İki sokak ötesinde cami bulunan okula iki mescit birden yaptıran okulun müdürü, tüm sınıfın önünde öğrencinin kafasıyla yazı tahtasını silmiş.
Bir okulun müdürü “Tahta kafa” olursa, yazı tahtasını elbette öğrencinin kafasıyla siler. Her sokakta bir cami veya mescidin bulunduğu bu ülkede, okula iki mescit birden yaptıran kafadan ne bekliyorduk ki..?
Bizim bildiğimiz okul, eğitim öğretim yeridir. İbadet yeri değildir. İbadetin yeri camidir. Veya sessiz ve temiz bir ortam da olabilir. İbadet; gösterişten uzak ve samimi bir şekilde yapılmalıdır. İnsan ancak bu sayede “İç dinginliğine ve huzura” ulaşır.
Okulun bir köşesine, tapu müdürlüğünün koridoruna veya aklına gelen her yere mescit yaptırırsan, yapılan iş ibadet olmaktan çıkar. Laf olsun diye yapılmaya başlanır. İşin tadı tuzu kalmaz… İbadetin bir kutsiyeti olmalıdır.
Ama biz ibadette kutsiyet diye bir şey bırakmadık ki…
**********
Hakim ve Savcılar Yüksek Kurulu; yargıda hakim ve savcılara türban serbestliğini getirmiş.
Geç bile kaldı, geç… Üç gün sonra yapacağı da, türban takmayı zorunlu hale getiren bir karar alacaktır. Bu işler böyle böyle gider…
Yapılan iş, alınan karar, bir “özgürlük” kararı değildir.
Bu, bir inancın yaşanması değildir. İnanç; kamu binasında veya mahkeme kürsüsünde yaşanmaz. İnancın yaşanacağı yer, ibadetin yapılacağı yer bellidir…
Her mesleğin bir asaleti, belli kuralları vardır, olmalıdır da. O mesleği seçtiysen, kurallarına uyacaksın. Mesleği kendine uydurmayacaksın…
Hem günümüz Türkiye’sinde türban takmak, artık “İhsası rey” halini almıştır. Maalesef durumumuz bu hale gelmiştir.
İhsası rey de, hukukta yasaktır, yasak.
Ama diyeceksinin ki memlekette hukuk mu kaldı?
Evet. Hukuk bırakmadığımız da doğru.
Yıkım yıllarını yaşıyoruz. Yıkıma uğramayan ne kaldı ki..?
**********
AKP milletvekili Rıfat Sait, yeniden vekil seçilemeyince sakalını kesmiş.
Başı türbanlı olan eşi de başını açmış.
Olacağı bu işte!
İbadet “içten” gelmeli…
Samimi olmalı…
Gösterişten uzak olmalı, dediğimiz de budur işte.
İnancın yaşanmasını şekle bağlarsanız olacağı budur!
Bu işlerde şekil değil, insanın gönlü önemlidir…
Bu ülkede şu yıllarda Rıfat Sait gibi bir çok vatandaşımız var beyler!
Bunu herkes biliyor.
**********
Ahmet Davutoğlu; “Millet bizimle, Allah bizimle, tarih bizimle” demiş.
Yapmayınız allah aşkına Ahmet bey, yapmayınız.
Millet sizinle olabilir de, Allah sizinle niçin olsun ki..?
Allah’ ın işi mi yok…
Yerküre’ mizin de içinde bulunduğu evren geniş, büyük, kocaman bir derya.
İşin ilginci, artan bir hızla da büyümeye, genişlemeye devam ediyor.
Kendine göre işleyişi ve kuralları var.
Bu işleyişi “Tanrı” yönlendiriyor.
Evrenin boyutlarını düşünürsek, üzerinde yaşadığımız Yerküre bir toz zerreciği gibi kalır.
Bizler ise; bir toz zerreciği bile değ
Bu işler felsefi işler Ahmet bey. Akıl ve bilim işleri.
Sizi aşar yani…
Tanrı ile bizler arasındaki ilişki, bireysel ilişkidir.
Bu süreç gönlümüzce, sessiz şekilde yaşanmalıdır.
Mesele budur…
Yani; Allah sizin yanınızda durarak, günlük işlerinizi yönlendirmez.
O zaman boş laf etmeye ne gerek var?
Allah’a yakınlık uzaklık diye bir şey yoktur.
Ayrıca kime daha yakın veya uzak olduğunu da bilemeyiz.
Bu işler metreyle ölçülebilen işlerden değildir
**********
Bir de Ahmet bey; teröristlere silah taşıyan tırlar için, “Tır’ ların içinde ne olduğu kimseyi ilgilendirmez” demişsiniz.
Yapmayınız Ahmet bey, Bu sözünüz doğru değil.
Biz bu ülkenin vatandaşıyız. Vergi veriyoruz. Askere gidiyoruz. Gerektiğinde canımızı feda ediyoruz… Bak; seçimde oy bile kullandık Ahmet bey.
Bu ülkede yöneticilerin hukuk dışı, yasa dışı yaptığı her şey bizi ilgilendirir.
Bizi ilgilendirmiyor olabilir ama, biz bu ülkenin vatandaşıyız, bizi ilgilendirir.
Biz koyun değiliz. Bizi koyun yerine koymayınız, ayıp oluyor, size yakışmıyor.
SÜLEYMAN DEMİREL’DEN BİR ANEKDOT
Süleyman bey öldü gitti ya, anlattığı bir anekdot ile kendisini analım.
Bir profesör; aslanla kuzunun aynı kafeste yaşayabileceğini iddia etmiş.
“Yapamazsın demişler”.
“Deneyeyim görün” demiş. Hayvanat bahçesinde denemeye başlamış. İtiraz edenler bir hafta sonra gelmiş bakmışlar ki, kuzuyla aslan aynı kafeste…
“Bunu nasıl yaptın?!” diye şaşkınlıkla profesöre sormuşlar.
O da cevap vermiş: Her gün kafese yeni bir kuzu koyuyoruz”





















