İŞ BAŞA DÜŞÜNCE O EV HANIMLIĞI DA TERK OLUNABİLİYORMUŞ
Hafta içince oturduğumuz dairemizde zorunluluktan kaynaklı bir değişikliğe gittik. O iş nedeniyle de birkaç yerden alışveriş etmemiz, aracımızla da bayağı bir ötelerden malzeme alıp getirmemiz, malzeme zenginliğiyle ünlü bir mağazaya da girip bakınmamız gerekmişti. Her zamanki alışıldık birörnek yaşantımızdan öylelikle azıcık uzaklaşınca da, sudan çıkmış balık oluvermişiz; alışveriş ettiğimiz yerlerde malzemeler unutmuşuz. Mağaza ilgilisinin bizim malzeme listemize kaydetmiş olduğu numaramızdan bizi aramasıyla haberdar etmesiyle geriye dönüş yapmıştık. Yalnız o da değil, ötelerden alıp gelmemiz gereken malzemeler konusunda da benzer harekette bulunmuşuz. Oradan aracımızla anayola çıkıp giderken nereden geldiğini bilemediğimiz sürekli korna sessinin arkamızdan geldiğini ayırt ettiğimizde kornanın bize çalındığını anlamıştık. Yükleme aracı üzerinde olan malzemeler bize getiriliyordu!
Aynı yönde bir başka mağazaya eşimi bakınmak için bırakıp ben de ilgi duyduğum malzemelere bakınmak için karşıya geçmiştim. Orada gördüğüm ilginç bahçe malzemelerinin ederini soracaktım. Önce bir bayan kaşım çıka gelmişti; sonrasında da bir başka bayan… İşte o ikinci bayan beni tanımış. “Beni tanıdın mı Davut ağabey?” diye sorunca da çuvallamış, hemen de işin içinden çıkamamıştım. Kesin tanıdık birisiydi.. “Hele biraz ipucu verin.” diye de olayı eğlenceli kılmayı yeğledim. O dediğim ip ucunu verince belleğimi zorladım. Zaten de belleğimde sorgulama yapıp duruyordum. Sonunda karşımdaki bayanı tanımıştım.
Köprülerin altından çok sular akıp geçince belleğimiz de eskileri anımsamakta zora düşüyor.
Ayaküstü azıcık anlatıverdik. Bir yandan da karşıdan çıkıp aracımızın başına gelecek olan eşimi gözlüyorum. Bayanın delişmen bir beyi vardır. Babasına başkaldırı tepkisi olarak kolunu, böğrünü jiletler, kan içinde bırakırdı. Ticarette çok paralar kazandığında, barda, pavyonda, kadınların, çalgıcıların başı üzerinden Dolarlar saydırıp serpiştirdiği günle de yaşamışmış. Babası ise oldum olası tutucudur. İşyeri cami resimli takvimlerden, duvar halılarından geçilmez. Namazında niyazında biridir. Gelininin anlatımında ise bizim edindiğimiz o izlenim hiç yoktu. Daha da ötesi, o ğlunun yürüttüğü işlerin sarpa sarması karşısında hiç oralı olmıyarak, umursamamış; kayıtsız kalmış. Kendisinden umulmayan tavırlar sergilemiş. İki oğlu, bir kızı vardır. Dolarları çalgıcıların, kadınların üzerinden zamanında saydıran, benim, o zor tanıdığım gelinin, delişmen eşi de hiç şaşılmayacağı üzere düşe düşe yiyecek ekmeğe muhtaç durumlara düşmüşler. Üstelik dünya kadar da borç içindelermiş.
O sık rastlanan yasal boşanmaya kadar işi götürmüşler. Biri erkek, biri kız iki de yetişmekte olan çocukları vardır. Sonuçta, bizim ağır başlı, hanım hanımcık bildiğimiz, oldukça masumca gurbetçi gelinimiz, eşinin onca çılgın yaşamına set çekmiş. İşin başına geçmek zorunda kalmış. Darbe üstüne darbe yemiş o çılgın eşi de desteklemiş. Benim hemen de tanıyamadığım o bildik genç kadın meğerse ne güçlükler, zorluklar görmüş. Oturdukları evlerini bile de satmışlar. Şimdi şimdi işleri yoluna sokmaktaymışlar. Genç yaşta büyük deneyim sahibi olmuşlar. Bazılarımızı, burnunun ucundan yakalayıp ham yapıveren, cin, şeytan örneği canavarların yer aldığı bu Cennet diyarımızda yaşam sürgiti insanı akıllandırıyor(!).
Alacaklı avukatları, onların, fiilen evliliği sürdürdükleri gerekçesiyle savcılığa gitmişler. Savcılığın da, işin içinde bir katakulli var, demeğe getirip alacaklıların hukukunu gözetmek istemesine, bu bizim güleç yüzüyle tanıdığımız genç kadının, “Çocuklarımın, baba diye sevip saydıkları kişiye, ben, sahip çıkmayacağım da, kim sahip çıkacak a savcı bey.” demesi üzerine, ben, başka bir şey demiyor, yalnıca şapka çkartıyorum.
Araç başında beni aramakta olan eşime karşıdan el edip yanımıza çağırdığımda o hemen kendisini tanımıştı. Zaten o andan sonra yukarıda özetlediğim yaşantılarını yana yakıla anlatıvermişti.
Rahmetli anam, hep, “Kişi, ne oldum dememeli, ne olacağım demeli.” derdi. Benim dile getirdiğim de işte anamın kastettiği o yaşam gidişatına çarpıcı bir örnektir.
İyi haftalar…





















