Hoşgeldiniz  
.................................................................................. ................................................................................... .................................................................................

KENDİMİ SINAMADIĞIM GÜN YOK GİBİDİR.

Erkan Ilik | 22 Haziran 2020 | Kültür A- A+

KÖŞE YAZARI DAVUT FEN

KENDİMİ SINAMADIĞIM GÜN YOK GİBİDİR.

İçimizden bazılarımız iyi bilirler; Merkezi Yönetim, bilinmedik sularda yol almak zorunda kalan kaptanların ilerleyip gitmekle birlikte tayfalarına suyun sığlığını ânbe ân ölçtürerek dip kayalıklarından gemilerini sakınmakta gösterdikleri özende olduğu gibi memleket gidişatının halk nezdindeki izlenimini sürekli olarak merak ederler. O yüzden de güvendikleri ilgili kurumlara ölçüm yaptırırlar.

Bunun yolu yordamı da pek çoğumuzun bildiği gibi halkın çeşitli kesimlerinden kişilerle yüz yüze görüşmektir. O konuda başat sorulardan birisi ise çok belirgindir; bu Pazar seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz? O türden yapılan ölçümlerde deneklerin çekingen davranacağı, ağzını sıkı tutacağı varsayımı hesaba katılarak o keskinlikte sorular yöneltilmez. Gidişattan hoşnut olup olmadıkları yönünde sorular işin içine girer…

Girişi bu kadar yüksek katla ilgili tuttuğuma bakmayın, açılımım alçak bir uçuşla bitecek.

Ben de, zaman zaman kendimi sınamaktan hiç vazgeçivermem; kendi içimde, vardığım sonuçlara ilişkin, kişilere uluorta sorma yoluna giderim.

Bazı o türden kişilerin kafaları karışır, hatta ürktükleri bile olur. Örnek mi istiyorsunuz, hemen vereyim; eskilerden bir gündü. Yaka ören yeri çevresinde meraklı gözlerle her yere bakıyor, inceliyordum. Bir yerde yöre insanları kümelenmişlerdi. İçlerinden bir gence gözlerim takılı kalmış, onu dipten tırnağa süzmeden edememiştim. Üzerindeki giysilerden, ayakkabısından tutun da, hâl ve hareketlerine, saç tıraşına dek nedense gözlemiştim işte. Kendimce onunla ilgili bir kanıya varmıştım. O kanımın doğru olup olmadığını da elbet sormadan edemedim. “Siz Ortaokul terk olmalısınız,” dedim. O genç de “Evet,” demesin mi! İyi de, işte o aşama sonrası oradakilerin önde gelenlerinden biri, “Siz gizli polis misiniz?” diye merakla sorunca bakışlar da bir yabancı olarak bana dönüvermişti. İlgilerini dağıtmak için bu kez de ören yerinin bir başka yöresine doğru uzaklaşmam gerekmişti.

Bayağı bir eskilerde de otobüsle Katrancı yokuşunu çıkıyorduk. Önümdeki koltukta daha dili yeni yeni çözülmüş bir çocuk, annesinin kucağındaydı. Dakika sustuğu yoktu. Kendimce o çocuğun yukarıya çıktığımızda denizi görünce ne diyeceğini merak eder olmuştum. Aklıma ilk gelen öngörü sözü şuydu; “…Çok suuu,” diyecek. Yokuşu çıkmıştık. Deniz görünüvermişti. O çocuk, şaşkınlık içinde, nitekim “Çok suuuu!” diye ancak bir sözcük bulabilmişti.

Belli aralıklarla Muğla’ya yolum düşer. Araştırma Hastanesi’nde altı aylık dönemlerle göz sağlığımla ilgili bir eğitim öğretim görevlisine çıkar gelirim. O hastane sonrası da çarşıya kadar uzanırım.

Yine öylesi benzer bir hareketim söz konusuydu. İşin sağlık boyutu sonrası il merkezine inmiştim. Öğle saatiydi. Acıkmıştım. Merkez bir yerde ekmek arası döner yemeği yeğlemiştim. Yanımda bir omuz çantam vardı. Havalar serindi ve ben ona göre giyinmiştim. Resmi bir yerlere çıkmayı da düşünmüştüm. O yüzden biraz ciddi görüntüm olmasını istemiştim. Sırtımda yünlü, açık renk, balık sırtı ceketim, bacaklarımda gri pantalonum, ayağımda siyaha boyalı ayakkabılarım vardı. Yüzümde ise çok köşeli, altın görünümlü tel çerçeveli gözlüğüm bulunuyordu. Gözlerim ise her bir yere çoğu zaman olduğu gibi uykulu uykulu bakıyor olmalıydılar.

