MENTÖRÜN PENCERESİ
Hakan BİROL
KENDİNE İYİ DAVRANMAYI NE ZAMAN UNUTTUN?
Hayat, durup dinlenmeden dönen büyük bir çark, sürekli kendimizi kanıtlama ihtiyacı duyduğumuz bir sahne ve bitmeyen bir ‘yapılacaklar’ listesi. Sabah çalar saatimizin zalim sesiyle başlayan bu koşuşturmaca, bizi sadece dış dünyaya değil, aynı zamanda kendimize karşı da acımasız olmaya itiyor. Peki, en temel ihtiyacımız, en doğal hakkımız olan kendine iyi davranma eylemini en son ne zaman, hangi keskin virajda bıraktık? Hangi an, içimizdeki o şefkatli sesi susturup yerine talepkâr, eleştirel ve asla tatmin olmayan bir iç eleştirmeni koyduk?
Bu soru, bir yargılama değil, bir uyanış çağrısıdır. Bir an durup, omuzlarımızdaki görünmez yükün kaynağını sorgulamamız için bir davettir.
Unutkanlığın Başlangıcı: Mükemmeliyetçiliğin Zehri
İnsan, doğası gereği sevilmeye ve kabul edilmeye programlanmıştır. Çocukluğumuzda, en ufak bir başarımızda aldığımız takdir, bir süre sonra bir şarta dönüşür. Sevgi, varoluşumuzun kendisinden değil, yaptıklarımızdan gelmeye başlar. İşte bu, kendine iyi davranmayı unuttuğumuz yolun ilk adımıdır.
Büyüdükçe, bu şartlanma zehirli bir mükemmeliyetçiliğe evrilir. “Yeterince iyi olmak” gibi soyut ve sürekli kaçan bir hedef peşinde koşarken, kendimize nefes aldırmayı unuturuz. Ulaştığımız her zirve, bir sonrakinin başlangıcı olur. Başarılarımızı kutlamak yerine, hemen yeni bir eksiklik ararız. Çünkü durmak, sistemimizde bir arıza olarak kodlanmıştır. Dinlenmek, tembellikle; hata yapmak, yetersizlikle eşdeğer tutulur.
Bu tekinsiz döngünün içinde, kendimize karşı kurduğumuz dil, bir savaş alanının komutanının emirlerine benzer: “Daha hızlı olmalısın,” “Bu kadarla yetinmemelisin,” “O hatayı yapmamalıydın.” Bu acımasız ses, bizi sürekli ileri iterken, ruhumuzu ve bedenimizi yavaş yavaş tüketir. Ve biz, bu içsel zulme o kadar alışırız ki, bunun motivasyon olduğunu sanırız. Oysa bu, kendine uygulanan gizli bir şiddet türüdür.
Üretkenlik Maskesi ve Tükenmişliğin Zaferi
Modern çağın en büyük tuzağı, meşguliyeti onur nişanı olarak görmemizdir. Sürekli koşturmaca, sürekli çevrimiçi olma hali ve bitmek bilmeyen e-postalar, bize önemli olduğumuz hissini verir. Kendimize ayırdığımız her anı, “boşa harcanmış zaman” ya da “üretkenlikten çalınmış an” olarak etiketleriz.
Bir arkadaşımızın veya sevdiklerimizin zor bir anında, tüm işimizi gücümüzü bırakıp onlara koşarız. Saatlerce dinleriz, destek oluruz, çözüm bulmaya çalışırız. Peki ya kendimiz? Kendi ruhumuz fısıldadığında, “Yoruldum,” “Korkuyorum,” ya da sadece “Durmak istiyorum” dediğinde, ne yaparız? Çoğu zaman, o sesi görmezden gelip, “Şimdi sırası değil,” ya da “Birazdan hallederim” diyerek erteleriz.
Bu erteleme, kendine iyi davranmayı unuttuğumuz anın en çarpıcı resmidir. Başkalarına gösterdiğimiz şefkatin zerresini kendimizden esirgeriz. Başkalarının sınırlarını saygıyla karşılarken, kendi sınırlarımızı sürekli ihlal ederiz. Akşam 9’dan sonra gelen iş mailine cevap vermek, sırf kimseyi hayal kırıklığına uğratmamak adına kabul ettiğimiz ekstra sorumluluklar… Bunlar, hayır demeyi unuttuğumuz, dolayısıyla kendimize evet demeyi de unuttuğumuz anlardır.
