BÜYÜK FOTOĞRAF / MEHMET UÇAR (mehmetucarcem@hotmail.com)
İsraf Ve Tasarruf
Ülkemizde yaşanan savurganlığın haddi hesabı yok bugün. Hangimizin evine girseniz kullanılmayan bir sürü eşya gözümüze çarpar. Gereklidir diye alıp da hiç kullanmadan attığımız ne kadar çok şey var değil mi gündelik hayatımızda? Hiç üzerimize giyme fırsatı bulamadığımız onca elbise dolaplarımızı süslüyor. Arabalarımız bile aile üyelerimizin sayısına denk. Yazlığımızın biri sahilde öbürü yaylada çoğumuzun. Oysa mutfağımızdan çöpe giden ekmeğin kaç Afrika ülkesini doyuracağını yayınlanan araştırmalar ortaya koyuyor. Özellikle son 30 yılda dünyanın diğer yerlerinde olduğu gibi insanlarımız arasındaki gelir eşitsizliği daha da arttı. Yetkililerin milli gelire ilişkin verdiği büyüleyici rakamların hayatın gerçekliği içinde bir karşılığı yok maaaslesef. Evet yeni zenginler türediği doğru ve zenginlerin sayısı da hızla artıyor günümüzde. Her iktidarla birlikte yeni zenginlerin peydahlandığı da bir vakıa. Ama zengin sayısına paralel olarak fakirlerin sayısı da fakirlik oranları da artıyor. Çünkü her zengin, başka insanların fakirleşmesi üzerine kurulu bir sistem içinde bu duruma geliyor. Liberal kapitalist sistemin dişlileri arasından güçlenerek üste çıkan bir insan, eğer dindar görünümlü ise kendini az biraz zekat vererek temizleyeceğini sanıyor bugün. Zaten dini değerleri yoksa ya da zayıfsa ufak tefek sosyal sorumluluk projelerinde yer almakla kendi reklamını yapma imkanı da buluyor.
Örneğin, sözümona eğitimci bir bürokrat öğleyin yemeğe giderken sadece yüz metrelik yolu makam arabasıyla gelirken bir öğrenci birkaç kilometrelik mesafeyi sabah ayazında yürüyerek katetmek zorunda kalabiliyor. Bazılarımız yedi kuşak sonrası için para ve mal biriktirirken kimilerimiz, içinde bulunduğu ayın sonunu nasıl getirebilirim kaygısında. Hazreti Allah’ın cömertçe verdiği nimetleri kimimiz tekeline almış ve diğerlerine zırnık koklatmamanın planlarını yapmakla meşgulüz. Biraz kömür, susu payı ramazan paketleri ve seçimlerin hemen öncesindeki kimi küçük yardımlarla siyasilerin israflarını örtme girişimleri… Son dönemde Necip Fazıl’ı ve şiirlerini dilinden düşürmeyenlerin yaptığı taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa…
Bir derste öğrencilere kaç çift ayakkabıları olduğunu sormuştum geçen yıl. Bir öğrencimin tam 14 farklı spor ayakkabısı vardı. Şaşılacak bir durum değil bu, tüketime dönük zihin kodlarımız aşınıyor çünkü. Hangimiz, çocuğu bir ayakkabı istediğinde almamazlık ediyoruz? Kendimiz pazardan giyinsek bile söz konusu çocuğumuz olunca icabında borç harç demeyip onun isteklerini karşılamanın bir yolunu muhakkak buluyoruz. Çünkü onun arkadaşları içindeki gururu bizim mali durumumuzun önüne geçiyor. Büyük Fotoğraf‘a yansıyan ise Ermenek’te maden kazasında yer altında kalan oğlu için “Oğlum yüzme de bilmezdi ya, suyun içinde ne yaptı şimdi?” diyerek tüm Türkiye’yi gözyaşlarına boğan, Tezcan Gökçe‘nin annesi Ayşe Gökçe‘yi cenaze töreninde vakarla teselli etmeye çalışan baba Recep Gökçe ve onun uçları yırtık iki ayakkabısı…
Bir anne baba için kuşku yok ki en acı şey evlat acısı olsa gerek. Onu, en yoğun sevinç duygularıyla kucağına aldığında bilse bir gün cenazesinde saf bağlayacak o günden sonra hiç yüzü güler miydi? Bilse de tahammülden başka ne yapabilirdi ki? Nitekim o baba da öyle yaptı. Takati kalmamıştı ayakta durmaya; basit bir sandalyeye oturuverdi. Devlet ulularının katıldığı cenaze merasimine gelmek için en sadesinden bir ayakkabı geçirmişti ayaklarına; üstelik burunları da delik…Bu ne asalet Allah’ım, yine ‘Ağaçlar ayakta ölüyor!’ Bazılarımız uçağını, arabasını ve sarayını sırf ülkeyi temsil(!) için yenilerken o baba ‘Yiyiniz, içiniz; fakat israf etmeyiniz! Allah, israf edenleri sevmez!’ emrince israftan kaçınıyor ve yaşantısıyla gariplerin en yakın dostu ahir zaman peygamberine öykünüyordu. Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab! Şahit ol ya Rab!
ÇAĞRI: ‘Allah’ın varlığına ve birliğine, meleklerine, peygamberlerine, kitaplarına, ahiret gününe, kadere ve kazaya’ iman iddiasını taşıyanları, kamu imkanlarını verimli kullanmaya ve müsriflikten kaçınmaya davet ediyorum. Sahi bu yaşlı adamın evinin, taziye için gelenleri ağırlayabileceği, kaç odası vardı?

















