” Uzun saatlere yayılan, içki de aldığımız, söyleşilerimizin, ülke gidişatına ilişkin en derinlikli aşamalarında “Benim, hiçbir aidiyetim yok.” sözünü, sıklıkla, üsteleyerek söyleyip o konularda hiçbir sorumluluk üstlenmediğini özellikle belirtme gereği duyan, o tartışmaların vardığı, görev almak ve taşın altına el koymak, boyutunda yer almak istemediğine sözü getiren Metin Denizmen arkadaşımız, ortaya koyduğu gezi kiatabı çalışmasında da bu yanını oldukça anlaşılır bir biçimde yansıtmış. En azından, ben, öyle algıladım. ” ( Dostum Davut Fen’in, benim yazmış olduğum NELER ÇEKTİM NELER isimli kitabımı eleştiren köşe yazısından bir alıntı )
Yukarıdaki paragrafta özetini bulan, beni ve kitabımın içeriğini ” aidiyetsiz ” olarak niteleyen dostum Davut Fen eleştirilerini özelden yapmış olsaydı, kendisine bazı nüansları hatırlatmakla yetinir konuyu fazla uzatmazdım. Asıl üzüldüğüm, kendisini “ siyaset bilimcisi “ olarak niteleyebilecek kadar yetkin olduğunu iddia eden dostumun, ısrarla yaşamı miyop görmesini sağlayacak bir gözlükte ısrar etmesi.
Ancak, basın yoluyla, yukarıda yazmış olduğu ve benim tırnak içine aldığım paragrafındaki ” hiçbir sorumluk üstlenmediğim ” suçlamasına aynı kanallardan cevap hakkım doğdu ve bu anlamsız vesubjektif suçlamayı cevaplıyorum.
” Neler Çektim Neler ” isimli kitabım gezmiş olduğum, çoğunun evlerinde konakladığım 90’ı aşkın yurtdışı gezim ve resmî tarihin özellikle ıskaladığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaptığım nesnel değerlendirmelerden oluşuyor.
İngilizler’e karşı Kenya topraklarını savunan MauMaukabilesigerillalarından, sosyalizmin son kalesi Küba’ya, TadmorÇölleri’nin korkusuz prensesi Zenube’nin Roma ordularına direnişine, Siyonizmin Kudüs topraklarında uyguladığı zorbalığa, Sovyet Sosyal Emperyalizmi’nin yıkıcı gücü Kızıl Ordu’nun Belarus, Estonya, Litvanya ve Letonya’daki katliâmlarına, Nazizm’in katlettiği Sosyalist, Çingene ve Yahudileri öldürüp iz bırakmamak için kemiklerini toz haline getirip Paneraia ormanının derinlerinde toprağa karıştırdığına, Auchwitz ve Birkenau Nazi kamplarındaki kahredici ölüm fırınlarına yine Kızıl Ordu’nun halkların gelenek ve inançlarına nasıl adîce saldırdığına, Novodevicy mezarlığında Nâzım ve kalbinin hizasında yatan Vera’ya, Kamboçya’da bir gecede üç milyon Sosyalist, aydın ve muhalifi yok eden Kızıl Kmerler’in paranoyak lideri PolPot’a,kocasını, iki oğlunu ve torununu Yugoslayva İç Savaşında kaybetmiş ev sahibem Vukosava’ya, her ay temizlenmemiş mayınlar yüzünden 300 çocuğun can verdiği Kamboçya trajedisine, Bosna İç Savaşı’nda kahpece öldürülen sivil halkın katili Sırp militanlarına, Taç Mahal’in bir benzerini yapamasın diye kolu koparılan mimarİshak Han’a, Tahir Elçi’nin savunurken dibinde şehit edildiği Şeyh Mutahhar Camii’ne, Haçlı seferlerinin saldırılarından izleri yansıtmaya devam eden muhteşem kalelere ve öykülerine, Uzak Doğu’nun keşmekeşinde, Amerikan askerlerine peşkeş çekilen erkek çocuklarına ve milyonlarca zavallı kadına uzanan bir yığın tespit ve acıyı aktarmanın karşılığı ” aidiyetsizlik ” ise en hafif ifade ile tatmin ol(a)mamış sığlık ve ruhun zavallı hezeyanlarıdır benim ve kitabım hakkında yazılanlar.
Sizin anladığınız aidiyet, okey partilerine siyaset sosu katarak toplumsal uğraşı fantezileri ise, bedava bir yemek veya siyasal ikbâl uğruna politikacıların peşinden koşmak veya seçimden seçime ” halka inmek ” çabaları ise ben, resmi tarihi tersyüz edebilmek adına aralarına katılmaktan onur duyduğum Kürt, Süryanî, Ermeni,Ezidî ve tüm Anadolu halklarıile, dünyanın gökkuşağını andıran her ırktan insanları ile kaynaşarak hayatımı anlamlı kıldığıma inanıyorum.
Sol gazeteleri katlayıp ceket cebime koyduğum, yakama iliştirdiğim anlı şanlı rozetlerle caka sattığım başı dumanlı militan günleri terkedeli neredeyse yarım asır oldu.
Emeğe saygıdan bahseden çakma aydınların, elimi taşın altına koyarak ve bunları bin bir belâ ve serencâm arasından devşirerek sayfalara dökmemden rahatsız olmaları ibret verici ve bir o kadar da öğreticidir.
Umarım, kitabım bir kez de içki sofrasından uzak, dünya halklarının trajedileri algılanarak okunur, anlaşılır.
Kendimi savunmaktan aciz birisi değilim, donanımına birikimine güvenen herkesle de tartışmaya büyük bir iştiha ile hazırım.
Siyasi hiziplere, ikbâl kaygılarına değil, örselenmiş tüm dünya halklarına ” aidiyet “im var benim…
YAŞAMIMI, GAZETE YAZILARIMI, SOSYAL PAYLAŞIMLARIMI TAKİP EDEN DOSTLAR ISRARLA AİDİYET BAĞLARIMI SORUYORLAR;
GİDEREK ÇİRKİNLEŞEN, İĞRENÇLEŞEN VE KAHPELEŞEN GÜNÜMÜZDE, HİÇBİR KİŞİYE, GRUBA, PARTİYE, DÜNYEVİ VE DİNİ KURUMA ÖDENECEK DİYETİM YOK…
( AİLEMDEN BAŞKA ) KENDİMİ TUTSAK HİSSETTİRECEK AİDİYETLERİM DE YOK…
ONUN BUNUN YANLIŞLARINI SAVUNMAK ZORUNDA OLMADIĞIM GİBİ, BAŞKALARINDAN GELİYOR DİYE DOĞRULARI REDDETMEK ZORUNDA DA DEĞİLİM…
ELDE EDİLMESİ YIPRATICI, HIRPALAYICI ELBETTE, YİNE DE TADINA DOYULMAZ BİR ÖZGÜRLÜĞÜM, SADECE KENDİ VİCDANIMA DAYANAN BİR AHLÂK ANLAYIŞIM VAR…
TAŞIMASI ÇOK AĞIR VE ZOR AMA, BEN BUNLARLA İFTİHAR EDİYORUM…
Formun Üstü




















