İYİ BİR HABER İLE SABAHI KARŞILAMAK
Prof. Dr. Kemal Kocabaş
Terör, cenazeler, ağlayan analar-aileler, yerlerde süründürülen insan cesetleri, sokağa çıkma yasakları, Türk ve Rus uçaklarının havadaki tehlikeli dansları vb. tatsız haberlerarasında Amerika’da yaşayan Mardin-Savur doğumlu Prof. Dr. Aziz Sancar’ın 2015 Nobel Kimya Ödülü alması tüm bu olumsuzluklar arasında “umutlu, çiçekli, yıldızlı” bir haber oldu. Sayın Sancar’ın yakın dostu Orhan Bursalı sevincini, Cumhuriyet gazetesindeki 8 Ekim 2015 tarihli yazısında“Bir yıldız çaktı gökyüzünde, teşekkürler Aziz Sancar!”ifade ediyordu.
Sancar, hücre bazında DNA onarımı üzerinde çalışmalarıyla Nobel-2015 Kimya ödülüne layık görüldü. Sancar’ın bu çalışmasına, kanser hastalığının önlenmesinde ve tedavisinde yeni ufuklar açabilecek önemli bir çalışma olarak bakılıyor. Prof. Dr. Aziz Sancar, bu ödülünü DNA üzerinde çalışan İsveçli Thomas Lindahl ve Amerikalı Paul Modrich ile paylaşır. İsveç Kraliyet Bilim Akademisi, bu üç bilim adamının ödülünü Alfred Nobel’in ölüm yıldönümü olan 10 Aralık’ta düzenlenecek törenle verecek.
Aziz Sancar, 1946 Savur doğumlu. Okuma yazma bilmeyen sekiz çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu. Liseyi Mardin’de okur ve sonra İstanbul Tıp Fakültesini tamamlar. İki yıl Savur’da hekimlik yaptıktan sonra1974 yılında Amerika’ya gider. Önce biyokimya alanında doktora yapar. Daha sonraki tüm çalışmalarında “DNA onarım mekanizması, biyolojik saat” öne çıkar. 1997 yılından beri North Carolina Üniversitesinde üniversite yıllarında ilgi duyduğu biyokimya-biyofizik alanında çalışmalaryapar. Aziz Sancar, 35 yıllık çalışmalarının sonunda aldığı bu ödül sonunda basına yaptığı ilk açıklamada “Çok sevindim. Sonunda oldu, 35 yıldır yaptığım çalışmalarınNobel Ödülü ile değerlendirilmesi mutluluk verici… Ayrıca ülkem için çok sevindim.Türkiye bana çok iyi bir tıp eğitimi vermişti. Bu ödülün ülkemdeki araştırmacılara güç ve güven vermesini beklerim, bu ödülü aldığım için ülkem adına gurur duyuyorum”sözleri özellikle genç araştırmacıları yüreklendirmesi anlamında çok değerli. Amerika’yı “Beni evlat edinen ülke”, Türkiye’yi “doğal vatanım” olarak tanımlayan Aziz Sancar; Vehbi Koç ödülü olarak aldığı 100 bin dolar ile yaşadıkları kentte,memleketlerinden çok uzaklarda yaşayan Türk araştırıcılar için hayalindeki proje olan “Türk Evi” ‘niinşaa ederek unutmadığı ülkesine duyduğu sevgiyi somutlaştırır. 415 bilimsel makalesi olan Sancar bu makalelerden şimdiye değin 31.330 atıf almış ve evrensel bilim insanı değerlendirme puanı olan h-endeksine göre h-99 puanın sahibidir.
