GEL SENİNLE KARDEŞLİK OLALIM!
Otobüsle 250 mt. rakım daha yüksekte ve 6 km. uzakta olan ilçemize çıkacağım.
Bulunduğumuz mıntıka ise ilçemizin demiryolu istasyunu. Belediye gelip giden yolcu trenleri için otobüs gönderiyor.
Ben de kışın ilçemize geldiğimizde eksikliğini hissettğim 65 yaş ve üzeri Büyükşehir Belediyesi yolcu kartımı bu kez olsun çıkarttığımdan kendi aracımla değil, Belediye Otobüsü ile ilçeye hareket etmekten yanayım.
Günlerden Cuma. İlçenin pazarı da var. Ankara yönünden pek olmasa da bağlı olduğumuz il yönünden epey bir yolcu çıkıp geliyor.
İstasyon’nda geçmiş yıllarda yeterli sayıda; hareket memuru, gişe görevlisi, yetkili olarak da şef vardı. Yıllar süren yenileme çalışmaları sonucu zihniyet değişince bu makineleşmiş yol denetim ve bakım görevlisi işçi ekipleri dışında artık görevli kimse de yok. Biletler de internet ortamından alınabiliyor. O da olmadı trene binildiğinde ücret ödemesi yapılır olmuş. Uzun yol için Elektrikli Ekspres ve Mavi Tren adlı seferler var. Köy istasyonları işlevsizleşmişler.
Gündüz Ekspres Treni öğle saatlerinde İstasyon’a yanaşıyor.
Otobüs sürücüsü oldum olası şimdiki merkezi yürütme ve onun beşinci dönemdir Belediye’yi kazandığı zihniyetten olan hoş bir kişi. Trenin gecikeceği öngörüsüyle yakındaki camiye Cuma Namazı’na gidiyor. Zihniyet o yönde. Tren de o dakika çıkıp geliyor. Koca otobüs tıka basa hemen doluyor. Ben de içerideyim. Hava sıcak mı sıcak. İçeride kalmak güç.
Yolculara, ilin 20 ilçesi içinde yalnızca bu ilçesinde öylesi bir tutum olduğu yönünde bilgilendirmede bulunuyorum Her birinin yanlarında bulunan telefonla ilgilileri aramalarının yerinde olacağını belirtiyorum. Yanında eşi olan köylü bir kadın, Cuma Namazı’na giden sürücünün haklı çıkacağını, yakınmalarının yersiz olacağına sözü getiriyor. Ben daha başka örnekler veriyorum. Hemen arkamda da benim yaşımda hiç evlenmemiş, beni de iyi tanıyan Kürtlerden biri oturuyor. O da kaş göz edip bıyık altından gülümsüyor. Yanımda oturan hiç tanımadığım biri de var. Sözlerimi destekler görünüyor. Kadın yolcunun eşi adam yerine konulmamaktan dem vuruyor. Çekinilindiğine değinmek istiyor. Ses çıkartmayı göze alamadıklarına sözü getiriyor. Alınacak tepkiden söz etmeye kalkınca da, ona askerlik yapıp yapmadığını kinayeli bir biçimde sorma gereği duyuyorum. İleri geri küçük çaplı tartışıyoruz.
Arkamdaki iyi tanıştığımız o kişi, “Ya sen başını derde sokmadan şuralardan bir git.” diye gülümseyerek kulağıma fısıldıyor. Ona dönüp ben de gülümsüyorum. Bu korkmuş, sinmiş halktan bir halt olmaz demek istiyorum. Onlar beni, şikayetçi olunmalı, olarak anlıyorlar, ben de şikayet değil, talep etmek, olarak anlayın, diye düzeltiyorum. Arada daha başka değinmeler de yapılıyor. Kadının kocası benim bastırmam üzerine alttan alarak, “Gel seninle kardeşlik olalım.” diyor. Olalım diyorum.
Yanımdaki gelen yolcuyla ilçemize hareket ederken de söyleşiyoruz. O da benzer konulara giriyor. Ben de kendilerine ne gibi başka etkim oluşumdan söz açıveriyorum. Benim çıkışlarımı haklı ve yerinde buluyor.
Otobüsten indiğimizde ise aynı doğrultuda yürüyünce, “Gelin sizinle birer çay içelim.” diyor. Ben de geri çevirmiyorum. O ara da söyleşiyoruz.
İlçe merkezinde parkta gölgedeki banklardan birine kendimi atıyorum. Avusturya’dan emeklilik hakkı elde etmiş köy kökenli biriyle denk geliyoruz. Köyünü biliyorum. Köyünden ortak tanıdıklarımız var. Güncel konulardan söz ediyorum. O da benzer konulara değiniveriyor. Sağlık konusu açılıyor. Benden 20 yaş kadar büyük ve hacı. O ara bir başka aksakallı hacı daha yanımıza geliyor. Yanında dolu pazar torbaları var. Bizim konuştuklarımıza ilgi duyuyor. Ben o geldiğim otobüs olayına da değiniveriyorum. Her birimizin yanında olan telefonla ilgililere ulaşılıp sıkıntının dile getirilebileceğini öne sürüyorum. Aksakallı hacı olmazlanıyor. “Bizi adam yerine koyan mı var?” diye tepki veriyor. Ona da, yanımdaki kulağı güç duyan kişiye de dilim döndüğü kadar yapılması gerekenleri sıralayıveriyorum. Aldığım sonuçlardan da örnekler veriyorum. Ak sakallı hacı ayrılıyor. Kalkıp giderken dediklerinde üsteliyor. Yanımdaki hacı ise bırakıp gitmiyor.
Kalkıştığımızda ise yakındaki bir kahvede birlikte birer çay içme çağrısı yapıyor. “Olur.”, diyorum. Çaylarımızı içerken o otobüsteki Kürt tanıdığın yakın komşusu yanımızdan geçiyordu. O da Kürttür. Onu da çağırdık. O bana “Siz tanışıyor musunuz?” dedi. Ben, “Hayır.” dedim.
Söyleşimizi birlikte de sürdürdük. Hacı ona da çay söyledi.
Bütün bunları niye anlattığımı(!) öngörenlerimiz kesin olmuştur. Ben daha bir açılımını yapıvereyim. Ağzınızda diliniz dönecek, emek vereceksiniz. O koca ilçeyi değiştirmek, dönüştürmek için aylar sürecek bir ekip çalışması gerekir; bilmez miyim. Bir kıvılcım çakması(!) da aynı işleve sahiptir. Ben, denk geldiğimde, aman sen de(!) demek yanlısı değilim.
Başarı rastlantı boyutlu değildir.
Herkese iyi haftalar…
________________
Not: Fethiye’miz dışında oluşumuz sanırım Ağustos’un ilk haftasın



















