YAZARLARLA RÖPORTAJ / HAKAN BİROL SORUYOR
KIYMETLİ YAZARLARIMIZ CEVAPLIYOR
www.hakanbirol.com
Merhaba değerli okuyucularımız. Her hafta bir yazarla röportaj köşemizde bu hafta “Biraz da Sana Bağlı ve Senden Daha Kırmızı” kitabıyla tanıdığımız “Erdim BAKIRCI” var.
Merhabalar Erdim Bey, öncelikle röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Bize kendiniz ve ilgi alanlarınız hakkında bilgi verir misiniz?
1982 doğumluyum. Evliyim ve bir kız çocuğu sahibiyim. Ortaokul ve lise yıllarımı yatılı olarak Özel Darüşşafaka Lisesi’nde tamamladım. Marmara Üniversitesi İktisat bölümünü bitirdikten sonra bir süre özel sektörde çalıştım, daha sonra kamu sektöründe Gelir Uzman Yardımcılığı görevinde bulundum. On yılı aşkın süredir de Vergi Müfettişi olarak çalışmaktayım. Müzik ile çocukluğumdan beri ilgileniyorum. Gerek Atatürk Kültür Merkezi, TRT vb. gibi yerlerde gitar resitalleri verdim, konserlere çıktım. Lise yıllarında orkestramızla ödüller kazandık. Hala gitarlarım ile evimde kurduğum stüdyoda müzik çalışmalarıma devam ediyorum. Bir yandan satranç da benim diğer tutkum. Kısacası müzik ve satranç tutkum ile yazılar yazıyorum. Roman yazmak ise benim için en büyük yaratıcılığımın ve hayal gücümün göstergelerinden birisi. Roman yazarken kendi dünyamda gezinmekten oldukça keyif alıyorum. Umarım bu okuyucular için de geçerlidir.
“Senden Daha Kırmızı” kitabınızdan bahsedecek olursak eserinizde okuyucularımızı neler bekliyor?
Hayal edemeyecekleri kadar çok şey bekliyor okuyucuyu. Karakterler, karşılıklı konuşmalar, hikâyeler ve olaylar heyecan verici… Yeni kitabını yazmak için kasabaya yerleşen bir yazarın; kasabayı, kasabanın insanlarını, işlenen cinayetleri, yaşanan aşkları ve heyecanları, çalınan piyano resitallerini, dedikoduları, nardan evi, seri katili ve kendisinden daha kırmızı olan romanı yazması üzerine bir kurgu bütün hepsi. Kişinin kendi dünyasında bir yolculuk yapması gibi romanın da içinde bir şekilde böyle bir döngü var. Hayal sınırlarını zorlayan ve yaratıcılığı ön planda tutan bir roman “Senden Daha Kırmızı”
Roman ve hikâye yazmanın en zor kısımlarından biri de olay örgüsünü oluşturabilmektir. Eserinizdeki olaylar yaşanmış bir yere mi dayanıyor yoksa kurgu mu?
Romanım bir kurguyu dayanıyor. Gerçekten roman yazmanın en zor kısmı olayları ve karakterleri birbiri ile bağdaştırmak olduğunu düşünüyorum. Kafanızda hayal ettiğiniz ve kurguladığınız olaylar ve karakterler bir zaman sonra değişebiliyor ve yazdıklarınızı beğenmeyebiliyorsunuz. Sonrasında ise hayal ettikleriniz bambaşka yerlere sürüklenebiliyor. Bunun önüne geçmek için ben romana başlamadan önce bütün kurguyu, olayları ve karakterleri notlarıma yazarım, sonrasında değişmesini istemediğim kurguyu baştan yazarım. Uzun bir çalışmanın ardından ise son olarak romanı yazmak kalıyor. Burada en önemli hususlardan birisi karakterleri ve özelliklerini belirlemek. Romanın ilk sayfalarında sessiz ve ılımlı bir karakteri romanın son sayfalarında kavgacı bir kişilik olarak yazdığınızda sıkıntılar olmaya başlıyor örnek vermek gerekirse. Aslında roman da hayatın bir parçası gibi. Kurgu olarak tasarladığınız karakterleri ve olayları gerçek hayattaki gibi düşünürseniz romanınız da bir o kadar gerçekçi ve akıcı oluyor bence. Romanımdaki olaylar yaşanmış bir hayata dayanmıyor elbette, tamamen hayal ürünü bir kurgu “Senden Daha Kırmızı”
Yazmanın sizdeki tarifi nedir? Bize bunu biraz anlatır mısınız?
