FETHİYE TABİAT KADINLARI YÜRÜYÜŞ GRUBU:
ÇENGER-ŞELALE-KARAYEL-KARAGEDİK DOĞA YÜRÜYÜŞÜ…
Dağların 55 sultanı ile sabah erken saatler de yollara düştük. Fethiye’den çiftlik istikametinden, Çenger köy’ ü meydanına vardık… Buralara gelmişken Osman Efendi türbesi ziyaretini yapmasak olmazdı elbette köy kış mevsimin sessizliğine bürünmüş Terk edilmişlik havasındayken, 55 kadının neşe dolu sesleriyle canlanmıştı. Köy meydanın da bulduğumuz her boş alana yayıldık, yanlarımız da getirdiğimiz çaylarımız ve kahvaltılıklarımız la, piknik havasın da kahvaltımızı yaptık. Türbe de dualarımızı edip kızların yanların da getirmiş oldukları okunmuş çikolata ve lokumları da yedik.
yürüyüşümüze.. Şelaleden başlayacaktık. Bu şelaleyi 4 yıl önce keşif etmiştim. Şelalenin bilindik bir ismini öğrenemediğimiz için ben gizli cennet şelalesi adını verdim. Çiftlik kargı’dan Çenger köye giderken yolun solun da günlük ağaçlarının arasına saklanmış gizli bir cennet gibiydi. 4 yıl önce bu şelaleyi ilk keşif ettiğim de yan yana akan 5 coşkun şelale idi. Bir kaç yıldır yağmurun azlığı diğer şelaleleri kurutmuş. Hatta yanında akan dereyi bile kurutmuştu o gün bize bir şelale kalsa da günlük ağaçların, sonbahar gazel yapraklarının içinde hala muhteşem görünüyordu.
Daha önceden grubuma farklı bir güzergahtan yaptırdığım yürüyüşü.. Bu sefer yepyeni bir güzergâhtan yaptıracaktım. Yürüyüş öncesi yarım saatlik fotoğraf molasından sonra… Bu noktadan yürüyüşümüze başladık..Yol boyunca bizi akar sular ve küçük şelaleler bekliyordu..Yolun solundan toprak orman yoluna döndük..Hafif rampa şeklindeki orman yolumuz akarsu kenarından devam ediyordu. Düzlüğe geldiğimizde akar sudan ayrılıp orman yoluna girdik .. uzun bir süre yolumuz orman içindeki toprak yoldan devam etti.. sultanlar bu durumdan faydalanarak Çıntar buluyorlar öğlen yemeğimiz için menüyü zenginleştiriyorlardı.. Her yürüyüşte olduğu gibi bu yürüyüşte de köpek dostlarımızdan bize eşlik edenler oluyordu.
Karayel orman yolundan ilerlerken yolumuz bizi Karagedik yoluna giden akarsuyun yanına getirmişti. Öğlen yemeği molamızı bu muhteşem akarsuyun kenarında, gazel yapraklarının içinde verecektik. Akarsuya iniş patikasına girip düzlük alana geldik. Hemen vakit kaybetmeden yemek için ateşler yakıldı. Sucuk ekmekler, türk kahveleri yapıldı. Etraf da ki çoban köpekleri de toplanıp geldiler. Yemek boyunca bize eşlik ettiler, yemeklerimizi onlarla da paylaştık.
Yemek molası sonrası, akarsuyun kenarına indiğimiz yola çıkmadan suyun kenarından yürüyüşümüze devam ettik, gerçekten keyif verici bir yoldu. Eskiden kalmış yapıt kalıntıları zamanla doğayla bütünleşmişlerdi. Eskiden maden ocağı olan buralar da dağlar delinmiş oyunmuş hatta yıkılmış tarihi bir köprü bile vardı. Bir süre sonra akarsuyun üzerinden geçerek ırmağın karşı yamacından yola devam ettik, şarkılar türküler söyleniliyor. Zevkimize ve keyfimize diyecek yoktu ve tekrar sudan geçiş yapma zamanı gelmişti. Az zorlansak ta yarı ıslanarak yarı zıplayarak akarsuyun içinden geçmeyi başarmıştık… Yolumuz artık uçurum şeklinde sudan ayrılmış yükselmişti ve dağın yamacından kıvrılarak devam eden yolumuzu yürürken aşağıda kalan suyun şırıltısı ruhumuzu dinlendiriyordu. Bir süre sonra akarsu göletler halinde karşımıza çıktı. Güzel bir görsellik oluşturmuştu.. Bir süre sonra Karagedik seraları görünmeye başladı ..Karagedik mahallesi sınırları içinden evlerin ve bahçelerin arasından 55 kadın ordusu halinde geçip çevre yoluna kadar yürüyüşümüz devam etti. Çevre yoluna ulaştığımızda servislerimiz ve semaverde demlenmiş çaylarımız bizi bekliyordu. Keyif ve başarmışlığın keyfiyle içilen bir bardak çayımız tüm yorgunluğumuzu yine almıştı.

































