Likya Patikalarında Her Adımı Bir Güzellik ve Anıdır.
Mortırnakların bu haftaki(28/02/2016) Karaağaç-Alınca-Kabak yürüyüş etkinliğine 57 kişiyle katıldı. Farlaya’nın Kirme mahallesine süzülerek geçip ormanın yaptığı toprak yolda ilerledik. Bu köydeki insanlar için yaşam zor olsa gerek ne bir tarım arazisi nede tam bir orman köyü olmalı burası. Kirme’yi biraz geçince araçlar zorlanarak yukarı çıkarken sanki bulutlara değecekmiş gibi oluyorduk .
Mart ayına girmek üzereyken hava sıcaklığı 20 derece kadardı ve enfes bir güneş ile manzara vardı. Yukarıda Kuyucak Pınara sapağında çeşmenin yanında araçları durdurup hem ihtiyaç hem de su tedarik edip , elli yedi kişiyle gerekli uyarı ve bilgi verici açıklamalarımın ardından benim (Yusuf CERAN) rehberliğinde yürüyüşe başladı.
Beş, altı yüz metrelik hafif rampayı çıkınca grubumuzun Belgesel videocusu ve Beden Eğitimi öğretmeni olan Mustafa Serkan MUTLU topluca bacak ve kollar için açma ve germe hareketi yaptırdıktan sonra yolumuza devam ettik.
Yürüyüş boyunca, ölmekte olan ağaçların kovuklarındaki capcanlı sarmaşık türü bitkileri görüp bu tezada şaşırdık: Sanki ölümün içinden yaşam fışkırıyor gibiydi ki aslında buna şaşırmamak gerek; çünkü ölüm, her zaman başka şekillerde bir yaşama dönüşür; çürüyen bir şeyden başka bir şey doğar.
Karaağaca yaklaştıkça bahar geldiğini haykırıyordu ağaçlar çiçek aşmış toprak uyanmıştı artık.
Bu parkurun en güzel yanlarından biri hemen yukarıdan gümüş rengine bürünmüş deniz bazen oyun oynar gibi bir üstümüzdeki bulutlar geçerken yağmur yağar korkusu sarıvermişti hava Likya yoluna inince normale döndü
Eskiden bu patikadan çok kalabalık grupların gelip geçtiğine şahit olmuştuk. Sezonun daha açılmış olmaması Likya yolunu bu kadar sessiz ve ıssız hale getirmişti.
“Kalabalık gruplarda en önde giden, en az yorulur ve en çok dinlenir!” kuralıdır ve ben de arkada kalan arkadaşlara bu kuralı hatırlatarak onları öne geçmeleri için teşvik ettim.!.. Herkes, kendi temposunda ilerliyordu; aralar epeyce açıldı. Zaman zaman arkaya düşenleri birkaç kez beklemek zorunda kaldık.
İnsan, başını kaldırıp sola sağa çevirip de bakmazsa nefis Kabak Koyu manzarasını veya ağacın tepesine çıkmış , yada kayanın başına tırmanan bazı arkadaşlara keçi gibi davranmaları korkutuyordu beni.
Bahara girerken havın birden kapanıp değişmesine Fethiyeliler alışıktı, çünkü yaşam bir çelişkiler sokağıdır!.. Sıcak bir havada ilerliyorduk ve yol boyunca çok eskilerden kalma üç dört çeşmenin yanından geçiyorduk. Sular gürdü; diyemiyorum damla akmıyordu sadece Karaağaçta’ki çeşme nazlanarak biraz bize suyunu ikram ediyordu. Şubat ayının kurak ve aşırı sıcak geçmesinin etkisi mi, küresel ısınma mı dersiniz orasını siz düşünün .
ALINCA’nın tepesinde grup fotoğrafıyla mu anı ölümsüzleştirdik. Hemen patikanın başındaki renga renk merdivenli bir pansiyon ve hemen altında bahçesinde baharın müjdecisi çiçekler ve arıların coştuğu Ergün amcanın ve hanımının işlettiği pansiyon yanında fotoğraf molası verdik.
