YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Hayatımın Kadını” kitabıyla tanıdığımız ” Özge YETKİNER” var.
Merhabalar Özge Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Ben teşekkür ederim. 1983 yılında Ankara’da doğdum. Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünden mezun olduktan sonra Londra’da pazarlama iletişimi eğitimi aldım. Ardından yüksek lisans yapmak için İstanbul’a gelerek Reklamcılık ve Marka İletişimi Yönetimi bölümünü bitirdim. Daha sonra el işçiliği ile sınırlı sayıda üretilen ‘Mon Bel Ange’ isimli ayakkabı markasını kurdum. Türkiye’de ev hizmetleri alanında çalışanların revaçta olduğu ve bu alanda kaliteli hizmete ihtiyaç duyulduğu bir dönemde ‘Perfect Helper Ev Hizmetleri Danışmanlık Merkezi’ni kurarak ajans hizmeti vermeye başladım. Yazı yazmak ise çocukluğumdan bu yana en büyük ilgi alanım oldu. ‘Hayatımın Kadını’ adlı kitabımı yazmaya karar verdim.
“Hayatımın Kadını” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Kitabımda Türkiye’de yaygın olarak ailelerin ihtiyaç duyduğu ev hizmetleri çalışanlarının gerçek hikayelerini anlattım. Kısa öykülerden oluşan kitabımda hem işverenlerin, hem de çalışanların ev içinde yaşadığı olaylara yer verirken iki tarafın da kendi geçmişine ve içsel yolculuklarına değindim. Okuyucu hikayelerin içinde kendi yaşadıkları olaylarla benzerlikler kurarken daha önce üzerine düşünmediği detayları da farkedecek. Kitabımda çıkış noktam hayatımızın ortak sorunu, hatta neredeyse odak noktası haline gelen ev içinde yatılı veya gündüzlü, Türk veya Yabancı uyruklu kadınlar ile kurduğumuz ilişkilerdi. Bu ilişkiler daha önce üzerine hiç düşünülmemiş, irdelenmemiş olsa da çoğu insanın psikolojisini etkileyen, yaşamının en orta yerinde duran anlamlı bir etkiye sahip. Ben, aynı çatı altında yaşayan, çoğunlukla göç ederek ülkemize çalışmak için gelen ev hizmetlileri ile kurulan bağları, olumlu ve olumsuz olayları irdeledim. Okuyucu satırların arasında sevindirici, üzücü , kimi zaman şaşırtıcı olaylar ile kendini bulacak, bu konudaki benzer duyguları ve yaşanmışlıkları keşfedecek.
Yazdığınız metinlerin öykü olması bilinçli bir tercih mi? Başka türlerde de yazıyor musunuz?
Kitabımın öykülerden oluşması bilinçli tercihimdi çünkü içerikte bulunan kişiler,ülkeler, olaylar, duygular çok fazla çeşitlilik gösteriyordu. Tamamen gerçek olayları yazarken bu çeşitliliklerin hepsini okuyucuya sunmak istedim. Bu nedenle kitabı 10 ayrı öyküden oluşturmaya ve gözlemlediğim tüm olayları doğru ve gerçek biçimiyle kaleme almak istedim. Her türde yazı yazmayı severim ama yazılarımın çoğunluğu kısa hikayelerden ve şiirlerden oluşur. İlk kitabım olan ‘Hayatımın Kadını’nı ise en iyi biçimde okuyucuya yansıtacak türün kısa öyküler olduğuna karar verdim.
Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Yazmak benim için konuşmanın da ötesinde bir ruhsal dile dökülüş, yaşamın tüm duygu, düşünce, gözlem ve tecrübe birikimlerinin kaleme yansıyışıdır. Bu bana kendimi en iyi şekilde ifade edebilme olanağını sağlıyor.
Bakıldığında bir dünya var ve o dünyanın içinde milyonlarca insan da… Buna da “Edebiyat” adı veriliyor. Ama sorulduğunda da hayal deniliyor. Edebiyat gerçekten nerede yaşanıyor?
