YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR2016
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Dünya Döner Renkler Kalır ve Zaman Geçer Sesler Kalır” kitaplarıyla tanıdığımız Yunus Nadi Roman Ödüllü yazar “Belgin Bıyıkoğlu” var.
Merhabalar Belgin Hanım, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
Merhaba, Çardak Çanakkale doğumluyum. İlkokulu Çardak ve İstanbul’da okuyup ardından Çardak Ortaokulunu bitirdim. Lapseki Lisesi’nin ilk mezunlarındanım. Ege Üniversitesi Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nda bir sene öğrenim gördükten sonra aynı üniversitenin Fen Fakültesi Mikrobiyoloji Bölümünden mezun olarak çalışma yaşamına atıldım. Uzun yıllar fermantasyon, gıda ve ilaç sanayilerinde orta kademe yöneticisi olarak çalıştım.2016 yılında emekli olduktan sonra yazma ve okumaya ağırlık verdim.
Küçük yaşlardan beri içimde olan yazma isteğini geliştirmek amacıyla 2008 le 2021 yılları arasında çeşitli dönemlerde farklı edebiyat atölyelerine devam ettim.2018 yılında ilk öykü kitabım Hadi Gülümse Sinopsis Yayınları tarafından basıldı. 2021 yılında Destek Yayınları tarafından basılıp raflarda yerini alan ilk romanım Dünya Döner Renkler Kalır 2022 yılında 77. Yunus Nadi Roman Ödülüne değer bulundu.2023 yılı Nisan ayında yine Destek Yayınları tarafından basılan ikinci romanım Zaman Geçer Sesler Kalır okuyucuyla buluştu.
Lise yıllarından beri devam ettiğim resim çalışmalarımı, İstasyon Sanat Evi’nde iki yıl resim ve sanat eğitimi alarak geliştirdikten sonra 2003 2007 yılları arası ünlü ressam Feyyaz İnanç ‘tan ders aldım. Halen resim çalışmalarıma evden devam ediyorum. Şimdiye kadar çeşitli ortak sergilere katıldım. İleride kendi kişisel sergimi hayata geçirmek istiyorum.
1988 yılından beri evli olup iki yetişkin çocuk annesiyim.
“Zaman Geçer Sesler Kalır” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Pek uzak olmayan bir tarihin içinden süzülüp gelen bir roman. Dünya Döner Renkler Kalır’ın gölge kahramanı Sabite Hanım’ın on yaşında olduğu 1887 yılından başlayıp Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra sonlanan roman; o dönemin önemli olaylarını da arka plana alarak ilerliyor. Türklerin ilk Rumeli’ne geçtikleri yer olan Çardak Kasabası’nı merkeze alan roman; depremin, savaşın, yanıp yıkılan şehirlerin gölgesinde; sevgiyi, dostluğu, toprağa, vatana bağlılığı, aşkı, yoksulluğu, kıtlığı, anne baba olmayı kısaca insanlığı anlatan bir roman. En önemlisi de emperyalizme karşı Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde; silah arkadaşlarının askerlerimizin, aydınların ve halkın desteğiyle verilen onurlu direniş destanını da adım adım anlatan bir roman. Bütün bunları yaparken de kendi sıcaklığı içinde okuyucuyu alıp o günlere götürüyor. Cumhuriyet’in nasıl kurulduğunu bir kez daha gözden geçirirken o yanmış yıkılmış memleketten yeni, aydınlık, modern bir ülkenin doğuşuna tanık oluyoruz. Romanın sonlarına doğru iki kadim dost Sabite ile Fedora’nın konuşmalarına kulak verdiğimizde, içimizde her türlü zorluğun üstesinden gelebilecek bir güç olduğuna inanıyoruz ve umut hep var , hayatın üstesinden gelebilmek için mücadeleye devam diyoruz..
“Dünya Döner Renkler Kalır” eseriniz size Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazandırdı. Peki, Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmanın sizin için nasıl bir anlamı oldu?
Yunus Nadi Roman Ödülü hayatımda aldığım en değerli ödül ve Türkiye’nin Nobel’i denebilecek olan bu ödül her zaman başımın tacı olacak. Benim için anlamı çok büyük adeta hayat boyunca yaşadığım güçlüklere karşı verdiğim mücadelenin de ödülü. Ben, Dünya Döner Renkler Kalır’ı yayınevine teslim ettikten hemen sonra Zaman Geçer Sesler Kalır’ın yazım sürecine başlamıştım her koşulda yazmaya devam edecektim ama çok daha çetin olacaktı yolum. Beni tüm Türkiye’ye yazar olarak tanıtan bir ödül oldu. Ben de bu güzel ödülü hiçbir şekilde gölgelemeyeceğime ve yazdıklarımda insanlığı anlatmaktan vazgeçmeyeceğime buradan söz veriyorum.
