DAVA ADANMIŞLIĞI
Bizim, ardışık olarak kalabalık oturumlu, söyleşi ortamlarımız olur durur. Bu alışıldık söyleşilerimizi sık sık da yaparız. İşte bu bir araya gelmelerimiz sonucu, ben kendimce bayağı bir içsel bozuma uğrar, hayıflanır çıkarım.
Elbet hemen, neden, diye soracaksınız. Bu tavrınızı baştan öngörebiliyorum. O konuda kuşkum da yok.
Hiç orada kalır da durur muyum sanıyorsunuz; sizi merakta bırakıp yazımı sonlandırmam.
Söyleşi ortamlarımıza katılımcılarımız söz alıp topa girdiklerinde nereleri ne kadar gördüklerini, nereleri gezdiklerini, neler yiyip içtiklerinden, özellikle söz ederler. İçlerinde dış ülkedeki gurbetçilerimize kamu hizmeti götürme görevinde bulunanlarımız da var.
Bilmeyenleriniz için belirtmiş olayım; bu göreve gidenlerimiz, hem iç hem de dış görev olarak iki ayrı aylıkla ücretlendirilirler. Bu boyut, ilgiliye mal mülk edinmede iyi olanak da sağlar. Diğerleri de dış ülkelere geziye çıkabildiklerine göre varlıklı kişilerdir.
Buraya kadar, ne denildiği oldukça açıktır. Ben, en azından öyle umuyorum.
Şimdi de asıl diyeceğime geleyim.
Bu kişilerle o söyleşilerimizde aynı zihniyete sahip görünürüz. Bu boyut açıkça dillendirildiğinde, ne tür gazete okuru olunduğu yansıması görüldüğünde tersi hiç akla gelmez.
Peki, bizler, aynı zihniyete sahip isek, yol ve dava arkadaşı olarak örgütümüze cebimize dokunan ölçü hangi katkıyı veriyoruz? Yediğiniz, içtiğiniz, gezip tozmalarınız sizin olsun; bu hep yakına geldiğiniz gidişatın, ter yüz edilebilmesi için, hangi çabanın içindesiniz? Karşıt gazete okumak, karşıt tv. izleyicisi olmak ne kadar da sonuç alıcı işlevsel eylemliliktir?
Hani, karşıtlık söylemlerinde; ille de olması, yapılması gerekenleri, bir bir sayıp sıralamada ön alıp mangalda kül bırakmamacasına söz edişler nerede kalıyor?
Davaya adanmışlık başat söz konusu ise, zihniyet düzeyinde örgütsel bağınızın olduğu ya da seçmeni bulunduğunuz yapıya, eylemci olarak katılımcılığınız yetmez. İlle de cebinize dokunan bir yanınızla katılımcı olmanız gerekir ki, işte asıl o zaman dava güdücüsü olduğunuz gündür.
Başka tür hal ve tavır alışlar sizin zihniyetinizi sorguya açık bırakır.
Aslında bu boyut, doğrudan doğruya, örgütün başat iç işidir; kimin, ne huyda, tüyde(!) olduğu, göz önüne alındığında, yaman bir çelişki de açıklıkla görülüp ayırt edilecektir.
Avuç açma nitelemesine alan bırakılmadan, bu cebe dokunulma katkı sorumluluk boyutu, bir biçimde, yaşama geçirilmelidir. Kayıtlı, kişi, bağıtlanmış gönüllü yol arkadaşı olmanın, temel zorunlu gereklerinden biri bu boyuttur.
Başımızdaki bu zihniyetin, kurucu önder, asıl başat kişisi, daha işin başında, peşine taktığı onca hınç, hırs küpü, inançlı(!) kitlesine, üsteleyerek, davaları için, acıtıncaya kadar(!) vereceksiniz, demekteydi.
Şimdiki Meclis Başkanımız da öncesinde bir parti genel başkanı idi. Parti üyelik ödentilerinin gününde yapılmasını zorunlu kılmıştı. İş bilmek böyle olsa gerek.
Başı çekmek varken, ille de nal mı toplamalıyız?
Herkese iyi haftalar…

