İşte o sıra bir başıma olduğum masa çevreme iki çocuk gelip oturdular. Öğrenci oldukları belliydi. Biri kıpır kıpır hareketli iken diğeri ağır başlı, oturaklı dediklerimizdendi. Onlar da ekmek arası döner yemeğe gelmişlerdi. O sıra hareketli çocuk sürekli konuşuyor, kendilerine göre gitmeleri gereken yer önermelerinde bulunuyordu. O bir diğeri ise durağandı. Beni karşısında bulduğundan kısa zamanda tepeden tırnağa süzmüştü. Bir ara meraklı gözlerle bana dönerek, saygılı bir biçimde “Amca, siz yazar mısınız?” diye sordu. Ben de o ara hayret edip duraksamıştım. O kısacık aralıktaki şaşkınlığımı atlatınca da gülümsedim. Evet, demeden önce ona, karşı sorumu yönelttim. “Nereden anladın?” dedim. O, yerinde kıpraştı, gözlerini devirdi, doğru sözü ararmış gibi bir hale büründü. Ağzından, “İşte…” dermiş gibi belli belirsiz bir söz çıkmıştı.

O sıra onu onore edecek sözler ettim. Yanımdaki çantamdan yazmış olduğum kitaplarımı çıkartıp gösterdim. Yanılmadığını bilsin istedim. O ân ise yaşadıklarım kurmaca olabilir mi diye de ister istemez kuşkulandım. O çevrede ne kadar MBS kamerası olabileceğini hesaba bile kalkıştım. Çocuğun ailesini kendisinden sorup soruşturdum; anne ev hanımı, baba ise tamirci ustasıymış. Anlayacağınız o çocuk gönenç içinden çıkıp gelmekte değil, gerçeklerle yüzleşerek yetişip gelmekte idi.

Geçen hafta içinde yine o göz sağlığım konusuyla ilgili ilimize gitmiştim. Hastane sonrası yine aynı yerlerde bulundum. Bir ara da yerel yönetim ileri gelenleriyle sıkıntılı süreci görüşmeyi yeğlemiştim. Önümüzü kesen başat neden gerekçesi ise artık ilk söz olup çıkmakta; gelirlerin yarıya düştüğü hemen savunma konusu yapılmakta. Öyle olunca başka söze çok da yer kalmıyor.

Neyse ben yine açılım konuma döneyim. Merkezi alandaki yere vardım. Yiyecek bir şeyler tıkınacağım. Beni, genç, manken kadar ince, tiril tiril giysisi içinde, her hâlinde incelik olan bir hanım kızımız, buyur, ettiler. O ara genç kızı süzmeden duramadım elbet. Uzun salınımlı saçları sarı boya meçliydi. İnce de bir yüzü vardı. Takılmadan edemedim. “Üniversite çıkışlı olmalısınız.” dedim. O da, “Evet, matematik öğretmeniyim.” dedi. “Yer sahibi misiniz?” diye de sorumun gerisini getirdim. Yine bir “Evet,” sözü geldi; içeriyi işaret ederek, “annem olur.” dedi. Daha açıkçası yeni üniversite çıkışlı da olsa genç kızımız atanamayan öğretmelerden biri konumunda olanlardandı.

Niyetim, bir genç kızımıza takılarak gevezelik etmek değildi; orasını siz de artık anlamış olmalısınız. Ben, kendi kendime yaptığım bir öngörümün doğruluğunu sınıyordum.

Bir başka geçmişte, aynı masada, bir öğrenci çocuk benim hakkımda öngörüsünü sınamış ve doğru bir nokta atışında bulunmuş, beni de oldukça şaşırtmıştı. Bu kez, ben, bir öngörüde bulunup doğru nokta atışı yapmıştım.

Diyeceğim, bazı çocuk da olsa, yetişkin de olsa, kendimizi durduk yerde sınamadan yapamıyoruz. Hele ben, işte o konuda sürekli öngörüde, yargıda bulunup duranlardan biriyimdir. Yukarıdaki ve geçmişteki, yazı örneklerimden de anlaşılacağı gibi bir de o tür hallerimi sizlerle paylaşan biri olmayı yeğliyorum.

İyi haftalar…

 

2894 Kez Görüntülendi.
Yorumunuz
Konu hakkındaki görüşleriniz nelerdir?

*

code

*

EN SON HABERLER

Özel Reklam Alanı

* * * * * Oscar Rent A Car * * * * *

Bu Kitabı Okumalısınız!

Bu Kitap Başucu Kitabıdır
DOLAR 7,2915
EURO 8,5355
BIST 1,1787
ALTIN 477,20

Çok Okunan Haberler

Haberlerin kopyalanması telif hakkı ihlalidir. © 2020 FETHIYE GAZETESİ Tüm Hakları Saklıdır.
Reklamı Gizle