IŞİD’İ İŞİTEBİLMEK
Son günlerde ( bence ) önemli iki yazarın kitapları ve düşünceleriyle hemhâl olmaktayım.
İlki, bir uluslar mozaiğinin ürünü olan İdris Şah. Arap bir baba, İskoç bir anneden Hindistan’da dünyaya gelen, Peştun kökenli Amerika’lı düşünür 1996 yılında öldüğünde Batı dünyasında Doğu Sufizmine ve tasavvufa yönelmiş kitleler ve çoğu Türkçe’ye çevrilmemiş pek çok kitap bıraktı. Yobaz değildi, şeriatçı hiç değildi, tasavvufun buğulu ışığında insanın varoluşuna, iç dünyasına seslendi durdu yaşamı boyunca.
Diğeri; IrwinYalom, hâlen Amerika’da Stanford Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Psikiyatri Profesörü olarak durmaksızın yazmaya, üretmeye devam ediyor. “ Nietzsche Ağladığında “ ve “ Hergün Biraz Daha Yakın “ kitapları, bunalmış, çaresiz mutsuz insanları didik didik analiz eden önemli eserleri.
Elbette biliyoruz ki, son yıllarda bizleri ürperten IŞİD, bir proje gereği yapılandırıldı beslendi, Musul baskınında Irak Ordusu’nun basiretsizliği neticesi önemli silâh gücüne sahip oldu. Katliam videoları ile insanlar üzerinde onarılamaz psikolojik travmalar yarattı. Örgüte mensup intihar komandolarının eylemleri Ankara’da bizim canımızı yaktı, ardından Paris’te şok edici eylemlere tanık olduk.
İntihar komandolarına ve kahredici eylemlerine, El Fetih hareketinden bu yana âşinayız. Bizim bildiğimiz, PKK, DHKPC vs gibi terör örgütlerinin yanı sıra dünyada pek çok örgüt militanı, tüm değerleri inkâr ederek ölümüne katılıyor terör örgütlerine.
IŞİD içinde Batı’lı gençlerin, Hristiyan kültürü ile yetişmiş militanların, PKK içinde Amerikalı, Avrupa’lı pek çok gencin bulunmasını sadece maddi menfaat veya ideoloji ile açıklamak safdillik olur bence.
Tam da bu nedenle, yukarıda andığım düşünürlerin peşine düştüm. Bu örgütlere ölümüne katılan gençlerin nedenlerini aramak için. Kısa ve çarpıcı anektodlarla karşılaştım. Ben aktarayım, sizlerde benim gibi derin derin düşünürsünüz umarım.
Bir genç İdris Şah’a gelerek öğrenmek istediğini söyleyince, “ şimdi zamanı değil “ karşılığını alır İdris Şahtan ve diyalog şöyle devam eder;
– Anlaşılan meşgulsünüz.
– Hayır, şimdi zamanı değil
-Zamanınız yok demek
-Zamanım yok demedim
-Öyleyse neden meşgulüm diyerek bu konuşmaya son vermiyorsunuz? ( Burada gencin idrâk kapasitesinden yoksunluğudur elbette betimlenmek istenen )
İrwinYalom, “ Din ve Psikiyatri “ isimli kitabında şunları yazıyor, daha doğrusu 2000 yılında, adına düzenlenen ödülü aldığı Oscar Pfister töreninde yaptığı konuşmanın tam metninde şunları haykırıyor;
Doğadaki diğer varlıklardan farklılaştıkça, içindeki varoluşsal boşluğu da artan insan, bunun sonucu, ölüm, hayatın anlamı, özgürlük ve soyutlanmışlık gibi varoluşsal sorunlar içinde kaybolmuş hale geldi.
Hayatın düzenleri içinde dişe dokunur bir gaye bulabilme yönünde sürüp giden arayışlar, çoğu durumda bunalıma sürükler insanları. Hayatta bir gayeye sahip olabilme kaygılarından ötürü terapiye başvuran insanların sayısı tahminlerin çok üzerindedir.
Neden yaşıyorum, Ne için ? Hayatın daha derin anlamı ne olmalı ?sorularına cevap arayan insanlar, sistemin dişli çarkları arasında yok olmanın arayışına düşmektedirler. Hayatın anlamı meselesi, kendi varlığı üzerine düşünebilen bütün insanların başındaki belâdır.
Din adına inandığı öğretiler sonucu pek çok insanın tesellisi, sonsuza dek onu kollayan ve gözeten bir ilâhi kuvvetin varlığıdır. Üstelik, bu kuvvet, kaybettiklerine, sevdiklerine. Tanrıya ve evrensel yaşam kaynağına kavuşma vaadi de sunmaktadır.
Bence; bu nedenlerle her ırk, inanç ve boşluk içindeki insanların terör örgütlerinde hayatın anlamını aramaları. Asıl ironi de şu ki; hayatı değerlendirmekten aciz bağnazlar da, hayatın anlamını sorgulamaktan yorulmuş entelektüeller de aynı zeminde sadece bu kaygılarından ötürü buluşabiliyorlar.
Fazla uzattım, ağır oldu biliyorum, Nietzche’nin şu müthiş aforizması ile kesiyorum; “ Önemli olan kişinin inançlarında cesur olması değil, inançlarını değiştirme cesareti göstermesidir. “
Ellerini oğuşturarakkatliâmları seyreden uluslararası sermaye ve süper güçlerden medet ummak anlamsız. Terör belâsını yok edebilmek, güvenlik güçleri kadar, bilim adamlarına da büyük sorumluluklar yüklüyor
Sermayenin, yeryüzünde uyguladığı piyasa ekonomisi neticesi, kişiliksiz, kimliksiz, mutsuz, çaresiz, güzellikten, şiirden, resimden, şefkat ve vicdan değerlerinden yoksun bırakılmış Batılı kadınların, hayatın anlamını bulmak adına Hindistan Gatlarında guruların eline, hattâ yataklarına nasıl düştüklerini anlatırım bir başka yazımda.




















