Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu ile Terapinin Dansı” kitaplarıyla tanıdığımız “Psikolog Dr. Saadet ELEVLİ” var.
Merhabalar Saadet Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Rica ederim Hakan Bey, teklifiniz için ben teşekkür ederim. 1978’de Aydın Nazilli’de doğdum. Anavatanım, yani çocukluğum Bozdoğan ilçesine bağlı Kızılca köyünde geçti. Kışın, içinde odun sobası yanan ve bacasından duman tüten, yazın penceresini dağlardaki kekik kokularına açan taş bir evimiz vardı. Hayatımın en güzel anılarını biriktirdiğim bu köyde, okul dönemi siyah önlük ve beyaz yakalık ile birleştirilmiş bir sınıfta, ders çalışmayarak, teneffüslerde bol bol arkadaşlarımla sek sek, beş taş oynayarak geçti. Okul olmadığı zamanlarda da incir bahçelerinde, incir ve zeytin ağaçlarına salıncak kurup sallanarak ve çok sevdiğim, kendime arkadaş edindiğim keçilerimi yeşillikler arasında otlayarak geçti. Köyümüzde ortaokul olmadığı için ortaokulun ilk yılını Aydın Cumhuriyet Kız Lisesi’nde yatılı okudum. Bu yatılı okulda geçen bir yılı hiç sevmeyerek ve derslerden bir şey anlamayarak geçirdim. Ailemin köyden Nazilli’ye taşınması ile birlikte orta ve lise öğrenimimi Nazilli Atatürk lisesinde tamamlayarak, 1995 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümünü kazandım. 1999’da mezun olduktan sonra ilk görev yerim İstanbul’da çalışma hayatına başladım. O süreçten bu yana yüksek lisans, doktora ve alanda bazı uzmanlık gerektiren eğitimler alarak hizmet vermeye devam etmekteyim. Psikoloji bilimi ve işim hayatımın çok büyük bir alanını kapladığını söyleyebilirim. Ancak şikâyetçi değilim, bu benim bilinçli tercihim.
İlgi alanım hem mesleğimin de bir gereği olduğu, hem de insanın görünen yüzünden öte, dışarıdan bakınca gözükmeyen iç dünyasına meraklı olduğum için öncelikli olarak psikoloji bilimidir. Ancak sanat ve edebiyat benim için yaşam kaynağıdır. Sinema vazgeçilmezimdir. Fakat izlediğim filmler genelde sinemada gösterime girmeyen, gişe filmi olmayan, kült filmler olduğu için sinemaya gitmem, evimde izlemeyi tercih ederim. Doğa ve doğada geçirilen zamanı kaliteli zaman olarak değerlendirir, kalabalıklardan uzak, sakin, dingin ve sade bir yaşamı en büyük zenginlik olarak değerlendiririm.
“Terapinin Dansı” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Terapinin Dansı, yakınlarını intihar sonucu kaybetmiş üç kişinin yaşamını, kayıp sonrası yas süreçlerini ve terapi hikayelerini anlatıyor. Kayıp sonrası geride kalanların, yeniden küllerinden doğarak, yaşama sarılmalarını anlatıyor. Hayatta kalmak için mükemmel bir donanımla dünyaya geliyoruz aslında, ancak ne oluyor da insanlar bu donanımı kaybediyor ve hayatlarına son veriyorlar sorusu her zaman ilgimi çekmiştir… Kitap biraz da bunu sorguluyor. İnsanları bu noktaya getiren psikolojik ve sosyal süreçleri irdeliyor… Kaybolan hayatlar ve kaybolan hayatların ardında kalanların yas süreçleri, içsel süreçleri, terapi süreçleri ve terapi sürecinde nasıl yeniden ayağa kalkarak hayata yeniden ve güçlenerek bağlanma hikayelerini anlatılıyor.


















