KIRSALIN ESKİ YIRTMA TAHTALARI…
Nif-Arpacık diye bilinen, eski mülki tanımlaması köy olan yerdeki çevre gözlemlerimde rastladıklarım beni bayağı bir ilgilendiriyor. Kırsalda geçen günlerimiz boyunca bolca bulunan çağdaş aygıtların, yapıların yanı sıra; eskinin, azalmış, yok olmaya yüz tutmuş, ancak örnek sayıdaki ürünlerini koruyabilmeyi kendimize dert ediniyoruz.
Asıl ilgili olduğumuz yer olan Gedre mahallemizdeki, kaldığımız o eski çiftlik-Sarayiçi zaten başlı başına ilginç bir yer. Orada, günümüze kadar gelmiş ve kullanım dışı kalmış, az sayıdaki ahşap aygıt, benim ilgimi çekip duruyor. Dünün gazyağlı aydınlatma aygıtları da kırık derik gözümüze ilişmiyor değil. Taş yapının dışında, yıllardır asıldıkları yerde, kırık aydınlatma camları ile bütün gün karşımızda duruyorlar. Eşim de onların küflü-paslı hallerini boyayarak sona erdirip bir kıyıda değerlendirmeyi aklından geçiriyor. Yakınımızdaki yıkılmaya yüz tutmuş, küçük ölçekli taş yapı için ise ne yapabilirim diye düşünmeden edemiyorum. Zaten güney duvarı çayırın yumuşak zemine diğer yerlerinden azıcık daha gömülüp çökmüş olduğundan, bir yarılma oluşmuş bulunuyor. Orayı, ne yapar, ne ederiz de onarmaya yöneliriz, diye bir zamana düşünüyor, kendimce çözüm arayışlarına dalıyor, o konuda illede bir yol bulmaya çalışıyorum.
Kullanım dışı kalmış az sayıdaki o örneklerden bazıları, kıyıda, köşede öylece duruyorlar. Ahşap, küçükbaş hayvan yemlikleri işte onlardan. Onların bazıları yuvarlak ağaçlardan oyma. Bazıları ise köşeli. Eskiliklerinden renkleri değişip gitmiş. Bazıları bir yerlerinden hasar görmüş. Bazıları da orta yerlerinden derin derin çatlamışlar. Yığınlar halinde bir kıyıda tutulan ardıç odunlarının ise her biri sanat yapıtı niteliğinde; büklüm büklüm, eğri eğri, yer yer düz, damar damar, katman katman, soluk renkleriyle yıllara direnç göstermekteler. Artık kaba yerleri yok olup gittiğinden, geriye o öz diye nitelediğimiz, görece sağlam yerleri, her bir bakış açısına göre sanat ürünü sanki. Ben, dayanamayıp bazılarını, hiç olmazsa beton merdivenimizin basamaklarında görünsünler diye gözümün önüne koydum. Aslında, içlerinden bazılarını, kaldığımız konutun duvarlarında görmek üzere asacağım da, düşüncem kabul görmez, diye de hemen uygulamaya geçi veremedim. O konuda, ta Antalya’nın Döşemealtı İlçesinden bayağı bir zaman önce getirdiğim, kalker taş oluşumlarından yalnızca birini, mutfakta bulunan bacalığın yüksekte kalan duvarına çaktığım çiviye iliştirebildim. İlginç şekilleri içeren bir görünümü vardır. Orada emanet duruyor gibi. Bir düşüverirse; bacalığın üzerindeki çıkıntı rafta bulunan porselen tabak ve kâselere bayağı bir zarar vereceği çok açık. Eşim de zaten o konuda beni uyarmadan edemedi.
Yöremizde, dünyaca bilinen Kayaköy’ün taş evlerini, her sözü edilişinde, kesin işe el atıldı dedirten, bir-iki kez öngörülmüş tasarılar üretilmesine karşın, yıllardır onarımdan geçirilemediğini bilip dururken, ben, yine de başka yönde hayal kurmayı sürdürüyorum; bizim şu Gedre mahallemizde kullanım dışı kalmış, az sayıda bulunan taş evlerin olsun, şimdiki halleriyle korunabilmesini düşünüyorum. Yıkılıp giderek, yok olmalarının kime ne getirisi olabilir. Korunabilmelerinin çok daha anlamlı olacağı kanısındayım. Çağdaş yaşamın böylesi yanlarının olması ne kadar bir hoş yaklaşımdır bir bilseniz.
Bizim, ara sıra gittiğimiz hane, hısım-akraba uğramalarında (ev sahibemizle ilgili) gördüklerimiz de var. Örneğin, artık kullanılmayan bir ahşap hamur teknesi oldukça ilginçti. Ki, o bir meşe ya da palamut gövdesinin içi oyuk kalakalmış yerinden elde edilmiş idi. Bir kıyıda dikilmiş, öylece duruyordu. Sizin Yanıklar’da ya da, Çalış’taki Kıl Yörük Çadırı Müzesi örneklerinden biri. Daha niceleri, diyemiyorum; çok az sayıda kalmışlar.
Şimdilerde dikenli telden, tel örgüye geçilen tarla çitlerinin eskileri de gözüme ilişiyor. Değiştirilen o tarla çitlerinde zamanında çakılan ardıç sövenler de(kazıklar) bir başka. Yılların eskimişliğiyle boz renge bürünmüş o sövenler de çok ilginçler. Her birini, kentin beyaz badanalı, cilalı parke döşeli geniş ölçekli konut salonlarına bir kaide üzerine koyacaksınız; inanın hoş bir görüntü vereceklerdir.
Hele o hemen bitişimizde yer alan taş yapının yan ekleme kapalı alan tahtalarından bazıları da var ki, yırtma tahtadan… Otuz santimden de daha geniş gibiler. Boyları da İki metreye yakınlar. Onlardan yapılmış bir kitaplık ya da çoklu raf bana oldukça ilginç olur gibime geliyor. Şimdi onları kimler yapabilir ki? Benim gözümde eskinin böylesi bir güzelliği, göze çarpıcılığı var.
Hani diyorum; şu eski okulu düğün salonu olarak güncel kullanıma soksak da, bir bölümüne de bu dediğim az sayıdaki örnek eskilikleri yerleştirerek bir sergi salonu oluşturabilsek…
İyi haftalar…






















