Biliyorsunuz, epeydir yazı içeriklerimin konusunu Yayla yaşantımızla ilişkilendirerek oluşturmaktayım. Bu kez de aynı doğrultuda yazmayı sürdürme gereği duydum. Hem daha gerçekçi, hem de güncele de uygun düşeceği kanısındayım.
Efendim, Yayla yaşantımızda neler yok ki?
Bakınız birinde de şöyle bir söyleşimiz oluştu: Orada tanıştığımız bir yüksek kamu görevlisiyle birlikteydik. Çaylarımızı içtik, meyvelerimizi yedik. Daha başka bir gün de birlikte kahvaltı ettik. Her iki aile olarak ortak bir dost tanıdığımız olduğunu öğrenince bu yaklaşımımız daha da bir ivme kazanıvermişti. Öylesi dostluklar hızla ilerleyiveriyor.
Ne var ki, onların devlet hizmetlerinde bayağı bir üst kademede oluşları, bizim de açık kimliğimiz nedeniyle, devletin işleyiş gidişatına değinmeden de bizim bu söyleşimiz zenginlik kazanmıyor.
Nitekim, söyleşilerimizin başı da, ortası da, sonu da hep o yönde oldu. Bulunduğumuz Gedre ovası, ziraatın, tarımın konuşulmasını yaptığımız uğraş alanı olarak gerekli kılmışsa da ille o memleket konuları baskın çıkmış; ortak kamu görevinden geliyor olmamız, ağırlıklı olarak konuşma konumuzu belirlemişti.
Karşımızdaki yeni tanıdıklarımız, ev sahiplerimizin de bize üsteleyerek belirttiklerine göre, gençliklerinde ve olgunluk evrelerinde, rahmetli Erbakan’ın belirlediği yön geleneğinden gelirlermiş. Şimdi ise hükümet yanlısı bir tutumdalarmış. Öyle olduklarını zaten biz de açık seçik anlamıştık.
Neler mi konuştuk? Ülke gidişatına duyarlı kişilerin ilkesel olarak konuştukları nelerse biz de onları konuştuk. Ne bir eksik, ne bir artı!..
Benim, ilkesel yaklaşımım olan, “eşitlik, özgürlük, kardeşlik” zaman zaman dilimde yer aldı. İşi, toprak ağalığı, emek sömürüsü boyutuna, kadar götürdüğüm oldu. Devlet düzeninin, hemen her konuda görülen aksaklıklar sonucu, güvenilmezliğine kadar sözü getirdim. Meğerse bütün o görülen aksaklık ve kusurlar, eskiden ülkede tek örgütsel bağın yönetimlerinde de varmış(!).
“Gezi Olayları” sırasında, yürütmenin başının, densizlerin camide, Beşiktaş İskelesi’nde hamile kadın olayı, diye bilinen o gerilimli süreçte, yüz kızartıcı hareketler yaşandı denilip görsellerinin de Cuma günü yayınlanacağının belirtilmesinin ardından, bir türlü yayınlanamayan o belgeler de, meğerse, o “Hain Kalkışma Hareketi’ne yeltenen örgüt üyelerince silinmişmiş(!). Nedense, o Hain Yıldırı Örgütü’nün(!), saygın kişilere, askerlere, güvenlik güçlerine kurdukları her türlü sözde düzmece karalama kumpasın belgesi, gün be gün yürütme yanlısı basın-yayın kurumlarınca, büyük gürültüler kopartılarak ortalığa boca edilebilmişken, kendilerinin halkı kışkırtacak türdeki; devlet adamlığıyla bağdaşmayan açıklamalarının belgelerine sıra gelince, onlar sır olup çıkıyor. Artık ne kadar inandırıcı olunabiliyorsa(!), orası zaten hepimizce bilinen bir gerçeklik.
Bir ara eşim, eskilerden söz açarak, benim sandık kurulu başkanı olarak köylere görevli gittiğim sıra kendisine hiç bir yönlerdirmede bulunmayışımı dillendirecek oldu. Hemen ben konuya girerek, bu harketimin bilinçli yapıldığını belirttim. Hangi yönde oy kullanacağımızı açık ettiğimde, işin ucunun tutucu bir ilçede nerelere varacağını kestirebildiğimden, o konuda ağzımı sıkı tutup başıma iş almak istemediğimden, öyle davrandığımı söylemeye çalıştım. O konudaki ilkesel tutumumu da emekli oluncaya kadar sürdürdüğümü ayrıca belirtmeden geçemedim.
Gelgelelim, bizim o yüksek kamu görevlimiz, geçtim yansız tutum takınmayı, bir il, ilçe örgüt başkanı tavırları sergilemekten geri durmadı. Bizim, her ileri sürdüğümüz yürütmenin kusurlu, kasıtlı, hileli, yanlış hareketlerine, birer savunma gerekçesi buldu. Yürütmeyi sütten çıkmış ak kaşık olarak göstermeyi yeğledi. Bizim o, “kamu görevlilerinin yansız olması gerektiği” ilkemizi ise zaten hiç kale almadı. Yanlı olma konusunda “Gemi azıya almış biri,” gibiydi.
Ev sahibimiz konumundaki kadının, biraz sert kaçan çıkışlarından dolayı da, onu zehirlenmiş olmakla tanımladı. Bu sonucu da Yahudi TV. kanalı izliyor, olmaya bağladı; kendilerine TRT’yi izlemesini salık verdi. Ya!..
Onlar, o gün konuğumuzdular. Saati bayağı bir ilerletmiştik. Kendilerini uğurladık.
Günümüz kamu görevlilerinin bu hallerini elbette kabullenmiyoruz. Yansız olmalarını da her adımda anımsatmayı sürdüreceğiz. Bir gün, o gidişatın da tersyüz olabileceğini, herkes ama herkes bilmeli… Biz o kanıdayız.
İyi haftalar…




















