç kabullenemem. Yakınıp durmayı alışkanlık haline getirmiş bildik çevre insanlarımız, onca ilgi, çözüm bekleyen temel sorunlarımız varken, hâlâ ayakları bir türlü yere basmayıp o tavırlarını, aman ha(!) hiç değiştirmesinler; safça inandıkları iyilik meleklerinin, bir de cinsiyetlerini merak edip tartışma konusu yapsınlar! Onlara da böylesi yakışır. Sanki çok da umurumuzdaydı…
İyi haftalar…





















