Günümüzün modern ve endüstriyel yaşam şartları , beslenme alışkanlıkları ve zorunlulukları , kimyasallar , çevre ve iklim değişikleri ile birlikte neredeyse çocuklarımızın alerjik olma potansiyelleri 4-5 kat artmış durumda. İki genin aynı bedende yaşadığı ve hormonlar nedeniyle birbirlerine alerji geliştirmediği gebelik dönemi sona erer ermez yenidoğan bebeklerimiz büyük bir alerji havuzunda gözlerini açmaktadırlar. Annenin beslenme ve tüketim alışkanlıkları , sezaryan bebekler için sindirim florasının etkilenmesi , kullanılan ilaç ve kimyasallar kısa ve uzun vadede çocuklarımızın alerjik hale gelmesine neden olmaktadır.
Bebek doğar doğmaz alerji yapma potansiyeli olan genetik ürünlerle maruziyet başlayabilmektedir. Normal yerine sezeryan yada ağrısız doğum gibi bir sürecin sonunda anne sütü gelmesinin gecikmesi ile bebeklerimiz çok değerli olan ağ sütü (kolostrum) yerine endüstriyel mamalar yada sütlerle ilk beslenmelerini sağlamak zorunda kalmakta, uzamış hastane süreçleri ( erken doğum, operasyonel sorunlar vs.)ile bebeğin dirençli hastane florası ile teması , kullanılan sentetik ürünler ( biberon vs ) bebeklerimizin alerjik olma potansiyellerini arttırmaktadır.
Aşırı gazlı, mukuslu yada kan bulaşıklı kaka yapan, kilo alma sorunu yaşayan, kusmaları olan ve beslenme periyotlarında huzursuzluk yaşayan , yüzünde poposunda cildinde kızarıklık yada konak türü döküntüleri olan bebeklerimizde gaz ve kolik boyutlarını aşan PROTEİN ALERJİSİ belirtilerini daha sıklıkla görmeye başladık . Başta İNEK SÜTÜ olmak üzere yumurta ve buğday ürünlerine karşı alerjik bebeklerimizin oranı artmakta, hiç istemesek de bebeklerimize bazı testler ( kan ve cilt alerji testleri ) ile yada besin eliminasyon (sakınma, kesme ) yöntemleri ile tanı koyma ve tedavi süreçleri uygulamak zorunda kalmaktayız.
Alerji bebeklik döneminde sindirim ve beslenme problemleri ile başlasa da takip eden süreçte kontakt dermatit, kuru cilt , sebore ve egzema tarzında hafif yada ağır formlarda kronik cilt problemleri ve takip eden süreçlerde alerjik rinit ve astım gibi solunum problemleri ile devam edebilmektedir . Biz buna ALERJİK YÜRÜYÜŞ diyoruz , yani alerjinin bebeklikte olup geçmeden ileriki yaşlarında değişik sağlık problemleriyle devam etme riski var. Alerji hem bebek ve ailenin hem de büyüdükçe çocuğun günlük yaşam kalitesi , oyun ve okul uyumu dahil sosyal ilişki ( evde hayvan besleyememe , piknik türü yaşam alanlarında bulunamama vs ) ve alışkanlıklarını dahi etkileyebilmektedir.
Ebeveynlerin alerjik olması çocuklarının da alerjik olma olasılığını bir yada iki kat daha arttırmaktadır , dolayısıyla çocuklarımız alerjik oldukça ileriki nesillerimizin daha çok bu yaşam ve sağlık problemi ile uğraşmak zorunda kalacağımızı düşündürmektedir .
Erken tanı ve tedavi, beslenme , alışkanlık ve yaşam tarzlarımızda yapacağımız değişiklikler çocuklarımızın alerjik olma risklerini azaltabilecektir. Alerjiden uzak sağlıklı nesiller umuduyla…
Uzm Dr Selami Önder / Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı


















