KÖŞE YAZARI DAVUT FEN’DEN “ÇOLUK ÇOCUĞUN ELİNDE ATEŞLİ SİLAHLAR”
Doğamızın, çevremizin bozulmasına, ötemizde berimizde duyarsız olanımız var mıdır, desem kim bilir ne yanıtlar alırım. Ben, o konuda her birimizin şöyle ya da böyle bir biçimde duyarlılık gösterdiğimiz kanısını taşıyorum; hepten duyarsız kalındığı düşüncesini hiçbir bir biçimde içsellendiremem.
Öyle düşünmekle birlikte içimizde önemli, azımsanmayacak bir orandaki hemcinsimizin de çevremize, doğamıza hoyratça davarandığındığı gözlemlerimizle sabittir.
Günümüz yaşam biçimi koşullarında doğamızın da bir önceki konumunda olmadığına hiç kuşku yoktur. Biz insanların yüzünden varlığı sonlanan nice canlının olduğu bilinmektedir. O türden haberler ilgili belegesel yayın kuşaklarında karşımıza çıkmakta; bizler de konuda ancak şaşkınlığa düşüp üzülmekle kalıyoruz.
Yukarıdaki girişi yazımın başlığı ile ilişkilendireceğim oldukça açıktır.
Belediyemiz Karaot Halk Kumsalı’nı hizmete açtıklarında, ulusal basın-yayına hoş bir haber de yansımıştı; haberdar olanlarınız kesin vardır. O yansıma şöyleydi: Fethiye gibi bir Cennet yurt köşemizde halk yığınlarının yararına ücretsiz olarak açılan kumsal, o yönüyle önemli bulunurken daha da önemli bulunan halkın o kumsalda denize girmenin, güneşlenmenin keyfini sürerken, kumsal şeridinde kendilerine yaşam alanı bulan denizkaplumbağalarının inandırıcı bir biçimde zarar görmemesi için olanca özenin gösterilecek olması hoş bir boyut olarak algılanmıştı.
İlçemizin, ülke geneli nüfus artış hızından katbe kat yüksek oranda göç alıyor olması çevre ve doğa bozulmasının temel nedenlerinin başında geliyor. Alt yapı hizmetlerinin yanı sıra görsel olarak da göze çarpan üst yapı çalışmaları sonucu doğamızın ne denli bozulduğu ortadır. Fethiye’miz bulunduğu o sahan içi gibi coğrafi konumuna artık sığamamaktadır.
Üzerine titrenmesi gereken orman örtüsüne de sahip coğrafyamızda Ölüdeniz Kumsalı’na çıkarılıp indirililen o yol genişletmesini ben hâlâ kabullenebilmiş değilim. Bana göre yalnızca o eski yol ıslah edilmeliydi. Yolculuk beş, on dakika daha uzun sürse ne olurdu?
Merkezde hal öyleyken taşrada da hal hiç iç açıcı değildir.
Edebiyatla ilgilenenlerimiz Sait Faik Abasıyanık adlı öykücümüzü bilirler. O yazarımızın İstanbul-Burgaz adasında gözlemleyip kaleme aldığı bir “Son Kuşlar” adlı öyküsü vardır. Yazar o öyküsünde kuş avlanması sonucu kuşların adadan elini eteğini çektiğinden söz eder.
Bizim Yayla yöremizde de geçmişte sıklıkla görülen geyik, karaca türü yaban hayvanları artık görülmeyen türler olup çıkmışlardır. Lökeşe(Çulluk) türü kuşların da görülmez olduğundan dem vurulmaktadır. Geçen yaz börülcelerimize tebelleş olan alakabak kuşu zararlısı da bu dönem görülmez oldu. Geçen sene börülceler üzerine onun zararından korunmak için daha öncesinde yaptıkları gibi ev sahiplerimiz ağ çekmişler idi.
Çevremiz ormanlarında geyik, karaca türünün neden yok olup gittiğini çözmek zor olmasa gerek. Bulunduğumuz yörede bir avcının ta gençliğinden bu yana avlayageldiğini bize övünçle her bir araya geldiğimizde bir güzel anlatıverir. Eşi de o konudan pek hoşnut görünmez. Tüfeğinin dipçiğinde onların avına ilişkin açtığı çentiklerin sayısı dudak uçuklatacak(!) cinstendir. Halen de oldukça ilerlemiş yaşına karşın iyi cins bir tüfeği el altında bulundurmaktadır. Geçmişte avladığı onca hayvan için hiç pişmanlık dile getirdiği yoktur.
Ötemizde yer alan mahalleden bir tanıdığımızın, gençliğinde eline silah alıverdiği oğluna, bir gün aklına gelip “Bugün kaç kuş vurdunuz oğlum?” diye sorduğunda, “İki yüz kuş vurdum baba,” yanıtını alınca, oğluna ogünden sonra avlanma yasağı getirdiği ve elinden de silahı aldığı, bizim burada konuşulanlar arasında geçmiştir.
Şimdilerde de yanı başımızda bir yeniyetme genç, tek tutkusu olan dokuz fişek alabilen pompalıtüfeği ile sürekli avlanmaktadır. Bir günde sıktığı fişek sayısı iki elin parmaklarını geçer de bir üçüncüsüne bile varırı. Gecesi gündüzü de yoktur. “Arıkuşu avlıyorum.” dese de diğer türlere ateş ettiği gizli saklı değildir. Kendisine, vazgeçeceğini ummadığım halde birkaç kez, “Bu kadar can yakma. Bu yaptığın avlanma doğru değil.” demişliğim de vardır.
Buralara, bizlere konuk olmaya gelecek, avcı yanı da olan dostlarıma, benim dediğim şu oluyor; ilk geldiklerinde yaptıkları kuş avını kastederek, “Av yapmayacaksanız(!), buyrun, gelin.”
Son bağlayıcı sözüm şu olsun; yaban yaşamı hoyratça davranacak kadar sınırsız değildir. Doğadan hiçbir canlı türünün yok olup gitmesine kayıtsız kalınmamalıdır. Onların neslinin son bulmasında bizim payımız hiç olmamalıdır. Ve hatta yalnızca canlı türlerinin bile değil, yer üstü olduğu kadar, yer altınında olabildiğince bozulmaması bizim temel amaçlarımız arasında yerini almalıdır.




