Sonuç? Tükenmişlik. Ruhsal, duygusal ve fiziksel bir çöküş. Bedenimiz, sözle anlatamadığımız o çaresizliği, sırtımızdaki ağrılarla, bitmeyen yorgunlukla, uyku bozukluklarıyla haykırmaya başladığında, artık çok geç kalmış oluruz. Oysa kendine iyi davranmayı unuttuğumuz an, bedelini her zaman ilk olarak fiziksel sağlığımız öder.
İçimizdeki Çocuk ve Şefkatin Yeniden Tanımı
Peki, bu unutkanlık ne zaman son bulur?
Genellikle, hayatın bizi diz çöktürdüğü bir kriz anında. Büyük bir kayıp, kronik bir hastalık, işten ayrılma ya da sadece bir Pazar sabahı uyanıp etrafımızdaki her şeyin anlamsız geldiği o derin boşlukta. İşte o an, maskemiz düşer ve kendimize dürüstçe şu soruyu sormaya cesaret ederiz: “Ben kime hizmet ediyorum?”
Bu uyanış anı, kendine iyi davranmanın bir lüks değil, bir varoluş gerekliliği olduğunu fark ettiğimiz andır. Kendine iyi davranmak, pahalı bir spa ziyareti ya da lüks bir tatil anlamına gelmez. Bunlar keyif olabilir, ama şefkat değildir.
Gerçek kendine iyi davranma;
- Sınır Çizmektir: Hayır demeyi öğrenmek, başkasının acil durumunu kendi normalimiz yapmamaktır.
- İç Eleştirmeni Susturmaktır: Hata yaptığında, içindeki zalim sese izin vermek yerine, kendine bir dosta konuşur gibi, “Herkes hata yapar, bu insanca bir durum,” demektir.
- İzin Vermektir: Yorgunken dinlenmeye, üzgünken ağlamaya ve mutlu olduğunda tam kalpten gülmeye izin vermektir.
- Radikal Kabuldür: Olduğun yerde, eksiklerinle, korkularınla ve kusurlarınla kendini sevmektir. Mükemmel bir versiyon olma çabasını bırakıp, mevcut sen olmanın kıymetini bilmektir.
Kendine şefkat göstermek, bir zayıflık işareti değildir; aksine, duygusal dayanıklılığın en güçlü kanıtıdır. Tıpkı bir uçağın kalkıştan önce söylediği gibi: “Önce kendi oksijen maskenizi takın.” Çünkü sadece kendi depomuzu doldurduğumuzda, başkalarına verecek enerjimiz ve şefkatimiz kalır. Boş bir kaptan su dağıtamazsınız.
Geri Dönüş Yolu: Hatırlama Sanatı
Kendine iyi davranmayı ne zaman unuttun? Belki ilk kez reddedildiğinde, belki ilk kez bir notun yetersiz bulunduğunda, belki de ilk kez birinin beklentilerini karşılayamadığında… Anın tam tarihi önemli değil. Önemli olan, şu andan itibaren hatırlamaya başlamaktır.
Bu geri dönüş, büyük bir devrimle değil, küçük ritüellerle başlar:
- Sabah uyandığında, yapılacaklar listesinden önce, kendine bir bardak su ya da keyifli bir kahve armağan etmek.
- Öğle yemeğini aceleyle bilgisayar başında yemek yerine, 15 dakikalığına da olsa pencereden dışarı bakmak.
- Akşam yatmadan önce sosyal medyayı değil, o gün iyi giden bir şeyi düşünmek.
- Aynaya baktığında, sadece kusurları değil, omuzlarının ve gözlerinin taşıdığı gücü de görmek.
Unutmayın, kendine iyi davranmayı unuttuğumuzda, aslında hayatı yaşamayı unuturuz. Sürekli bir sonraki adıma odaklanırken, içinde bulunduğumuz şu an kaçıp gider. Kendine iyi davranmak, bir görev değil, kendini yaşama armağan etme eylemidir.
Şimdi, bir an dur. Derin bir nefes al. Omuzlarını gevşet. Ve içindeki o küçük, yorgun sese kulak ver.
Ona sor: “Sana ne zaman iyi davranmayı unuttum? Ve şimdi, tam şu anda, sana ne yapabilirim?”
Cevabı dinle. O cevap, yeniden başlamanın, yeniden hatırlamanın ve en önemlisi, yeniden kendin olmanın kapısını aralayacaktır. Bu dünya, önce kendimize gösterdiğimiz şefkatle başlar. Ve dünya, buna değer. Sen, buna değersin.



















