NEDEN BÖYLEYİZ BİZ ?
Salı günü yayınlanacak yazım için oturdum masama. Gündem öylesine pis, yıldırıcı ve ahlâksızca akıp gidiyor ki, üzerimdeki melânkoliyi atmak istiyorum ferahlatıcı birkaç satırla, ama ne mümkün.
Geçen hafta bu saatlerde doğa dostu arkadaşlarımla Patara Eşen Çayı ile Karadere Özlen Çayı arasındaki sahilde yürümüştük. Güzel anlardı, mutluydum. Likya ve Pamfilya’nın bereketinin dış pazarlara çıktığı büyük bir liman kentiydi Patara bir zamanlar. Ne var ki; kumların toprağı istilası, 400 metre genişlik, 1600 metre derinliğindeki bölgenin en büyük limanını kumlarla doldurunca, bu ticaret merkezi önce terkedildi, daha sonra tüm güzellikleri ilerleyen çöle ve Akdeniz’e teslim oldu.
Aradan geçen yüzyıllar boyunca, ilerleyen çöl, ormanları yiyerek ilerledi ve hâlen de süreç devam ediyor. Kumsalın bitip ölmüş orman yerine çalılıkların başladığı hat boyunca çakılan kazıklar arasına balya telinden bir hat gerilmiş. Dikkatimi çekenler de bunlar oldu ve bu telin ne işe yaradığına anlam veremedim. Rüzgârların savurduğu poşetler, çalılar, parçalanmış havlular, tuvalet kağıtları ve soluk bayraklar gibi kadın petleri tuzağa takılmışçasına dizilmişler telin üzerinde, yürüdüğümüz sahil boyunca.
Belli ki, kamu tarafından, asırlardır kumun karaya ilerleyişine mani olmak için çekilmiş bu garip tel. Beraber yürüdüğümüz Hollanda’lı ve İngiliz arkadaşlarımızın bu tarafa bakmaması, bu rezilliği görmemesini temenni ediyordum can-ı gönülden.
Bu anlamsız ve zekâ yoksunu tedbire bakarken, dört yıl önce başka bir coğrafyada, yine ilerleyen kumlara karşı o devlet sorumluların aldığı tedbiri hatırlıyorum, yüreğim burkularak;
Baltık ülkelerini gezerken, bir ucu Rusya’nın Kaliningrad kentinde, diğer ucu Litvanya’da olan Kuronyan Yarımadası’na düşmüştü yolum. 2. Dünya Savaşında Sovyetler Birliği diplomasisi, Avrupa’nın göbeğine hançer gibi saplanan Kaliningrad kentini ele geçirmişti masa başında. Kaliningrad ile Moskova arasında Litvanya ve Beyaz Rusya devletleri ve kuş uçuşu 1100 kilometre bulunuyor. ( Bu paragrafı, güçlü hedefleri olan devletlerin uzun vadeli projeksiyonlarına örnek olarak yazdım. )
İşte 98 kilometre uzunluğunda, sadece 3,5 kilometre genişliğinde adeta bir kılçığı andıran Kronyan Yarımadasında, denizden sadece 52 metre yükseklikte ve 180 basamaklı bir merdivenle çıkılan Parnidis kum tepesinde, Baltık Denizi kumlarının daracık kara parçasını nasıl işgal ettiğini ve bu işgal ile nasıl mücadele edildiğini izliyorum. Ahşap setlerle oluşturulan barikatlara yaslanan kumların an be an nasıl izlendiği, yapılan ölçümler ve gerekli ikazlar neredeyse adım başı karşılaştığım büyük levhalarda tüm detayları ile belirtilmiş. Unesco Dünya Kültürü Miras Listesinde yer alan bu yarımadanın % 70’i ormanlarla kaplı, sadece % 2’lik bir alan kumların işgali altında ve buna karşı 3.5 milyon nüfuslu Litvanya amansız bir mücadele veriyor.
Patara sahilinde yürürken yüzüme vuran güneyli rüzgârın verdiği huzur kayboluyor bu gördüklerimden sonra. Bir zamanlar tamamı orman olan Patara’yı, kültürel ve ticari zenginliğini düşünüyorum, bir de ironik bir önlem olarak çekilen balya teline takılmış pembe kadın petlerini, tuvalet kağıtlarını. Diğer yanda, Kuronyan Yarımadası’nın ölçüm istasyonlarını.
Ülkemizi sevmenin ve bu aşkın bin bir tezahürü var. Bence, Patara sahillerinde tellere takılmış tuvalet kağıtları ve kadın petlerinden başlayalım bu ülkenin pisliğini temizlemeye. Zira, bu toprakları yurt edinmiş olmanın, O’nu sahiplenmenin yolu, önce dağına, taşına, deresine, ormanına sahip çıkmaktan, üzerine titremekten geçiyor.
Bir Ana gibi sahiplenilip, saygı ve sevgiye doyarsa Anadolu, üzerinde oynanan tüm şer projeleri hüsrana uğrayacak, vicdanlar geliştikçe gerçek yurtseverliğin engin projeksiyonu bizi binlerce musibetten koruyacaktır.
- Bayramlar, geçmişle bugünümüzü bağlayan son köprülerimiz. Atalarımızın bu mirasının değerinin korunması dileğiyle, hayırlı bayramlar diliyorum.



