Kitaplarınızı nasıl bir teknik yol izleyerek yazıyorsunuz? O bütünlük nasıl kurgulanıyor? Önce karakterler mi netleştiriliyor, yoksa sadece akışa mı bırakıyorsunuz?
Çok yerinde ve güzel bir soru. Evimizde eşim ve iki çocuğumla yaşıyorum. Kendime ait bir odam yok ve aynı zamanda evinin işlerini yapmak zorunda olan bir eş ve anneyim belki de o nedenle yazmak için zamanım çok kısıtlı olduğundan belki de yapım gereği beynim o şekilde çalıştığı için önce kafamda şekillendiriyorum. Nereden gelecek ne olacak karakterle kim, nasıl insanlar? Bunlar kafamda olgunlaştıktan sonra karakterlerin temel özelliklerini yazıyorum sonra şemalar oluşturuyorum. Kim, ne zaman doğdu, ne iş yapar? Gibi. Sonra ilk sahneyi kurgulayıp gerisini akışa bırakıyorum. Zaten kafamda canlandırmalar tamamlandığı için beni alıp götürüyor. Arada küçük sapmalar olabiliyor. Dünya Döner Renkler Kalır’da Güner ve Aybars adeta kendileri gelip romana girdiler, ben de izin verdim katılmalarına güzel de oldu. Zaman Geçer Sesler Kalır’da da Ferzad ilk başta aklımda yokken olaylar onun katılması yönünde gelişti. Zaman Geçer Sesler Kalır dönem romanı olduğu için hikaye kafamda oluşup şemaları çıkardıktan sonra bir de okunacaklar listesi hazırladım. Altı ay o süreç sürdü sonra oralardan özet çıkarıp olay tarihlerini sıraya koydum sonra da bazı konuları eledim. Daha sonra da temize çekilmiş liste ve kısaltılmış özetlerle yoluma devam ettim. Tabii ki yazdığım her şeyi kafama sığdıramam. Çoğu durumu günlük yoluyla anlatacağım belliydi ama günlüğe ne yazacağımı akış belirledi ben orada Sabite oldum ve onun o anda yaşadığı olaylar ve duygularla yazdım. Bence plansız olmaz ama akışa bırakmadan da olmaz. Akış, yazmanın büyüsünü yakalama anı bence.
Bakıldığında bir dünya var ve o dünyanın içinde milyonlarca insan da… Buna da Edebiyat adı veriliyor. Ama sorulduğunda da hayal deniliyor. Edebiyat gerçekten nerede yaşanıyor?
Bu soru da çok güzel. Edebiyat dünyadan besleniyor elbette, hatta hayatın ta kendisi. Hayatın içinde ne varsa edebiyatta da var. Söyleşilerde bazen kendilerinin ya da büyüklerinin yaşamını yazmak istediğini söyleyen dinleyiciler oluyor, yaşamlarının roman olduğundan söz ediyorlar. O yaşamı roman haline getirmek için kurgunun, duygunun, bir dünya görüşünün devreye girmesi gerekiyor. Kahramanımız kadın bir erkeği sevmiş olsun bunu düz olarak yazarsak edebiyat olmaz. O kadın içinde duyduğu sevgiyi nasıl ifade eder içinde neler olur ne gibi değişimlerden geçer, gökteki yıldızlar ona neyi çağrıştırır bunları devreye soktuğumuz zaman ancak o kadını anlarız. Hayaller de devreye girer. Aslında hayaller de yine bu dünyaya aittir.. Bazen de çok acı bir konuyu anlatmak isterken o hadiseyi bütün çıplaklığıyla anlatmak etkili anlatmaya yetmez. Olayı eksiltirsiniz ama öyle bir anlatırsınız ki okuyan kendini o olayın içinde hisseder. Edebiyatın gücü buradadır.