İki, üç kilometre yürüdükten sonra öğle yemeği molası verildi. Ailecek artık rutine bağladığımız dağcı yemeği olan ve oğlum BATUHAN’ın çok sevdiği Barbunya , kuru soğan ikilisi. Sevgili eşim SEVGİ’nin elleriyle yaptığı Su böreği . Bunlar fazlasıyla yetiyor; üstüne de çay tadına doyum olmuyor dağ başında. Arkçı HÜSYİN ÖZCAN Hocamı fazlasıyla ben ve tüm grup arkadaşları çok arıyoruz hem de çok özlüyoruz.
Bu öğle yemeği arasında çok sayıda kişi tarafından çok sayıda sigara içildi. Bunlar elbette bir doğacıya uygun şeyler değildi. İnsan, iradesiyle bu alışkanlığını bitirmelidir bence; bu alışkanlıktan ötürü ileride sakat kalıp ailenin öteki üyelerine haksızlık yapmak sanırım doğru olmaz!. Ailemin yardımıyla sigarayı bırakalı bir yıl oluvermiş . Bir iki yıl önce bende çok sayıda içiyordum. Kendimle gurur duyuyorum. Burada geçen yıllarda , Hüseyin hocam çok türkü okurdu . Yaşamın basitliği ve sıradanlığı, türkülerin karmaşıklığıyla ve ihtişamıyla süslenirdi ve dağlarda yankılanırdı. Bu türküler çok sigara içirmişti sanırım o yıl.
Yemeklerini bitiren Mortırnaklar grubunu sertçe üflediğim düdük sesiyle yürüyüş moduna tekrar sokarak Likya patikasına sıralayıverdim. Taşlar üzerindeki yosunlara bakarak tabiatın bu harika yeşil elbiselerini kıskanıyorduk. Bahar en güzel görüntülerini ise mor, beyaz , sarı açmış çiçekler yeşermiye başlamış yapraklar veriyorlardı. Uzaklardan, gümüş renginde Kabak Koyu ve tek tük evleriyle Kabak Mahallesindeki evler gözüküyordu; ve bu köye doğru uçurum kenarından ilerliyorduk.
Parkurun en güzel kısmı burasıdır. Uçurumsu bir patika, ormanın kenarından aşağı yola kadar kıvrıla kıvrıla iner; taşlıdır kozalaklıdır ama güzel manzaralıdır. Bu yolda su sarnıçları da vardır. Tarihi bir çeşme yakınlarında olmamış çitlembik yendi; .Hava akşama doğru dönerken Mama’nın yeri tadilatta olduğu için komşu pansiyona ulaştık kaptanlarımızın önceden verdiği çay bira gibi siparişler hazırlamıştı ve bunları yudumlarken yorgunluk atıp karşı yürüdüğümüz patikanın heybetli dağı uçurumlarını karşıdan izleyip yorum yapıyorduk .
Morırnakların Rehberimi olarak ben Yusuf CERAN bir haftayı da kazasız belasız atlatmış olmanı verdiği huzurla gelecek haftaki programı ÇAMELİ’ne 2. KARGIN KAR ŞENLİKLERİ’ne davetli olduğumuzu ve 7:30 da hareket edeceğimizi ve ÇAMELİ’ne de 9:00 ulaşacağımızı hatırlattım.
Böylece bu haftaki etkinlik sona erdi ve bunun gibi nice etkinlikler sona erecek; başlayan her şey bitecek; yalnızca başlamamış olan bitmez!..
Bir Pazar günü MORTIRNAKLAR’la olmak gerek! Kara Akbabaların gölgeleri üzerimize düşmeli, ellerimiz kuşburnu yemekten kırmızılaşmalı, ayakkabılarımız yosunlardan yeşermeli, komünal yaşamın getirdiği böreklerden eğer artmışsa tatmalı, çantamıza tırmanan minik bir karıncaya üflemeli… Yaşamak, farkındalık demektir; bir insan, etrafında olan bitene karşı ne kadar farkındalık içindeyse o kadar yaşıyor demektir. Bir Alıç ağacının dalından elleriniz dikene batarak koparıp yarı olgun, yarı kurtlu yemeli ,gözünüze ilişen delikten minik tarla faresinin burnunun ucunu görmek, patikalarda ayak tırnaklarınızın morarması görmek ancak o zaman yaşıyoruz demektir…
Etkinliği katkıda bulunan arkadaşlara teşekkür ederim
Yazan YUSUF CERAN
Fotoğraflar YUSUF CERAN




























