YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “İçimdeki Robot, Bir Gün Mutlaka Delireceğim ve Kıyamet Geliyorum Der” kitaplarıyla tanıdığımız “Ruhşen Doğan NAR” var.
Merhabalar Ruhşen Bey, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhaba, ben teşekkür ederim. 1988, İzmir doğumluyum. Dokuz Eylül Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık bölümünden mezun oldum. İngilizce öğretmenliği yapıyorum. Üniversite yıllarımdan beri öyküler, kısa romanlar yazıyorum. Özellikle bilimkurgu türüne yoğunlaşmış durumdayım. Bilimkurgu öykü dergisi Roket’i çıkarıyorum. Şu sıralar dördüncü sayıyı hazırlamakla uğraşıyorum.
“İçimdeki Robot” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
İçimdeki Robot’ta eğlenceli, kısa bilimkurgu öyküleri yer alıyor. Bilimsel yeniliklerin, teknolojik ilerlemelerin Türk toplumunu nasıl etkileyebileceği, ne şekilde değiştirebileceği çoğunlukla mizahi durumlarla okurlara sunuluyor. Kitabın ikinci bölümüyse birbiriyle bağlantılı öykülerden oluşuyor.
Peki, yapay zekâların gelecekte bizi ele geçirebileceği düşüncesine katılıyor musunuz?
Bir bilim insanı değilim, bu yüzden söyleyeceklerim sadece bir yazarın geleceğe dair varsayımları olabilir. Yapay zekânın yakın zamanda bizi ele geçirebilecek seviyeye geleceğini düşünmüyorum. Ama son yıllarda gördüğümüz üzere yapay zekâ teknolojisi, yaşamlarımızı gittikçe daha fazla etkiliyor. Bu etkinin önümüzdeki süreçte daha da artacağını görmek zor değil. Ama yapay zekânın “tekillik” noktasına ulaştığını görebileceğimi zannetmiyorum. Umarım, yanılmam.
“Kıyamet Geliyorum Der” kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?
Daha öncesinde, Kıyamet Geliyorum Der isimli bir öykü yazmıştım. Bir tür kıyamet senaryosunu konu alıyordu. Onunla bağlantılı bir novella diyebilirim Kıyamet Geliyorum Der için. Bu kısa roman “tuhaf kurgu” türünde sayılabilir. Bilimkurgu olmadığı kesin, fantastiğe yakın ama tam olarak içinde diyemem. Okurlardan çok iyi geri dönüşler aldığım bir eser. Bu açıdan daha çok okura ulaşmasını ümit ediyorum.
Çok fazla rutinim yok. Evde, kendi dizüstü bilgisayarımda yazı yazmayı seviyorum. Kafede, kütüphanede yazamıyorum. Hızlı yazan biri değilim. Bunu söyleyebilirim. Sakin sakin, başa döne döne, kontrol ede ede yazıyorum.
Her iki kitabınızın da öykü türünde olduğunu görüyorum. Bunlar ileride düşündüğünüz bir romancılık için adım mı diyebiliriz yoksa öykücü olarak kalmayı mı düşünüyorsunuz?
“İçimdeki Robot” ve “Bir Gün Mutlaka Delireceğim” eserlerim öykü kitapları. “Kıyamet Geliyorum Der” ise novella. Öykünün romancılık için bir tür ilk adım veya egzersiz alanı olduğunu düşünmüyorum. Neden derseniz, iki türün de kendine ait kolaylıkları ve zorlukları var. Bir öykü veya bir roman yazacağım diyerek bilgisayarın başına oturmuyorum. Yazarken tür konusunu çok fazla kafaya takmıyorum.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Dijitalleşmenin her şeyde olduğu gibi iyi ve kötü yönleri var. Ama dijitalleşmiş bir dünyada edebiyatın da az çok dijitalleşmesi olağan. Fakat kitap ve okuma dediğimiz eylem özünde hep aynı. Önemli olanın bu olduğu kanaatindeyim.
Yazmak ve okumak dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz?
Müzik dinlemeyi çok severim. Bana kalsa uyurken dahi müzik dinlerim. Bunun dışında diller her zaman ilgimi çekmiştir. Farklı diller öğrenmeye çalışmayı seviyorum. Çok yetenekli olduğumu düşünmesem de.
“Türk ve yabancı yazarları düşündüğünüzde özellikle Türkiye’den hangi yazarları tercih edersiniz okurken? Beğendiğiniz, okumaktan zevk aldığınız kitaplar neler?”
Çok farklı türlerde okuma yaptığımı söyleyebilirim. Ama iki türü daha çok okuduğumu fark ediyorum: Bilimkurgu ve öykü. Philip K. Dick, Ursula Le Guin, Stanislaw Lem gibi bilimkurgu yazarlarına bayılırım. Türk öykücüleri severek takip ediyorum. Hem klasik hem de çağdaş öykücülerimizi okurum.
Ülkemizdeki okur kitlesini nasıl buluyorsunuz?
Ne yazık ki okumayı seven bir toplum değiliz. Yakın çevremize baktığımızda bu acı gerçeği kendi gözlerimizle görüyoruz. Düzenli olarak kitap okuyan insan sayısı çok az. Ve okurların çoğunluğu da büyük yayınevlerinden kitapları çıkan popüler yazarlar dışındaki edebiyatçılara çok fazla şans vermiyor. Bu durum edebiyatın ülkemizdeki gelişimine olumsuz etkide bulunuyor.
Değerli Ruhşen Bey, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Sağ olun. Sağlıcakla kalın.























