RENKLERİN YELPAZESİ ARASINDA
“ İnsanın kendini muhakeme edebilme yeteneğine sahip olabilmesi muhteşem bir armağan… “
Anadolu’muzdan bir Memed askere alınır. Haki er elbiseleri içinde kavruk yüzü daha bir ince, gözler daha feri kaçmış görünmektedir. İlk derste asteğmen elinde beyaz bir kağıdı sallayarak girer içeri ve sorar. “ Bu ne renk ? “ Hep bir ağızdan bağırır Memed’ler; beyaz diye.
Asteğmen diğer elindeki sopayı kaldırır “ hayır, beyaz değil bu, kara “ der. Ardından tekrar sorar; “ bu ne renk ? . “ Mehmed’ler komutanın elindeki Haydar’a bakarak, hep bir ağızdan cevap verirler. “ Karadır “ komutanım “. Haydar; malum, askerde, önemli eğitim gereçlerinden biri olup, meşe ağacı dalının tornadan geçirilmesi ile imal edilir. Erzincan’da bir koğuşta, Haydar’ın sobada nasıl yandığını merak ettiğimden, başımın büyük derde girmişliği de vardır, bu arada.
Askerlik anılarımızı süsleyen ak-kara dayatmaları nizamiyenin gerisinde kalsa iyi de, yaşam boyu peşimizi bırakmıyor ne yazık ki. Çocukluğumuzun en masum günlerinden, olgun bir başak sapı gibi eğildiğimiz hazan dönemine kadar, ak – kara sarmalı içinde hemhal olur gideriz.
Kaldı ki; Modern Fizik’in atom-altı parçaların mekaniği ile hayatı ve evreni tanımlamaya başlaması başımıza gri renk kavramını da getirdi. Hem de gri’nin binlerce tonunu… Artık, cansız dediğimiz şeylerle aynı kökenden geldiğimizi biliyoruz, Tanrı’nın, görebilme yetisi verseydi eğer, etrafımızdaki kuark dünyasını izlerken, usumuzu kaybedebileceğimizi de… Bu sayısız geçişleri kavramak, ancak çok duyarlı bir yaklaşımla olanaklı kılınabilir.
Sanatsal yetkinlik, bilimsel doğruların keskinleşmesi, nefes alıp verdiğimiz evrende, ak – kara arasındaki yelpazeyi kucaklamak için gerek şarttır belki ama; yeter şart da değildir.
Günümüzün kaotik yapısında, yaşamımızı sarmalayan ak, kara ve grinin tonları üzerine kafa yormak için şu sorular birebir bence;
Ahlaksızlık nerede başlar ?
Satılmışlık nerede biter ?
Yalancılık nerede başlar ?
Doğruluk nerede biter ?
Alçaklık nerede başlar ?
Namus kavramı nerede biter ?
Korkaklık nerede başlar ?
Önümüzden akıp giden geçmişin enkazları, gövdelerimize, beynimize, haysiyetimize çarparken, bu sorulara cevap aramak müşkül iş olsa gerek !
Yine de, insanın kendini muhakeme edebilme yeteneğine sahip olabilmesi muhteşem bir armağan…
Aynen, tutarlı bir vicdanın peşinde yürümek gibi…
* Bu sorular ve cevapların önemi, gözyaşları ile izlediğimiz Soma faciası ile bir kez daha ortaya çıktı. Yıllardır, iş kazalarında Avrupa birincisi, Dünya ikincisi olmanın ayıbının yaşandığı bir ülkede, nasır tutmuş vicdanların sorgulanması gerektiğinin ayan beyan işaretidir.





















