BUYURUN LAF SALATASINA..!
Televizyon ekranında on beş on altı yaşlarında üç beş çocuk.
Hatta daha küçük yaşta olanları da izliyoruz bazen.
Başlarında sarık şeklin birer takke.
Üzerlerinde cübbe şeklinde birer giysi.
Birbirlerine hocam hocam diye hitap ediyorlar.
Anlayacağınız “Kemale ermişler de” vatandaşa nasihat ediyorlar.
Üç sözcük Türkçe konuşurlarsa beş sözcük de Arapça konuşuyorlar.
Böylece konunun önemini arttırmış ve çok şey bilmiş oluyorlar, güya…
Aynen büyüklerini taklit ediyorlar anlayacağınız.
Anlattıkları konular da önemli bir şey değil haaa…
Bazen bakalım ne konuşacaklar diye izliyorum.
Ne anlatacaklar sanki? Boş laf gırla gidiyor!
Bir fizik, bir matematik problemini tartışacak değiller ya.
Daha bu yaşta edindikleri geniş bilgi ve deneyimlerini bize aktarıyorlar…
Biz de derin bilgilerinden yararlanıp yola geliyoruz!
Onları, masanın başına oturtan adamın derdi de “uzay bilimi” değil zaten…
Bir defasında içlerinden biri şöyle dedi:
“Hocam, çarşıda pazarda, yolda belde mini etekli kadınlar, kızlar görüyoruz.
Onlar bizim hısım akrabamız, arkadaşımız, anamız bacımız hocam”
Eee.
“Şimdi biz onları uyarmayacak mıyız hocam?
Hocam, onları doğru yola getirmeyecek miyiz, hocam?
Onlara giyinmenin ne olduğunu öğretmeyecek miyiz hocam” ”
Hep birlikte “Elbette uyaracağız, öğreteceğiz hocam” lafları…
Sana ne be çocuk!?
Senin takke giydiğine karışan var da mı, sen el aleme karışıyorsun?
Senin takkenin, karar çarşafın, bilmem neyin doğru olduğunu kim söylemiş
Denecek laf çok da…
Tanrı seni, “Benim buyruklarımı takip et, vatandaşa uygulat” diye mi dünyaya gönderdi?
Sen, sokağın jandarması mısın?
Varsa bu işlerin bir hesabı, sorgusu?
Herkes kendince bir çözüm bulur herhalde…
İşte küçücük çocuklar bu kafayla yetiştirildikleri içindir ki…
Çarşıda pazarda, sokakta “Dinsizler, imansızlar diye” vatandaşın üstüne saldırıyorlar sonra…
Satırla palayla, insanlar yok yere öldürülüyorlar.
**********
Bu millet yine bile tahammüllü.
Daha tam manasıyla tırlatmış değiliz ama, yakındır…
Onlarca yüzlerce televizyon kanalı var bu memlekette…
Kara sakallı, “Bilmem ne hoca efendi…” ile sohbet programı yapan.
Ak sakallı “Bilmem ne hazretleri” ile sohbet programı yapan.
Laf salatası programı, boş konuşma programı bunlar.
Ama milletin kafasını da dehşetli karıştırıyorlar haaa…
Dini konuları, ahlaki konuları anlatıyorlar sözde…
Birinin dediği diğerinin dediğini hiçbir zaman tutmuyor tabi.
Din iman, ibadet işleri bu model adamların eline kaldıysa vay halimize!
**********
Vatandaş da vatandaş değil ki…
Sözde büyük bilgine! durmadan soru yöneltiyor:
Hocam, ablam evde yokken enişteme lokma döküverdim, günah işlemiş oldum mu?
Baldızımı dikizlerken dayanamadım şey yaptım, onun ruhuna da varmış mıdır hocam?
Hocam, gazımı tutamadım sessizce goyverdim, şey olmuş mudur?
Elinin körü olmuştur be çocuk!
Böyle böyle devam edip gidiyor soru ve cevaplar.
Programları izleyin bayılırsınız valla!!
İnsan bunlara bakıyor bakıyor da, “Biz yine bile iyiyiz” demekten kendini alamıyor…
**********
Eee…
Kilisenin papazı felsefeyle, evren bilimiyle, matematikle, evrim kuramıyla uğraşırken…
Biz okullarda felsefeyi, mantığı, evrim teorisini yasaklıyoruz.
Olacak bu kadar…
Din, bir fenomendir, sosyal bir olgudur, düşünmeyi ve yorumu gerektirir.
O da bizde yok
Bu kafalarla “Aydınlanma Çağını” girecek değiliz ya…
Üstelik bu günlerin “İyi günlerimiz” olduğunu da unutmayalım…
**********
Sevgili okurlar, ben bir de şeyi anlamakta zorlanıyorum:
Bu muhtarlar Ankara’ da niçin toplanıp duruyorlar.
Geri döndüklerinde ne anlatıyorlar, bize ne anlatacaklar acaba?
Gözümüz yok, sağlıklı günlerinde güle güle harcasınlar, maaşları da iyi ama…
Ceplerine harçlık konduğu da söyleniyor, ben sokağın yalancısıyım…
Bu zamanda mecliste mebus olacağına, kendi çöplüğünde muhtar ol, daha iyi sanki!
SON BİR SORUM VAR BU İŞTEN ANLAYANLARA
Galatasaray futbol takımı; maçlarda, kendi yarı sahasında üç beş yan pas yaptıktan sonra…
Topu kendi kalecisine vererek…
Rakip kaleye “gol” atabilir mi, atamaz mı?






















