ÖĞRETMENLİK MESLEĞİNE SALDIRMANIN DAYANILMAZ HAFİFLİĞİ
Prof. Dr. Kemal KOCABAŞ
1923-1946 arası yıllar Cumhuriyeti kuran kadroların eğitim, kültür ve öğretmen yetiştirme üzerine çok değerli çalışmalar ve deneyimler ürettiği dönemlerdir. Mustafa Necati, Saffet Arıkan, Hasan-Ali Yücel bu dönemlere damgasını vuran Milli Eğitim bakanlarıdır. Bu dönemler aynı zamanda ülkede öğretmenlik meslek onurunun içselleştirildiği altın yıllardır. Mustafa Necati’nin (1926-1929) öğretmenlere yazdığı mektuplar, Saffet Arıkan’ın (1936-1938) Köy Eğitmen Kursları, 1938-1946 arası Hasan-Ali Yücel’in, İsmail Hakkı Tonguç ile ürettiği Köy Enstitüleri öğretmen kimliğine, evrensel pedagojiye, toplumsal değişimlere önemli katkılardır. Köy Enstitülü öğretmenlerin öncülüğünde ve emekleriyle üretilen Köy Öğretmen Dernekleri, TÖS ve TÖB-DER 1950-1980 yılları arasında demokratik öğretmen hareketinin en güçlü yapılarıdır ve her tür gericiliğe karşı aydınlanmanın, emeğin sesi olmuşlardır.1950 sonrası feodal toprak ağalığı üzerine gelişen kapitalizm ve onun ürettiği sağ politikalar, tüm bu kazanımların örselendiği, değersizleştiği süreçler üretti ve bu deneyimlerin üzerine çok önemli katkılar yapamadı. 1990’lı yılların başında tüm dünyada hakim olan küreselleşme rüzgarları ve neo-liberal politikalar, eğitimi ve sağlığı hak olmaktan çok para kazanılan bir alan olarak görmeye başladılar. Bununla birlikte ülkeyi yönetenlerin eğitime ve öğretmene bakışları da dönüştü. Türk ekonomisindeki 1990’lı yıllarda başlayan liberalleşme süreci AKP iktidarları döneminde de tavan yapan bir çizgiye evrildi ve “Sözleşmeli öğretmen, ücretli öğretmen, taşınan öğretmen, atanamayan öğretmen” kavramları dilimize girdi.Türkiye’de liberalizmin eğitim programlarına uyarlanması AKP iktidarı döneminde “2004 yılında yapılan müfredat değişiklikleri ve yapılandırmacı yaklaşım ile 4+4+4 eğitim sistemi değişikliği” ile ortaya konulmuştur. Yapılan bu değişikliklerin arkasında ciddi bir tartışma, bilimsel hazırlık, sempozyum, eğitim bileşenlerinin görüşleri yer almamış, hızlıca yasalaştırılarak uygulamaya konulmuştur. Her ne kadar liberal ekonominin zorunlu kıldığı yasalar da olsa bu değişikler aynı zamanda eğitimin dinselleştirilmesi sonucunu da üretmiştir. Burada sorumuz şu?.Eğitimin liberalleştirilmesi çabaları içindeki kapitalist dünya görüşü anti-laik bir eğitimi nasıl öngörebiliyor? Haziran 2014’te tüm Türkiye’de 299 Anadolu Öğretmen Lisesi kapatılarak öğretmen yetiştirmenin ortaöğretim bağı ve geleneği yok edilmiştir. Bir ülkenin eğitim hayatında bu denli önemli olan böyle bir kararın verilmesinde bilimsel bir yöntem uygulanmamış,Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasına yönelik karar verilirken eğitim fakültelerinin, öğretmen sendikalarının, Anadolu Öğretmen Lisesi öğrenci ve öğretmenlerinin, konuyla ilgili uzman demokratik kitle örgütlerinin görüşleri alınmamıştır. Bakanlık bürokrasisi, bilimsel ve demokratik olmayan yöntemlerle öğretmen yetiştirme geleneğinin çok önemli kurumları olan bu okulları kapatarak, yüzlerce çocuğumuzun heyecanlarını, aidiyet duygularını incitmiştir.
Abdullah Damar “Öğretmenlik Mesleğine Neoliberal Saldırı” başlıklı yazısında(http://baslangicdergi.org/ogretmenlik-meslegine-neoliberal-saldiri/) eğitimi, kapitalist devletin en önemli ideolojik aygıtlarından birisi olarak tanımlayarak, işlevini de Althusser’in görüşlerinedayandırarak emek gücünün yeniden üretimi ve kurulu düzenin kurallarına boyun eğmenin yeniden üretimi şeklinde bakar. Sonra da “Öğretmenlik mesleğinin tarihsel sürecine bakıldığında Fordist dönemin güvenceli, örgütlü ve yüksek ücretli öğretmen profili ile neoliberal dönemin esnek çalışan, güvencesizleştirilen, örgütsüzleştirilen ve reel ücreti düşürülen öğretmen profilini net bir şekilde ayırt edebiliriz” ifadelerini kullanır. 17 Nisan 2015 tarihinde yayımlanan “MEB Öğretmen Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği” yayımlanır. Bu yönetmelik eğitim sisteminde yaşanan neoliberal dönüşümün önemli bir adımıdır. Yönetmelik özellikle, “öğretmenlerin işe girişi, adaylığın kaldırılması süreci, performans kriterleri ve öğretmen değerlendirilmesi” ile ilgili hükümleri, neoliberal emek süreçlerinin esneklik ve güvencesizlik ilkelerinin, öğretmenlik mesleğine birebir uyarlanmasıdır. Yani öğretmenliğin meslek onurunun yok edilmesidir. Öğretmenliğin iş güvencesini siyasal iktidara bağlamaktadır. Yönetmeliğin 15. maddesinde“Aday öğretmenler, en az bir yıl fiilen çalışmak ve performans değerlendirmesine göre başarılı olmak şartlarını sağlamak kaydıyla, bakanlıkça yapılacak yazılı veya yazılı ve sözlü sınava girmeye hak kazanır.” ifadesi öğretmenliğe atanmanın güvencesinin ortadan kaldırıldığının yazılı ve sözlü sınav uygulamaları ile de iktidarın inisiyatifine bırakılmasının kararlarıdır. 16. maddede ise “Değerlendiriciler” bölümünün“İl millî eğitim müdürünce görevlendirilecek maarif müfettişi, aday öğretmenin görev yaptığı eğitim kurumu müdürü ve eğitim kurumu müdürünün görevlendirdiği danışman öğretmenden oluşur.”ifadesi de hademesine kadar partizanca anti-laik örgütlenmenin yapıldığı eğitim dünyasında tek sesli-tek renkli öğretmen arayışları üreteceği çok açıktır. Tüm okul yöneticilerini yandaş sendikanın şekillendirdiği, parti devletinin oluştuğu bir yapıda bu kararlar öğretmenlik mesleğine açık bir saldırıdır.7 Haziran seçimlerine çok kısa bir süre kala bu tatsız yönetmeliğe karşı “öğretmeni savunmak” boynumuzun borcudur. Tüm eğitim sendikalarındaki dostlarımızın bu konuda ortak duyarlılık üretmeleri gerekmez mi? Unutulmamalıdır ki öğretmen eğitimin en önemli öznesidir.





