Son olarak edebiyat nerede yaşanıyor? Sorusuna tek bir cümleyle cevap vermek gerekirse, edebiyat, hayatın ta içinde yaşanır çünkü konularını yaşamdan alır. O konuları edebiyata dahil edense; işin içine; kurgunun; hayallerin, duyguların katılması, okurken de o duygulara ilave olarak okurun kendi hislerinin eşlik etmesi ve kendi içine dönmesi bazen hesaplaşması, bazen hüzünlenmesi bazen de umutlanıp, neşelenebilmesidir diyebilirim. Tabii ki bu benim görüşüm.
“Dijitalleşmenin “edebiyata” etkisi nedir? İyi ve kötü yanlarını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?”
Dijitalleşme, edebiyata olumlu ve olumsuz etkileri berberinde getirdi. Her şey değiştiği gibi edebiyat da zaman içinde değişecekti kaçınılmaz olarak. Ben edebiyatın insanların konuşmaya başladıkları andan beri faklı şekillerde var olduğunu düşünenlerdenim dolayısıyla dijitalleşmeyle birlikte bir sürü şeyin değişmesi çok normal.
Olumsuz etkilerinden birisi de edebiyat yapıyorum diyerek anıların, iç dökmelerin bazıları iyi olsa da bazılarında yazım kurallarına hiç dikkat edilmeden yazılması; arkadaş ve yakınlar tarafından övgüye boğulması. Bunları yazarken,Türkçe’nin düzgün kullanılmaması.
Olumlu yönlerine gelince Bazı kitapların diz üstü bilgisayardan okunur hale gelmesi bir anda bir çok kitaba ulaşıyor olunması, örneğin uzun seyahat edenler için bu güzel bir şey. Yine çok önceden okuduğunuz bir kitapla ilgili aklınıza bir soru takıldı diyelim, hemen öğrenebiliyorsunuz. Daha çok okura ulaşmanın da bir yolu aynı zamanda. Burada yine olumsuz bir yöne değinmeden geçemeyeceğim. Burada yazarın emeğini değerlendiren bir yapının olması da gerekir. Kitaba indirme hakkına sahip olan biri çok kolaylıkla onu diğer arkadaşlarıyla paylaşabiliyor.
Son olarak dijitalleşme kaçınılmaz ancak ben basılı kitap formunun da kalacağına inanıyorum ve çocuklarımıza küçüklükten kitabın güzel kokusuyla tanıştıralım ellerine, kucaklarına alsınlar başuçlarında onlara yoldaşlık eden bir kitap bulundurmayı alışkanlık haline getirsinler diyorum.
Yazmak ve okumak dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz?
Ben hayatın içinden geldim ve yaşamıma da öyle devam etmek istiyorum. Bu yaşam tarzı aynı zamanda beni edebiyat anlamında da besliyor. Sabah erkenden altı gibi uyanıp dokuza kadar yazıyla ilgilenirim. Sonra sıradan günlük yaşamıma geçerim. Kahvaltı hazırlar, evi toplar, alışverişe gider, yürüyüş yapar; arkadaşlarımla, dostlarımla buluşurum. Bütün bunları da MasterCamp kurucusu sevgili Zuhal Gürçimen’in dediği gibi kafamın üstünde benimle birlikte gezinen bir bulutla yaparım. O bulutun içinde aklıma gelenler, yazacaklarım, gözlemlerim olur. Bir de resim olayı var. Altı aydır resim yapamasam da fırsat bulduğumda, resim yapmaya çalışırım.
En son okuduğunuz kitap nedir? Fethiye Haber okurlarına tavsiye edebileceğiniz kitap ya da kitaplar var mıdır?
En son Zülfü Livaneli’nin Edebiyat Mutluluktur kitabını okudum. Tabii ki tavsiye edebileceğim kitaplar var. Şu anda okumaya devam ettiğim Mehmet Zaman Saçlıoğlu’nun 2014 Yunus Nadi Roman Ödülü alan kitabı General Uçtu isimli romanı var oldukça sürükleyici. Büyük usta Yaşar Kemal’in Fırat Suyun Kan Akıyor, Karıncanın Su İçtiği, Tanyeri Horozları,Çıplak Ada Çıplak Deniz isimli romanlarından oluşan Bir Ada Dörtlemesini öneririm.
Değerli Belgin Hanım, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben de güzel dilekleriniz; bana kendimi, kitaplarımı, Zaman Geçer Sesler Kalır’ı anlatma olanağı verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Siyasetten daha çok edebiyat konuşup birbirimizi daha iyi anlayacağımız güzel günlerin gelmesi yürekten isterken size de başarılı, güzel günler diliyorum.






















