BİR GÜN “CUMHURBAŞKANI” OLUNCA…
Bir gün cumhurbaşkanı olunca…
Halkıma tebessüm edeceğim, güleceğim.
Güleceğim ki, halkım da gülsün.
Kendimle ve halkımla barışık olacağım.
Halkıma kızmayacağım.
Doğayı ve toplumu anlayabilmek için çok okuyacağım.
Espri yapmaya çalışacağım.
Mizah yazarlarına, karikatüristlere hoşgörülü davranacağım.
Mizahtan anlayan toplum, zeki toplumdur diyeceğim.
Çocuk yaştaki kızlarımızın evlendirilmesini önlemek için,
“Çocuk gelinlerin” olmaması için, sosyal bilimcileri göreve çağıracağım.
“Töre cinayeti” adıyla anılan sosyal yaranın ortadan kaldırılması,
Kadın cinayetlerinin önlenmesi için toplumsal seferberlik düzenleyeceğim.
Akşamdan sabaha hukuk icat etmeyeceğim.
Hukuk kurallarının konması işini, hukukçulara bırakacağım.
Hukuk kurallarına önce ben uyacağım.
Sinemaya, tiyatroya, operaya gideceğim.
Konserlere, konferanslara katılacağım.
Sergileri, müzeleri gezeceğim.
Kültürel olayları takip edeceğim ama, yine de…
Her şeyi bilmeyeceğim.
İşi uzmanına bırakacağım.
Sanatın, sporun ve müziğin insan ve toplum hayatındaki önemini halkıma anlatmaya çalışacağım.
Paragöz olmayacağım.
Görgülü olmaya çalışacağım.
Yazarları çizerleri, evrensel uygarlığa katkıda bulunan sanatçılarımızı destekleyeceğim.
Ülkemin, uygar ülkeler arasında yer alması için var gücümle çalışacağım.
Tarihimiz ve coğrafyamız ile bütünleşmek için yapılan çalışmaları destekleyeceğim.
Halkımın, emperyalistler ülkeler tarafından sömürülmesine izin vermeyeceğim.
Her alanda daha fazla üretim için seferberlik ilan edeceğim.
Halkımın ibadetini ana diliyle yapmasını sağlayacağım.
Bunun önemli, ama çok çok önemli bir iş olduğunun bilincinde olacağım.
Her türlü özgürlüğün ancak “Laik Devlet ve Laik Toplum” düzeninde mümkün olabileceğini…
Din, iman, inanma, inanmama işinin, vatandaşın kendi tercihi olabileceğini…
İlke kabul edeceğim.
Diyanet İşleri Başkanlığını, kendi yağı ve tuzuyla kavrulan mütevazi bir kurum haline getireceğim.
En sade ve samimi ibadetin, “çıkar gözetmeyen ibadet” olduğunu anlatacağım.
Cumhurbaşkanlığı gibi bir göreve beni layık gördüğü için halkıma teşekkür edeceğim.
Bütün “cumhuru” seveceğim.
Halkıma saygı duyacağım.
Türkiye Cumhuriyetinin, uluslar arası saygınlığı için var gücümle çalışacağım.
Mustafa Kemal’in; Yurtta Sulh Cihanda Sulh sözünü rehber edineceğim.
Kadının, üretim alanında ve sosyal alanda önde olmasının ne kadar önemli olduğunu…
Ruhen ve bedenen sağlıklı toplum için, bilgili ve kültürlü anneler gerektiğini…
Her daim, her yerde vurgulayacağım.
Tüm eğitim ve öğretim kurumlarında akıl ve bilimi hayata geçireceğim.
Yer darlığından yazamadığım, ama yapmayı düşündüğün daha çok şey var.
Sevgili okurlar! desteğinizi bekliyorum.
**********
Bir anekdot gider artık.
SARTRE DE FRANSA’DIR
General Dögol Fransa Devlet Başkanıdır. Sözünün üzerine söz söyleyen yoktur. Fransa demek general Dögol demektir adeta.
Tam da o sıralarda dünyaca ünlü düşünür ve yazar Jan Poul Sartre yaramazlık yapmakta, sık sık bazı devletlerin politikalarını protesto etmektedir. Halkı ile birlik olup meydanlarda yaptığı konuşma ve gösterilerden Fransa da nasibini almaktadır.
Yakınındaki adamları, generale derler ki:
Efendim siz bu güne bu gün Fransa demeksiniz. General Dögol demek Fransa demektir. Bu yaramaz adamın cezasını versenize, niçin iki de bir sizi zora sokmasına izin veriyorsunuz?
Dögol yanıtlar:
Beyler bir şeyi unutuyorsunuz. Jan Poul Sartre de, Fransa’dır.




