Benim için roman yazmak bir tutku. Hatta “Senden Daha Kırmızı” romanımda ana kahraman da bir yazar ve romanın içinde de yazmanın nasıl bir uğraş olduğunu anlatıyor. Roman yazmak benim için hayallerin sınırını zorlayan tamamen bir yaratıcılık olayı. Tabii ki yazma konusunda bir yeteneğiniz de olması gerekiyor hayalleriniz arasında. Yazarken genellikle heyecanlı oluyorum ben, aklımda fikirlerin uçuştuğu, gerçek dünyadan kopup kendi dünyama yolculuk yaptığım bir seyahat gerçekleştiriyorum. “Senden Daha Kırmızı” romanımın bir bölümünde şöyle bir bölüm var. Sanırım yazmanın tarifini romanda yazmışım. Paragraf aynı şu şekilde: “Heyecanlıydım. Aklımda deli gibi fikirler uçuşuyorlardı. Romanım için her ayrıntıyı düşünüyordum yazmadan önce; neyin, ne zaman, nerede olması gerektiğini, kimin nasıl öldürüleceğini, hangi aletlerle ölümün gerçekleştirildiğini, akan kanı, beyazlaşan bedenleri, kimi zaman denize atılan kimi zaman toprakla bütünleşen o cesetleri düşünüyordum. Altında yatan nedenleri araştırıyordum işlenen cinayetlerin, kadın cinayetlerinin, mafya cinayetlerinin, suikast cinayetlerinin tek tek nedenlerini sorguluyordum zihnimde ve ayrıntılarda gizli oluyordu çoğu zaman o işlenen cinayetlerin nedenleri. Bu yüzden bir roman tasarlamak ve yazmak bir cinayet işlemek gibiydi. Her ayrıntısını düşündüğünüz ve hata yapmadan, yakalanmadan bir şaheser ortaya çıkarmaktı belki de amaç. Roman yazan, bir satranç oyuncusu gibi düşünen, planlayan, dikkatli ve hayalleriyle geleceği şekillendirendi, cinayeti işleyen ise aynı şekilde ihtimalleri hesaplayan, hataya yer vermeyen ve hızlı hareket eden birisiydi. Her ikisi de soğukkanlıydı. Mükemmeli yakalamak için çok çalışırlardı. Her ikisi için de cesaret, sabır ve özgüven gerekliydi.”
En çok hangi tür kitapları okuyorsunuz ve hangi yazarları takip ediyorsunuz?
Benim açımdan bir kısım roman/kitap yazanlar ve bir kısım da okuyanlar olarak ikiye ayrılan gruplar var. Ben daha çok kitap/roman yazanlar tarafındayım. Açıkçası roman yazmaktan kitap okumaya çok zamanım kalmıyor hayatın içinde ama yine de elimden geldiğince kitap okumaya çalışıyorum. Sevdiğim kitap türleri arasında daha çok polisiye ve cinayet romanları yer alıyor. En sevdiğim ve aklıma gelen yazar ise Ahmet Altan. Gerçekten romanlarının ve dilinin çok başarılı olduğunu düşünüyorum.
Yazmak başlı başına cesaret isteyen bir iştir. Yazmak isteyen ama nasıl yazmaya başlaması gerektiğini bilmeyenler için önerileriniz var mı?
Yazmak gerçekten cesaret isteyen bir iş. Bunu bir eser meydana çıkarırken daha iyi anlıyorsunuz. Ama daha da önemlisi yazmak sabır isteyen bir iş. Uzun bir zamanda büyük emeklerle ortaya çıkan yazıların arkasında büyük bir sabırlılık var. Sabır, yetenek ve hayal gücüyle başarılamayacak bir iş yok bence. Roman da bu şekilde. Yazmak isteyenlere en önemli tavsiyem hayal etmeleri, sabırla yazılar yazmaları ve asla pes etmemeleri. Bir öğrenci gibi yazdıkları üzerinde düşünerek ilerlemeleri ve üzerine kafa yormaları gerek. Zaman içerisinde olgunlaşarak yazdıklarınızın kendilerini geliştirdiğini ve daha güzel olduklarını göreceksiniz.
Ülkemizdeki okuma oranları hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Gözlemleriniz doğrultusunda genç nesle bakış açınızı özetleyebilir misiniz?
Okuma oranlarının ülkemizde düşük olduğunu düşünmekle beraber yine de azımsamayacak derecede okumayı seven, yazarları ve kitaplarını takip eden, istekli ve hevesli okuyucu kitlesi olduğunu da düşünüyorum. Tabii ki de, genç neslimizin okuma alışkanlıkları değişmiş durumda. Artık elimizde, çantamızda kitaplarla dolaşmak yerine telefon, tablet ve bilgisayarlar ile dolaşıyoruz. Yine de yeni teknolojiler kitap okuma alışkanlığımızı değiştirse de elimizde canlı kitap tutarak okumak da bir başka keyifli.
Değerli Erdim Bey, bize vakit ayırdığınız için teşekkür ederiz. En kısa zamanda yeni eserlerinizi de okuyabilmek dileğiyle…
Ben teşekkür ederim.






















