İZLEYEGELDİĞİMİZ YAYINLAR TAVRIMIZI DA AÇIK EDER
Yukarıda, yazımın başlığına taşıdığım ilkesel yaklaşımımız konusu üzerinde biraz durup ileri geri epey bir söz etmek istiyorum.
Şöyle ki, taban tabana zıt iki kutup olan yaşam biçiminin sürdürüldüğü günümüzde bir tavrımız vardır.
Kendi yönümüzü ve konumumuzu belirleme ve sahip çıkma direnç duruşumuzda bu boyutun ne kadar da önemli olduğu çoğu kez göz ardı ediliyor.
Hemen herkesin bir yaşam biçimi var; kimi birilerinin sırtından geçinir, kimi de zorunlu olarak emeğini satarak geçimini sağlama yoluna gider. Bunun hakça yapılmasına çalışılması ise önder bir kişinin, birlikte hareket ettiği yakın çevresinin ortak çabasıyla kitleleri peşi sıra sürüklemeden başarılamayacağı çok açıktır.
Bu öngörüyle hareket eden mağdur ve mazlum halk hareketlerinde, sonuca gidebilmenin olmazsa olmazları arasında, ortak iletişim yollarının bulunması ve devreye sokulması kaçınılmaz olarak öne çıkar.
Şu sıralar o konuda en güncel olanı ise günümüzde kamuda açığa almalara, meslekten atılmalara, ilişik kesmelere yol açan gizli kapaklı ileri bir elektronik iletişimin kullanıma sokulanıdır. Konu altı aydır her tür ortamda söyleşi olarak yer aldığı için bilmeyenimiz, duymayanımız sanırım kalmamıştır. Çoğumuz da yine bilir ki, o hareketin, yurt genelinde, yaygın olarak devreye soktuğu birden çok yazılı ve görsel yayınları da vardı. Yıllar yılı o hareketin ivme kazanmasında başat etken konumunda o yayınlar vardır.
Konuyla yakından ilgilenenlerin de, ya da en azından olup bitenin bilincinde olanlarımızın da, kör gözüm parmağına, türü bilgi sahibi kişiler bile, o bilinen yayınların dağıtımının, ne baskı çokluğunda yapıldığını pekâlâ öngörebiliyorlardır. O alandaki en yakın örneklerine açık seçik tur bindirdikleri hiç de gizli saklı değildir.
Onlar, onca çabayı ortaya koyarlarken karşıtları ne yaptılar diyecek olursanız; ben, koca bir hiç, demeyi yeğlerim ki, bu yalan da sayılamaz; neredeyse yan gelip yatıldı. Yoksa bu aşamaya nasıl gelinirdi?
Yıllardır yayın çizgisini değiştirmeyen fakat baskısını, okuyucusunu da çoğaltamayan bir gazetenin varlığı ile büyüdük ve de kocadık. Belli sayıdaki, kendini yenilemekten uzak bir yönetimin elinde, gazetenin yaşatılıyor olması sanki başarıymış gibi görüldü. Bugün de okumak için alanların olduğu kadar, yaşatılması için satın alanların sayısı da oransal olarak az değildir. Karşıtların dev adımları yanında bir cücenin küçük adımlarıyla hareket eden bir yönetim… Adına ne derseniz deyiniz… Günümüzde diğer gazetelerin iki katı ücrete satılması da akla zarar. Okunmak, bilgilenmek için değil; yapay solunumla yaşatılmak için omuz verilen bir yayın…
Buraya, kentimize gelen, düşünce doğrultumuzda yayın yapmayı ilke edinmiş, elimizdeki tek tv kanalı yöneticisinin açık hava söyleşisinde de belirttim; bizim yıllar öncesi örgütümüz adına çıkarılan gazetenin de sanki kasten kötü yönetiliyormuş gibi bir görüntüsü vardı. Hiç özensiz, baştan savma bir havası hemen göze çarpıyordu. İnternet ortamında sayılarını görebilirsiniz. O dağınıklıkla yol alınamadığı da ortadır.
Davaya sadakat diyeceksiniz… İyi de, davanın olmazsa olmaz etkenleri, çarpanları konusunda ince eleyip sık dokumazsanız, yarışamazsınız. Günümüzdeki yaşanan sıkıntıların temelinde de bu gerçek yatıyor; ben bu kanıdayım.
Kentimizde yandaşımız diyebileceğimiz yayın hangisidir? Açıkça belirtebilir misiniz? Yoksa yakın olanı hangisidir? Omuz veriliyor mu? Bulunduğu konum daha ileriye nasıl taşınır; kafa yoran var mı?
Oralıkta boy gösteren belli başlı gazetenin(!) patron gazetesi olduğu belli değil midir?
Gittiğiniz taşrada bizim yandaşımız tv kanalları izlenebiliyor mu? Ben, bazı tanıdıklarımdan o kanalların kendi uydu yayınlarında olmadıklarını öğrendim. İşin içinde kasıt yoktur diyebilir misiniz? Yoksa nedendir? Örneğin, kentimizin batısında yer alan tv yayınlarının yansıtıcılarında neden diğer kanallar var da karşıt kanallar niye yok? Bunun parasal bir bedeli var da o yüzden mi yayın akışı yoktur; bileniniz var mı? Herkes ille de uydu yayınlarından mı istediği kanalı izliyor? Öyle bile olsa yansıtıcı yayınları ne diye boş geçilsin? Engelleniyorsa da o bilgiyi edinelim.
Diyeceğim odur ki, seçimlere asılmak, davaya sarılmak konusunda, başta gelen kişilerin, üzerlerine düşenleri yerine getirmeleri kendilerine bırakılmış bir keyfiyet değil; üstesinden gelmeleri umulan temel bir görevdir. Yoksa, armut piş, ağzıma düş, beklentisiyle bir davaya baş konulamayacağı öngörüsü hiç de bir kâhinlik değildir.
Etkin olmak zorunluluğu ve insanüstü bir çaba, bir dava için en önde gelen özveridir.
İyi haftalar.




