Edebiyat tüm yaşamın ta kendisidir. İnsan yalnızca bedenden ibaret değil ve yaşam sadece somut şeylerden oluşmaz. İnsanın içinde derin bir ruh, yaşamın içinde ise duygular vardır. Güneş doğar ve batar, günler değişir, Dünya döner durur ama insan ruhu bunları duygularıyla değerlendirir. Yaşam insanın bakış açısıyla, olayları değerlendiriş biçimiyle, maneviyatla anlam kazanır ve bu benim gözümde edebiyattır. Tüm bu manayı, geçmiş ve gelecek anları kaleme dökebilmek, bugünü, yarını, insanı, sevgiyi, nefreti, ağacı, çiçeği, evleri, evreni yazabilmektir edebiyat. Edebiyat bazen hayaldir, kurgudur bazen de gerçeğin birebir gözler önüne serilişidir. Hergün yeni bir gün akıp giderken biz de hergün yeni olaylara, yeni duygulara şahit oluruz ve birileri bunu kaleme alıp duyguların katibi olmayı başarır.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Dijitalleşme şüphesiz bir çok konuda bize kolaylık sağlıyor. Gelişen dünyada bu duruma ayak uydurmamak zaten mümkün değil. Akıllı telefonlar, her işimizi yürüttüğümüz bilgisayarlar, dünyayı elimizin altına getiren web ağları bizi zamanla insana ihtiyaç duymaz hale getiriyor ve yüzyüze iletişimi azaltmaya başlıyor. Dijitalleşme geliştikçe bilgiye ulaşmak da kolaylaşıyor ve bu nedenle insanlar eskisi kadar kitap okumaya ihtiyaç duymuyor. Her şeyin dijital ortamlarda gerçekleştirilebilir hale gelmesi insanı bu yöndeki ilgi ve meslek alanlarına yöneltiyor. Eskiden tadı, keyfi olan gazete, dergi ve kitap okuma gibi aktiviteler kağıt sayfalardan çıkıp dijital platformda e-kitap, e-gazete gibi şekillerde sunuluyor. Böylece insanlar daha mekanik, daha real, daha zahmetsiz bir dünyaya alışıyor. Kitap okumanın, sayfaları çevirmenin eski tadı kalmıyor. Dijitalleşme bu anlamda olumsuz açıdan duyguların biraz körelmesine sebep olup bize geçmişi özletirken, olumlu açıdan kağıt tüketimini azalttığı için doğaya ve çevreye karşı zararı da azaltıyor. Dijitalleşmenin insanlar arasındaki sözel iletişimi de kısıtladığını düşünüyorum. Bir restoranda oturan bir çiftin birbirleriyle sohbet etmek yerine ellerindeki telefonlara baktığını çoğu zaman gözlemleyebiliriz. Geçmişte insanların birbirine ulaşabilmek için mektup yazması dijital çağda da neredeyse son buldu. Artık insanlar tüm iletişimini e-posta veya akıllı telefonlar üzerinden uygulamalarla sürdürüyor. Dijialleşmenin insanların derin hislerini biraz yok ettiğini düşünüyorum ve bu yüzden de günümüzde çoğu insan geçmiş zamanları, çocukluğunu, gençliğini, herşeyin daha sade ve emekle yaşandığı günleri özlüyor. Dolayısıyla duygular köreldikçe edebiyatın ortaya çıkışı da olumsuz etkileniyor ve eski önemini yitirmiş gözüküyor.
Yazmak ve okumak dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz?
Okumak ve yazmak dışında da kendime zaman ayırdığım pek çok şey var. Piyano çalmayı çok seviyorum ve kısa zaman önce bu alandaki eğitimimi tamamladım. Bunun yanı sıra hayatımın büyük bir bölümünü lisanslı ritmik jimnastikçi olan kızımı antreman ve yarışmalara götürerek geçiriyorum. Seyahat etmeyi, dostlarımla olmayı çok seviyorum. Ayrıca sevdiğim insanlara, aileme, arkadaşlarıma yemek yapmayı da çok seviyorum. Boş zamanlarımda çok fazla film ve belgesel izliyorum, gerilim, suç, cinayet ve özellikle doğa üstü konulu olanları özellikle ilgimi çeker. Evde olduğum sürece ailem ve hayvanlarımla ilgilenirim.
En son okuduğunuz kitap nedir? Fethiye Haber okurlarına tavsiye edebileceğiniz kitap ya da kitaplar var mıdır?
En son Michael Newton’ın “Ruhların Yolculuğu” adlı eserini okudum. Kitabın konusu beni çok derinden etkiledi ve yaşama, varoluşa, doğuma, ölüme olan bazı sorularım cevap buldu.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Günümüzde her ne kadar teknolojinin gelişmesi bizi dijitalleşmeye sürüklese de insanların ufak bir kaçış noktası, bir dinlenme methodu olarak okumaya devam ettiğine inanıyorum. Özellikle doğru eğitim veren okullar, çocuklarını özenli yetiştiren aileler, okuma alışkanlığını unutturmayan bilinçli bir nesil ortaya çıkarıyor. Gelişen dünyada okuma gibi bazı alışkanlıklar körelse de aynı zamanda bilgiye erişimi yüksek olan, bilinçlenen gençler okumayı da bir kenara itmiyorlar. Her dönemde olduğu gibi bu zamanda da okumayan bir kitle, ve herşeye rağmen okuyan bir kitle varlığını sürdürüyor ve oran yine dengeleniyor.
Değerli Özge Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Şu anda ikinci kitabım üzerine çalışıyorum. Umarım kısa zaman içinde okuyucuyla buluşacak.
Bu keyifli röportaj için ben teşekkür ederim.






















