YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Plaza Sufisi” kitabıyla tanıdığımız “Selcen GÜR” var.
Merhabalar Selcen Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
İstanbul Üniversitesi’nde İşletme bölümünü bitirdikten sonra İngiltere’de Sosyoloji üzerine yüksek lisans yaptım. O yıllarda bir kadın dergisinde yazıyordum ve bunun yanı sıra Almancadan Türkçe’ye, biri kişisel gelişim diğeri roman türünde iki kitap çevirdim. Türkiye’ye döndüğümde Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak ülkemizin yurt dışı tanıtım projelerinde çalıştım. Sonrasında aile işimiz olan sigorta brokerliğine geçtim. Bir yandan sigorta işimizi devam ettirirken bir yandan Posta Gazetesi’nin Pazar ekinde yazıyordum. 2014 yılında Tara Kitap’ı kurdum. 2021 de ilk romanım ‘Sır ve Gölge’yi, Burla Hatun mahlasıyla yazdım. Geçtiğimiz ay ise üç yıldır üzerinde çalıştığım ‘Plaza Sufisi’ yayımlandı. Edebiyat, sosyoloji, psikoloji ve tasavvuf özellikle ilgilendiğim alanlar.
“Plaza Sufisi” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Kitapta günümüzün mutluluk anlayışını sorguluyorum. Barınma, sağlık, ulaşım, eğitim, teknoloji ve diğer konulardaki gelişmelere, insan ömrü uzamasına rağmen, gelişmiş ülkelerde dahi artan depresyon oranlarının nedenlerini ve insanın anlam arayışını ele alıyorum. Neden mutlu değiliz? sorusuna cevap ararken hem Batı öğretilerinden hem de tasavvuftan yola çıkarak, yaşamdan tatmin duymamız için neler yapabileceğimize odaklanıyorum. Anadolu’da yüzyıllar öncesinde yeşermiş tasavvuf öğretisinin tohumlarını atan Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli ve Yunus Emre’ye ışık tutmaya çalışıp, günümüz insanının bu öğretilerden nasıl ilham alabileceğine dair kafa yoruyorum.
Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?
Niyazi Mısri’nin ‘Derman arardım derdime, derdim bana derman imiş’ beyiti, çoğumuz gibi benim de yola çıkış hikayem aslında. İnsan, biyolojik, psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve politik bir varlık olduğu kadar maneviyatı da olan bir varlık. ‘Plaza insanı’ diye tabir ettiğimiz günümüz insanı maneviyat konusunu ihmal ettiği ve modern dünya düzeni de bize bunu unutturduğu için ruhen sıkışmış durumdayız. İşte ben kendimi sıkışmış hissettiğim bir dönemde tasavvuf okumalarına yöneldim ve bu öğretiden nasıl istifade edebileceğimizin peşine düştüm. Pozitif psikoloji ile tasavvufun birleştiği noktaları yakalamak hoşuma gitti ve kendimce bir sentez oluşturmak istedim. Bu sentezi oluştururken Batı kaynaklarından da istifade ettim ancak temel olarak Anadolu mayasını ve Anadolu tasavvufunu ele almaya çalıştım. Bu kitabı yazma sürecim pek çok okuma ve not alma gerektirdiği için hem uzun sürdü hem de disiplin gerektirdi elbette. Bazı aylar her akşam, bazı aylar haftada üç dört akşam çalıştım. Kitaptaki konuların sıralamasını defalarca değiştirdim. En sonunda aklıma ve gönlüme yatan bir sıralamayla dört kısım ve kırk bölüm olarak süreci tamamladım.
Kitabınızın içeriği o kadar zengin ki burada hangisinden bahsetsek kelimeler yine de az gelir. Mutsuzluk üzerine bir sorum olacak. Her şey bu kadar çoğalmışken neden mutsuzluk azalmıyor?
Mutluluğu hem yanlış anlıyor hem de yanlış yerde arıyoruz. Tüketim ve haz odaklı yaşadığımızda, bir kısır döngüye hapsoluyoruz. Daha çok tüketir ve daha çok haz peşinde koşarsak daha mutlu olacağımıza inanıyoruz. Oysa bu bizi giderek daha tatminsiz ve daha mutsuz bir hale getiriyor. Hedef odaklı bir yaşamdan ziyade ‘değerler’ odaklı bir yaşam sürersek bu döngüden özgürleşebilir miyiz? Kitapta bu soruya cevap aradım. Sürekli haz ve tüketim peşine düşmek yerine ‘anlam’ odaklı bir yaşam nasıl yaratabiliriz? Bu soruların kıymetli olduğuna ve bunlara kafa yormamız gerektiğine inanıyorum. Bunların cevabını bulabilmek için de insanın ‘kendini bilmesi’ anahtar görevi görüyor. İşte tam da bu yüzden ‘kendini bilme ve gönül ilmi’ olarak da tarif edebileceğimiz tasavvuf bize kapı açıyor.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Dünyadaki gelişmeler bize sindirme fırsatı bırakmaksızın büyük bir hız içinde yaşanıyor. Tüm yaşamımız etkilendiği gibi edebiyat da bu gelişmelerden etkileniyor. Dijitalleşme elbette ki edebiyatı ve okuma biçimlerini etkiliyor. Sesli kitap dinleyenlerin ve ekrandan kitap okuyanların sayısı artıyor. Ben her ne kadar ille de okuduğum kitabın altını çizeyim, kağıdın kokusunu duyayım desem de çocuklarım böyle düşünmüyor. Ancak yine de esas olan her zaman içerik olacaktır bana göre. Kitap okuma biçimlerimiz değişse de kitap okuma oranımız düşse de edebiyat üretiminin her zaman devam edeceğini, edebiyata ihtiyacımızın hiçbir zaman bitmeyeceğini düşünüyorum.
Yazmak ve okumak dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz?
Çocuklarımla vakit geçirmeyi, onlarla hem yeni yerler keşfetmeyi hem de çocukluk anılarımın geçtiği yerlerde birlikte dolaşmayı seviyorum. Edebiyatla ilgili etkinliklere katılmak, dostlarımla bir araya gelmek, özellikle de Tara Akademi çatısı altında gerçekleştirdiğimiz söyleşi ve sohbetlerde birlikte vakit geçirmek benim en çok keyif aldığım aktiviteler diyebilirim.
“Türk ve yabancı yazarları düşündüğünüzde özellikle Türkiye’den hangi yazarları tercih edersiniz okurken? Beğendiğiniz, okumaktan zevk aldığınız kitaplar neler?”
Türk yazarlar arasında Peyami Safa, Sabahattin Ali, Ahmet Hamdi Tanpınar okumaktan ayrı bir keyif aldığımı söyleyebilirim. Özellikle Peyami Safa’nın hem romanlarını hem de vakti zamanında yazmış olduğu köşe yazılarını ilgiyle okuyorum. Roman ve şiir türlerinde genellikle tercihim Türk yazarlardan yana oluyor. Roman türünde günümüz yazarlarından Ayfer Tunç ve Hakan Günday’ı beğeniyorum. Şiirde ise Birhan Keskin, İsmet Özel, Haydar Ergülen, Didem Madak severek okuduğum isimler.
Değerli Selcen Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…






















