ALKIŞA KARAR VERME ANI VE ÖTESİ.
Bu, sahne almış sunucu konumundaki birinin komut verircesine, izleyici ve dinleyicilerden alkışlamaya geçilmesini istemesini hiç doğru bulmayanlardanımdır. Alkış, kabul gören bir hareket, edinim, beceri, eylem sonucu, oradakilerin etkileşim hisleriyle, kendiliğinden ortaya çıktığında değerlidir; ısmarlama olduğunda değil.
Şimdi kısa bir öykü anlatacağım. Ben, bu öyküyü neredeyse baş tacı yapacak kadar, büsbütün derslik, ibretlik buluyorum.
Öykü şöyle: Bir yerin mahpusluğun önünde, bilindik türden, görüş günü vardır. Hısım, akraba, eş, dost, işte ogün, orada, alışılmış, kalabalık, hareketli kitle oluştururlar. Her biri de birbirlerinden bir yazgıyla ayrı düştükleri kanısındaki dertli kişilerdir. O görüş gününü kendilerince iyi değerlendirmeye bakarlar. Her bir yüz yüze karşılaşmada duygusal anlar yaşanır. O ara, gözlerin dolup dolup geldiği hiç de gizlenemez. Yanaklardan aşağı süzülen gözyaşları görülür.
O görüş günlerinde birisi ise, mağrur yalnızlığı ile gelenlerin ilgisini üzerine çeker. Meraklı gözler, anlık da olsa ille de ona çevrilmeden önlerine dönmezler. Sonunda dayanamayıp sorarlar, o kıyı, köşedeki sessiz kişi, kim olur, derler. Dışarıdan gelenlerin görüş güncülerin aldıkları yanıt hep aynıdır: O mu, ha… Ona burada ataist, diyorlar.
O edilen sözcüğün açılımını geçelim de kişinin öyküsüne dönelim.
İşte onun içeriye düşüş öyküsü ise büsbütün dudak uçuklatacak türden bir harekettir.
Anılan kişi sürücüdür. Uçurum kıyısı bir yolda otobüs sürmektedir. Yolun bayağı bir eğimli yerinde koltuğunda hareketlenir çıkar. İşin içinde bir terslik vardır. Hızlı hızlı, öteye, beriye yönelişlerine tanık olunur. Koca araca bir haller olmuştur. O ara, sürücü tüm beceri ve çabasını ortaya koyar. Kan ter içinde kalmıştır. Her nasılsa, o uçurum kıyısı yerde, otobüsü durdurmayı başarır. Kendisiyle birlikte içeride büyük heyecan yaşayan yolcular, derin bir oh, çekerler. İşte o ara akasındaki koltuklarda oturan yolcular, dile gelirler; söz birliği etmişlercesine, heyecanla, bizi Allah kurtardı, diye söylenirler. Sürücü, koltuğunda kafasını geriye çevirir, öylece bir anlığına bakar. Ön koltuklarda oturan o korobaşı kişilerle göz göze gelir. Derin bir iç geçirir. Sonra onlara bakmayı sürdürerek, sizi Allah kurtardı, öyle mi, der. Oysa tek beklediği bir başka sözdür. Geçtik, yiğidim, aslanımı… Bir tek, sağ olasın oğlumuz, bile denilmemiştir. İşte o ara sürücü zıvanadan çıkar. Elinin altındaki sonuna dek çektiği el frenine yeniden uzanır, boşa alıverir. Öyleyse, sizi şimdi Allah kurtarsın, diye kızgınlıkla söylenirken, kendisini de açtığı kapıdan yere atar; otobüsü terk eder.
Sonuç mu, hiç de şaşırılmayacağı üzere, o binilen otobüs uçurumun dibini boylar. Araçtan altı ölü yolcu çıkarılır.
Mahpusluk görüşme günlerinde, öte, dip köşede, sessizce oturan, dışarıdan gelenlerin ilgisini üzerine çeken, kahırlı, mağrur kişi, işte kötü haltı yemiş olan, o otobüs sürücüsüdür. İçeride, kendisi için, o açık, belirgin tavrı nedeniyle bir tanımlama getirilmiştir. Akademik bir niteleme ile artk ona ataist denilir olmuştur.
Siz, siz olun, alkışınızı da, yüceltme sözlerinizi aman yerli yerinde yapınız. Belli mi olur; bakarsınız, böylesi yaşamsal önem taşıyan, anlık tepkiler almak sizi de bulabilir… Denk gelmeyeceğinizin güvencesi mi var?
Herkese iyi haftalar…

