Bir bilim insanı olarak Sayın Aziz Sancar’ın bu başarısı nedeniyle onur duydum. Onu saygı ve sevgiyle selamlıyorum. Bugün onunla ilgili yazılanları okurken deneysel sosyal psikolojinin kurucusu Ödemişli Prof.Dr. Muzaffer Şerif’i anımsadım. 1940’lı yıllarda önce Gazi Eğitim Enstitüsü ve sonra Ankara Üniversitesi DTCF psikoloji bölümünde çalışırken Adımlar dergisini çıkaran, artan ırkçılık akımlarına karşı “Irk Psikoloji” kitabını yazarak ırkçılığı sorgulayan, 1944’te tutuklanan ve sonra herşeyini bırakarak Amerika’ya giden bir bilim adamının hazin öyküsü asla unutulmamalıdır. Muzaffer Şerif; Behice Boran, Pertev Nail Boratav, Niyazi Berkes’in yakın arkadaşıdır. Amerika’ya gittikten sonra ülkesine hiç dönmez, hiç Türkçe konuşmaz ve Türk pasaportu dışında başka yeni bir pasaport almaz. Arkadaşı Ruhi Su’ya saygısı nedeniyle Amerika’da doğan kızının adına “Su” koyar. Amerika’da sosyal psikoloji alanında çok önemli çalışmalara imza atar ve ülkesine dargın olarak vefat eder. Türk bilim insanlarının Amerika öyküleri, bu ülkenin çocuklarına gerekli olanaklar sağlandığında ne denli yaratıcı olabilecekleri anlamında önemlidir.
Aziz Sancar ve Muzaffer Şerif, bilim dünyasında, bilim tarihinde adlarını onurla yazdıran insanlarımız. Gelelim 2015 Türkiye’sine… Eğitim sistemimiz çocuklarımız için umut üretiyor mu? 28 Eylül’de Türkiye’de tüm okullar ve üniversiteler yeni bir öğretim yılına “merhaba” dediler. Cumhurbaşkanı Erdoğan okulların açıldığı gün İstanbul’da bir okulda yaptığı konuşmada “Herkes ölü yıkamayı öğrenmeli, yoksa ölüler ortada kalır” şeklindeki ilginç ifadesi yeni eğitim öğretim dönemindenCumhurbaşkanın en önemli beklentisi olarak basına yansıdı. Sayın Cumhurbaşkanı aynı konuşmasında İmam Hatiplerin okul sayısını arttırarak burada okuyan öğrenci sayısının 60 binden 1 milyon 200 bin kişiye çıkartıldığını ve bu çalışmalara devam edileceğine vurgu yapıyordu.
Yıl 2015, Nobel ödülü ve Türkiye’de dinselleştirilen, akıl ve bilimden uzaklaştırılan bir eğitim sistemi. Sayın Cumhurbaşkanı ve “duygu bağı !” taşıdığını ifade ettiği partisi eğitim denilince “imam hatip ve din eğitimi” anlıyorlar. Okulda verilen din eğitimi süreçlerinden asla Nobel, yani yaratıcılık çıkmaz. Nobel ödülü, ancak yaratıcılıkları öne çıkaran özgür düşünce, özgür kafalarla olur. Her çocuk, doğuştan getirdiği beyinsel yetenekleriyle bir hazinedir. Okul öncesi eğitim ve kesintisiz zorunlu ilköğretim, çocuğun doğuştan getirdiği yetileri ortaya çıkaran, onu toplumsallaştıran, insanlaştıran süreçler üretir. Çocuk bu süreçler sonunda kendini yeniden keşfeder, nitelikli eğitimle nedenselliği yakalar, çocuk evrilir, gelişir ve topluma keşfeden birey olarak katkı vermeye başlar. Okullardaki din eğitimi ile çocuğun evrensel biyolojik, psikolojik gelişimi hep günah ve sevaplar arasında kalır, bastırılır. Pedagoji ve psikoloji çocuk gelişimini ve eğitimi böyle açıklıyor. .
Sayın Aziz Sancar’ın hepimizi mutlu eden başarısı, Muzaffer Şerif’in hazin öyküsü ve başarısı dilerim ülkemizde akıl ve bilimden uzaklaşan eğitimin sorgulanması anlamında yeni ufuk açıcı tartışmalar üretir.





















